Bir sokak bilgesi

0

Bir sokak bilgesi “İnsan nasıl sıçacağını bilmeli” diyordu!

Zeki biri değilim, bunu anlamam için biraz zaman gerekiyordu.

Belli ki bilge bununla bir şey anlatmak istiyordu.

“Herhalde bilgenin bir bildiği vardır” deyip kenara atmakta bana göre değildi; kaldı ki bir cevap vermem gerekiyordu, o yüzden ya hak verecektim ya da her ne demek istemişse ona uygun bir cevap verecektim. 

O yüzden bilgenin sıçmakla neyi kastettiğine bakmam gerekiyordu; yoksa herhalde bilgenin sıçmakla kastettiği şey birilerin nasıl sıçtığı veya nereye sıçtığı değildi.

Ya da belki oda vardı, ama onun anlatmak istediği daha fazlasıydı.

Düşündüm de eskiler bilgiye değil de edep ve hayayla oturup kalkmaya daha bir önem atfediyordu.

Yani çocuklarını yetiştirirken yatırımlarını bilgin olmalarına değil, adam olmalarına yatırıyorlardı. 

Kuşkusuz şimdiki aileler tersini yapıyor; yani çocuklarının adam olmasına değil, bilge olmasına yatırım yapıyor.

Belli ki artık adam olmak karın doyurmadığı için eskisi gibi rağbet görmüyordu. 

Piyasayı diyorsanız, o artık kullanışlı adamın bilgisine karşılık veriyor. 

Bundan olsa gerek ki, aileler çocuklarının adam olmalarına değil, onlara kapıları açacak bilgiye yatırım yapıyorlar.

Artık bu bilginin ruhu yokmuş, bilgesi altına sıçtığında onu dert edecek ahlaktan yoksunmuş, bu kimin umurunda, yeter ki o bilgi iş görsün, karın doyurup onu kendisinden daha ahlaksız birine muhtaç etmesin.

Bilge, herhalde insanların artık nasıl sıçacaklarını bilmediğini söylediğinde bunu kastediyordu. 

Ama netice bu olsa da, bu cevaptan yeteri kadar tatmin olmamıştım; çünkü bırakın insanların sıçmayı bilmemelerini, bunu dert ettiklerinden bile emin değildim; gemi yürüdükten sonra neden dert etsinlerdi ki, sonuçta kimse kaptanın gemiyi nasıl yürüttüğüne bakmıyordu, gemi limana vardı mı, bu onlar için yeter bir sonuçtu.

Yani sonuçta kaptan gemiyi limana sağ salim getirebiliyorsa bu pek ala onunla yolculuk yapmaları için yeter bir neden sayılabilirdi.

Günümüz insanının artık eski adam gibi edep ve hayayı dert etmediği ve sıkışmışsa kemerini orta yerde çözmekte bir sakınca görmediği ortadadır.

Buna ekleyeceğim bir şey yoktur, çünkü zorlarsam malumun ilanını tekrar etmekten başka bir şey yapmamış olacağım.

Zira artık fırsat uygunsa birileri görmüş, birileri bunu dert etmiş bu kimin umurunda, yapacağı şey onu rahatlatacaksa ötesi lazım değildir.  

Eskiden sıkışmışın altını pisletmiş olmasını hale yormak vardı; empati bu, çünkü bu melanet her an herkesin başına gelebilirdi.

Bilirim eski adamı, sıkıştı mı üç dağ dönerdi, yeter ki kimse duymasın bağırsaklarından yükselen orkestranın armonisini, hangi sebze özenmişte orkestra şefliğine bilinsin istemezdi.

Kime neydi kimin ne yediğinden, dost bile bilmesin aşı başı, bakarsın oda arardı orada incik, boncuk ya da tarağı, tası. 

Adam adamın sıçtığından ne yediğini ve mangalda kül bırakmadığında o sese nereye kadar bağırsaklardan çıkan sesin eşlik ettiğini bilirdi. 

Şimdi nerde o eski günler, artık ne empati ne sempati, gören görmüş, görmüşte söylemiş, bu kimin umurunda, yeter ki bağırsaklar rahatlamaya karar vermiş olsun; yer, mekân, zaman kime ne, o onun takdiridir. 

Artık dost olsanız bile dostunuza eskisi gibi nasıl sıçacağını söyleyemezsiniz; bu daha önemli, yani dost kalmak istiyorsanız ona “sıkıştığın yerde sal” demek durumundasınız.

Zaten söylediğin hesabına göre değilse dostluğun sorgu hakimliğindedir ve ne yazık o hâkim artık eskisi gibi affedici değildir.

Bilge hala insanların nasıl sıçacağını bilmediklerini dert ediyor; belli ki umudu var, insanların hala sıçmayı öğrenirlerse adam olacaklarını düşünüyor. 

Bu beyhude bir beklenti midir, bilmiyorum, varsın benimki de öyle olsun, yani bir şey olacağından değil, bilgenin yalnız kalmasına gönlüm razı olmadığından.

Ama anlatmaya çalıştığım gibi artık kimse kimsenin ayıbına bakmıyor, onu nasıl başardı, kendisine dert ediyor; belli ki onun da altı dolu, o da o pisliği nasıl saklayacağını değil, nasıl piyasaya yatırım servete dönüştüreceğini düşünüyor.

Artık onun için ödül senin onun için, “ne mert” veya “ne yürekli adamdı” demen değildir, sıçmış rahatlamış bu onun en büyük eseridir. 

Anlayacağınız yüzsüzlük revaçta, kim daha arsız, kim daha utanmaz ise tüm ödüller onundur.

Ne yazık zaman bu, artık yükselmek, hakkınız olanı elde etmek istiyorsanız ya birinin pisliğini sermaye yapacaksınız ya da kendi pisliğinize birilerini ortak yapıp birlikte uçacaksınız.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here