Bir tarafta Geleneksel ve Modern Devletler, diğer tarafta ise Birey: Özgürlük ve Kripto Para

0

Yaşadığımız topraklarda yeşeren devletler ne kadar modern, ne kadar geleneksel yapıda hayatlarına devam ediyorlar, Sayın Ahmet Arslan hoca iyi özetlemiş (link aşağıda). Güvenlik mi öncelikli olan, yoksa bireyin hakları mı sorusuna vereceğiniz cevap, zihninizdeki bu soruya çok güzel yanıt verecektir. Biz bugün farklı bir konuya değinmeye çalışalım. İlgi alanım dışındaki konularda derinlemesine analiz yapmamaya çalışırım; ama herkesin her konuda uzman olduğu bir devirde, yaklaşan büyük değişimin ayak izlerini gördükçe de, hissettiklerimi sizlerle paylaşmadan edemezdim!

Anadolu toprakları, belki de tarihte hiç olmadığı kadar etnisite ve inanç açısından homojen bir yapıya bürüneli daha yüzyıl geçmeden, inşa ettiğimiz ulus devleti tehdit eden unsurlar kapımıza dayanıverdi. Modern devletin vatandaşlarına sağlayacağı özgürlükçü yaşam tarzı, halen bizler için daha teori aşamasındayken ve geleneksellikten moderniteye geçişte halen karşımıza çıkartılan argüman devletimizin güvenliği iken, şimdi yeni bir tehdit ile karşı karşıyayız. Çoğul eki kullanıyorum, çünkü devlet mekanizmaları kendisini ne kadar tehdit altında görürse, bireyin özgürlüğü de o kadar tehdit altına girmiş demektir. İlk vazgeçilecek, kutsal bir yapı karşısında duran aciz (!) insanların haklarıdır çünkü!

Devlet elitleri, hiçbir zaman sadece vergi almak için sizi denetlemezler. Görünürde amaç kutsal olan verginin kaçırılmasını engellemektir; ama arka plandaki gerçek ise vatandaşların kontrol altında tutulmasıdır; denetimsizlik ve başıbozukluk, bir insan evladına asla reva görülmemelidir, değil mi? Çünkü doğası gereği insanoğlu, kaosta yaşamayı sevmez; nizam ve hiyerarşi olmazsa hepimiz kendimizi kaybederiz!

İşte denetim altında tutmanın en güzel yolu da, karşına farklı bir güç odağının çıkmasını engellemektir. Bireyler, hiçbir zaman yönetici erke tehdit olamayacağı için hedef gereğinden daha zengin veya insan kaynağı olarak büyük oluşumların oluşmaması garanti altına alınmalıdır. Parayı takip edebildiğiniz ölçüde de bu konuda başarı sağlarsınız. Para bir yerde birikmeye başlıyorsa dikkatler oraya kesilir ve en kısa zamanda da gereği yapılır. Her şeyin dijitalleşmesi, kredi kartlarının nakdin yerini alması, para transferlerinin bankalar aracılığı ile gerçekleştirilmesi ile kara para (yani nereden geldiği bilinmeyen para) aklamanın önüne geçileceği umuluyordu bu yüzyılın başında. İnsan zekâsının olduğu yerde mutlaka arka sokaklar keşfedilecekti; ama azaltılması yeterliydi. Zaten kaçak yol her zaman bırakılmalı ki, güç el değiştirdiğinde o yollardan mevcut elitler de rahatlıkla geçebilsinler… Neyse, konumuza dönelim…

Son yıllarda ortaya çıkan bu kripto para, önce göz ardı edildi bir süre. Ne kadar görmezlikten gelinirse, popülerliği önlenmiş olacağı düşünüldü. Unutulan ise artık piyasa oyuncularının teknoloji çağında farklı kaynaklardan beslendiği idi. Halen soğuk savaş zamanlarında kalmış yöntemlerin işe yarayacağı düşünülemezdi elbette.

