Bir Türkü ve Bölünen Koca Bir Ülke

0

İtalya’nın kuzeyinde Po Ovasında çok ağır koşullarda pirinç tarlalarında çalışan Giovanni her sabah karısını evde bırakıp, yavaş adımlarla işine – ekmeğine giderken bir türkü mırıldanır. Aklı evinde kalır her sabah… Karısını arkasında bırakmasından, çoluğuna çocuğuna ekmek derdinden daha büyük kaygısı; akşam eve gelip gelemeyeceğidir. Malum, yaşamınız, hayatınız derebeyinin iki dudağının ucunda… Akşam eve gelemezse çocukları aç, karısı perişandır. Ve Giovanni her sabah bu türküyle yola çıkar. Zamanla aynı koşullarda çalışan, komşularının ve diğer işçilerin de dillerine dolanır aynı türkü. Hep birlikte o türküyle giderler tarlalara… 

Dönem değişir, Mussolini başa gelir. Giovanni ölmüş – gitmiştir. Belki de bir akşam evine dönememiştir. Bunu kimse bilemez. Ama bilinen şey; Mussolini’nin Faşist yönetiminin başa geldiği ve kendilerine muhalif, onlar gibi düşünmeyen hatta onların yanında olmayan herkesin acı dolu günler yaşadığıdır. Basını ele geçirmiş, sokaklarda kolları bantlı partililer tek tek insanları fişlemeye başlamıştır. “Ya bizdensin ya da düşman” denilerek, İtalyan olsun ya da olmasın, ona karşıysanız sonunuz, akıbetinizin belli olmayacağı cezaevleridir.  

İtalyan halkından ciddi bir kesim bu durumdan memnun olmaz. Direniş gösterir. Etki – tepkiyi doğurur. “Tiranlar”ın korktuğu gibi Mussolini’ de kendisini Tanrı sanırken ensesinde insansı bir korku duyar ve yaptırımları daha da sertleştirir. Ardından Nazi Almanya’sı girer verimli, ışıl ışıl güneşiyle her sabah umut açan İtalyan topraklarına… Durum daha da kötüleşir.

Ve Giovanni’nin her sabah evinden çıkıp, pirinç tarlasına giderken söylediği “Elveda Sevgilim” türküsü (Bella Ciao) bir marş olarak, ülkesini seven, ülkesinin bağımsızlığını önemseyen ve kendi ülkesinde hür bir şekilde yaşamak isteyen, demokrasi bekleyen İtalyanların marşı olur. Onlara ilham verir. İşgale, özgürlüğe, bağımsızlığa ve demokrasiye açlığı olan herkesin dilindedir “Bella Ciao”.

Bugün de “Bella Ciao” aynı düşünceleri kendi içinde tutar ve aynı durumda olan insanlara bir umut verir. Özgürlük aşkıdır… Hür ve bağımsızlığın marşıdır… Demokrasi yanlısıdır. Eşinize – Çoluğunuza – Çocuğunuza bir sevda türküsüdür. Birilerinin nitelendirdiği gibi; “Komünist ayrılıkçıların bir hönkürmesi” değil tam aksine bir ağıttır Bella Ciao. Ülkesi işgal edilmiş, milli olan her şeyine el konulmuş, demokrasiden kopmuş, bir Tiran tarafından ezilen – sömürülen ve işkenceler gören “vatanseverlerin” mağrur bir ıslığıdır… Öyle korkulacak, çaldığında kulaklar kapatılacak hatta iğrenilip – kusma hissi uyandıracak tek bir “kötü” kelime yoktur içinde… 

“Güneş doğacak, açacak çiçek… Elveda Sevgilim… Elveda Sevgilim… Gelip geçenler, diyecek “Merhaba”, “Merhaba ey güzel çiçek…”

Bir türkü ne kadar kötü olabilir ki? Büyük İnsan Neşet Ertaş’ın dediği gibi; “Nerede bir türkü duyarsanız varın gidin, oturun yanlarına, size bir zarar gelmez. Kötü insanların türküleri yoktur…”

Ama bir türkü; amacının dışına çıkıp farklı amaçlarla kullanılırsa işte o zaman sonuçları çok ama çok kötü olabilir. Dikkat ediniz; türkü hala kötü değildir, kullanım amacı ve sonuçları kötüdür. Özellikle bu türkü, bir ibadethanede çalınırsa, insanların kutsal saydıkları bir mekânda seslendirilirse bu “saygısızlıktan” biraz daha öteye gidip adı “hakaret” olur. Ve “inançlara saygı” yeryüzündeki her insanda olması gereken bir alışkanlıktır. 

Reklam

Camiye gitmeseniz bile camide ezan okunurken arabanızın radyosunun sesini kısmak bir adetten ötesi olmalıdır. Bir kilisenin – havranın ya da Budist tapınağının önünden geçerken de aynı nezaketi gösteriyorsanız işte o zaman siz olmuşsunuzdur. “Bunlar gavur, aç müziği aç aç aç…” diyorsanız ne yazık ki yeriniz bu çağ değildir. Turizm amaçlı bir kilisede yüksek sesle konuşursanız bu terbiyesizliktir, bir Şabat günü bir Yahudi’yle ticaret yapmak için alaycı şekilde ısrarlarda bulunursanız bu yine aynı şekilde terbiyesizliktir. Bu sizi, kendi dinine bağlı bir dindar değil saygısız ve kaba bir insan yapar. İçinde bulunduğumuz çağın, enternasyonal dünya kurallarından dirhem faydalanamamış bir canlı türüne dönüştürür. 

İzmir’de dört camiden çalınan “Bella Ciao” marşı / türküsü ile birkaç gündür gündemimiz kalabalık. Az önce bunları sosyal medya hesabından paylaşan eski CHP görevlisinin tutuklandığı haberini aldık. Bir suçlu mu lazımdı? Bir başka “gündem” maddesi mi gerekiyordu bilinmez ama bir suçlu varsa o da bu yayını sosyal medya hesaplarında paylaşın kişi değil bunlara izin veren, bu ihmalkârlığın oluşmasına müsamaha gösteren ve yapılacak olan soruşturma sonunda bu cürümü işlediği tespit edilen kişiler olmalıdır. 

Bu durumu paylaşıp, halka duyuran bir insanın ne kadar suçlu olduğu kafa karıştıran bir parametredir. Denilmek istenen nedir? “Neden duyurdun böyle bir haberi? Bu bir suç!” mu, yoksa “Sen eski CHP’lisin. Şimdi biz buradan yürüdük mü senin şu an organik bağın olmasa bile malum partinin de ipliğini pazara çıkartırız” mı? 

O şahısın paylaşımlarını haber bültenlerinde verirken “Sosyal medyada bu durumu paylaşan kişi şu an tutuklandı” denmiyor, herkes “CHP’li…” diye başlıyor haber metinlerine… CHP’nin bu durumla alakası nedir? Bağı nedir? Bir payı var mıdır yok mudur? Bunun bir önemi yok… Sosyal medyada paylaşan eski CHP’li…  

Sanırım yine “Toplum Mühendisleri” gayretle çalışmaya başladı. İşlerinin hakkını veriyorlar, takdir etmek lazım. Yine bölündük, yine öfkelendik, yine kinimizle kendimizi zor tutar olduk evlerimizde… Üstelik bir türkü ile başardılar bu sefer…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here