Bir Ağaç Dalından, 40 Bin Ağaca

0

91 Yıl öncesinde çevre kirliliği namına bir girişim yoktu, ozon tabakası delinmemiş ve doğa dilendiği şekilde talan edilebiliyordu. Ağaç ve doğa sevgisinin, geleceğimiz için ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir olay, tam da 91 yıl önce, Yalova’da yaşandı

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 21 Ağustos 1929 tarihinde, İstanbul’dan Bursa’ya gitmek üzere Ertuğrul yatıyla Yalova açıklarından geçtiği sırada, sahilde gördüğü ulu bir çınardan, çok etkilenir ve tekneyle kıyıya çıkarak ağacın gölgesinde oturur. Kendisi için çınarın yanına küçük bir ev yapılmasını ister. Ahşaptan iki katlı mütevazi ev 22 gün içinde hazırlanarak, 12 Eylül 1929’da bitirilir.

Bir yıl kadar sonra 1930 yılı yazında Atatürk Yalova’daki köşküne yaptığı ziyarette, bir bahçıvanın, binaya dayanan çınarın dallarını kesmeye çalıştığını görünce, “Dal kesilmeyecek, köşk kaydırılacak” der.

Bunun üzerine 8 Ağustos 1930 tarihinde İstanbul Fen İşleri Yollar ve Köprüler Şubesinden gelen mimar ve mühendis ekiplerince köşkün etrafı temel seviyesine kadar kazılarak temel altına tramvay rayları yerleştirilir. Önce köşkün teras kısmı bir günde kaydırılır sonrasında, bina 2 günlük çaba sonucu 4,8 metre kadar çınardan doğuya doğru uzaklaştırılır. Köşk yıkılmaktan, çınar ağacı da kesilmekten kurtulmuş olur. Bu olay çevre bilinçlenmesi anlamında bir ilk teşkil etmektedir. Bu olay sonrası binanın adı “Yürüyen Köşk” olarak anılır. Bu köşk de dönemin önemli Türk ve yabancı devlet insanları ağırlanır.

Köşk denildiğine de aldanmayın. Mütevazi 2 katlı ahşap bir yapıdır. Öyle yazlık bir saray için 40 bin civarı ağaç kesilmedi. Yapıyı Yalova’da görebilirsiniz sizlerde. Yapının taşınması ve şu an ki son halinin görsellerini incelerseniz, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bizler ne zaman bu kadar duyarsız ve ağaç düşmanı olduk ki? İslam dini bize ağaç ve doğa sevgisini anlatır. Peki neden bu kadar düşmanız ağaca?

Gezi eylemlerinde duruş sergileyen insanlar, siyasi iktidara karşı olmak için değil, ağaçlar kesilmesin diye bir tavır sergilemişti. Sonrasında süreç, farklı grupların dahli ile bambaşka hal almaya başladı. Ama çıkış noktası ağaçtı ve doğaydı.

Bu hafta Yalova, Bursa ve İstanbul seyahatlerim oldu. İstanbul’a kadar ki ulaşımım karayolundan oldu ve Bursa Yalova arasındaki ormanlık alanlara aşkla ve hayranlıkla baktım. Lakin şehir merkezlerine doğru azalan ağaç ve yeşillik oranı beni olumsuz etkiliyor. Hele ki İstanbul, trafiğinden ayrı, beton ormanlarından ayrı rahatsız oldum.

Yeşile hasret olarak memleketim egeye döndüm. Evim bahçeli bir arazi içerisinde ve gelir gelmez bahçemdeki ağaçlarıma sarıldım. Bahçemdeki tüm ağaçların bir hikayesi ve anısı vardır ve onların büyümesi o kadar zaman aldı ki, bırakın kesilmesini, dallarına zarar gelecek diye aklım çıkar. Çünkü emek verdim her birine, hele ki bir palmiyem var, 6 yıl kadar önce tohumdan yetiştirdim. Çocuk gibi hala büyümeye çalışıyor.

Ağaçlar bize huzur verir, bereket verir ve aşk verir. Ağaçları dinleyin, onların büyümesine ve gelişmesine şahit olduğunuz zaman aranızda güzel bir bağ oluşur. Bu bağ ilene demek istediğimi o zaman anlayacaksınız.

Bir ağaç dalı kesilmesin diye bir binayı yürüten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesi ağaç kesmek de nasıl böyle rahat olabiliyor? Atatürk döneminde itibarımız yok muydu? 2 katlı ahşap bir binada ülke ve dünya kararları alınmıştır. Demek ki, mevzu binada değilmiş. İtibar binalarla sağlanmayacağını anlamamız için umarım geç olmaz.

Bina demişken, hala üniversite öğrencilerinin barınma sorunu devam ediyor görüyor ve duyuyorum. Ve çocuklarımız bahçelere, parklara gidiyor barınma sorunlarını anlatabilmek ve sığınmak için. Yöneticilerin başlarına bir çatı koyamadıkları öğrenciler, ağaç dallarını kendilerine çatı yaparak mücadele ediyor. Bu bile başlı başına bir mesajdır, anlayabilene. Anlata bilemedimse af fola…

Selamlarımla…

Volkan ULUÇ

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here