Bekleneceği üzere, yeni fırsatlar kolay yoldan para kazanma fırsatı gören insanların da iştahını kabarttı! Bu noktada, vatandaşın devletten bekleyebileceği, asfaltlar atılmadan, yeni yerleşim birimleri inşa edilmeden o bölgeye kanalizasyon alt yapısını sağlamak olmalıydı. Ama yönetici elitler isteksiz bir tavır takındılar; piyasanın nasıl oluşacağını görmek için bir süre izlemek ve son darbeyi vurmak için planlar yapmaya koyuldular da denebilir komplocu bir bakış açısı ile… Öbür taraftan, kripto para işine girenler, zaten devleti orada görmek istemiyorlardı; geleneksel finans piyasalarına devletin aşırı müdahaleci ve manupilatif yönteminden bunalmış insanlar oradaydı sonuçta. Bekleneceği üzere, yine çürük elmalar türedi ve hırsızlığın farklı bir soğuk yüzü ile insanlar karşılaşmış oldular bu sayede. Devlet bu aşamadan sonra vatandaşını korumak için zaten olaya müdahale etmek zorundaydı! Dünya medyasına göz atacaklar görecektir ki, bizdeki gibi kripto para üzerinden dolandırıcılık faaliyetleri her yerde… Ocak Medya yazarlarından sayın Mehmet Gündoğdu Bey’in aracılığı ile öğrendiğimize göre, zaten Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile kripto paraya savaş açılmıştı! 

Peki, ben bu konuyu niye durduk yere gündeme getirmek zorunda kaldım, hem de hiç ilgim alanında olmamasına rağmen! The Economist dergisinde çıkan bir haber, yeter artık dedirtene kadar ben de görmezlikten geldim gelişmeleri. Bireyin bağımsızlığına bir dur denilmesi gerekiyordu elbette. Ve sıkı durun, “Devletler, Kripto Para işine girmeye hazırlanıyor!” Ben teknolojik alt yapısını bilmem; iddiaya göre BlockChain sayesinde her şey dijitalleşecek ve devlet gibi bir üstün oluşum olmaksızın her şey yapılabilecekti (tapu işlemleri, alım- satımlar vs vs).

Aklıma birden “İstanbul Sokaklar Aydınlatılmalı mı?” diye yapılan tartışmaya katılan 100 sene önceki bir gazetenin başlığı geliverdi: “Ancak karanlıktan nemalanan hırsızlar ve eşkıyalar sokakların aydınlatılmasını istemez!”  Şimdi de diyorlar ya, ancak kara para aklayacaklar ve kolay yoldan zengin olmak isteyen dolandırıcılar Kripto Para işi ile ilgilenirler diye…

Bireyin özgürlüğüne bu kadar izin vermiş bir devlet anlayışı (modern devletlerden bahsediyorum; gerçi günümüzün geleneksel devletleri bile eski zamanların devlet anlayışından çoğunlukla iyidir ya, neyse), bir noktada Kripto Para olayına dur demek zorunda hissetti kendisini veya en kötü ihtimalle piyasayı domine edici bir rol oynamak ve denetim altına almak için büyük oyunculardan birisi olabilir devlet, değil mi?

Zaten sermaye birikimlerinin ulaştığı devasa boyut sayesinde ulusal devletleri tehdit eder noktaya gelen uluslararası şirketlerin durumu ortada iken?

Yani, büyükler o taraftan, küçükler bu taraftan bağımsızlıklarını ilan edince, geriye devletler için ne kalacaktı? Son sözü söyleme noktasında devletin ne rolü kalmış olacaktı, değil mi?

Modern devlet, bir noktaya kadar olup bitenleri idare edebilirdi de, geleneksel olanlarda yaşayanların hiçbir şansı yoktu, anında müdahale edilmesi dışında…

Son yıllarda teknolojik değişimin hızı karşısında kurumları ile ayakta kalmaya direnen bir devlet var bireyin bağımsızlığını tehdit eden! Yazımın başında da değinmeye çalıştığım gibi; ilk vazgeçilebilecek olan bireylerin özgürlüğüdür!

Peki devletlere bu kadar laf ettik; peki insanoğlunun son yüzyıldaki mücadelesi sayesinde ortaya çıkan ortak aklın oluşturduğu kurumları bile tehdit eder noktaya gelen Sosyal Medya devlerine bir lafımız olmayacak mı? Olacak elbette, olmalı da! Sosyal Medya devlerinin karar vermesi gerektiği bir ikilem var karşısında: Ya Devlet gibi bireyin karşısına dikilecek, ya da Bireyin Özgürlüğü önceliktir deyip yola devam edecekler! Aslında karar vermeye başladılar gidecekleri yola! İpuçları günbegün karşımıza çıkıyor! Hadi, önümüzdeki yazımızda da, düşünen, sorgulayan ama birey olarak özgürlüğünden taviz vermeyen bireyler olarak pozisyonumuzu ilan edelim!

Kaynaklar:

Dijital-kripto paraların kullanımının dini hükmü nedir? Mehmet Gündoğdu, Köşe Yazısı, Ocak Medya, 8 Ocak, 2021.

Önceki İçerikSoykırımın anatomisi
Sonraki İçerikHuzura uyanış
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here