Biraz dış politika konuşalım

0

Dış politikada dengeler domino taşları gibidir, biri mutlaka bir diğeriyle uyumlu olmak zorundadır, aksi durum elinizdeki diğer taşları kullanmanıza da engel çıkarabilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu durumda dengeleri ne düzeyde göz önüne alıyor, bilmiyoruz. Muhtemelen alıyordur, çünkü çevresinde bir danışman ordusu olan kendisidir. Basına ise bir şey diyemiyoruz, çünkü Türkiye’de basın bir süredir iktidara şirin görünmek için ne gerekiyorsa onu yapıyor.

Şimdilik tartışmanın görünür yüzü Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki cereyan ediyor ve tüm basınımızda Fransa ve Fransa Cumhurbaşkanı Makron’u hedef almış görünüyor. Bu bilinçli bir tasarruf mudur, bilinmez ama öyle olmasa bile iç siyasettin böyle bir tasarruf gerektirdiği ortadadır.

Ancak Yunanistan ile ilişkiler yatışmış gibi görünse de Türkiye’nin tek derdi bu değildir, Ermenistan ve Azerbaycan arasında devam eden savaştan dolayı Rusya ile de sorunlar var.

Çünkü Fransa ile sorunlar bir şekilde yatışır, zira onu kendimizce ne kadar temellendirsek de altı boştur, iç politikaya hizmet etse de bu dalaşı sürdürmenin uzun vadede ne bir amacı ne de alt yapısı vardır; esas sorun Rusya ile Suriye’de, Libya’da ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında süregelen savaşta düğümlenmektedir. 

Basınımız genelde hükümetlere uşaklık yaptığı için şimdilik sorunu Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron arasında gösterme çabasındadır.

Bunu da sürmanşetlerinden görmek mümkündür.

Ama kanaatim Erdoğan’ın rekabetçi bir lider olduğu ve yukarda saydığım hiçbir cepheden de kolay kolay geri adım atmayacağıdır.

Haklı soru: Erdoğan’ın öyle bir gücü var mıdır, diye kendimize sorduğumuz sorudur, ancak unutmayalım güç yalnızca siyasi bir enstrümandır, esas olan sizin onu nasıl kullandığınızdır ki, Erdoğan’ın da bunu sonuna kadar kullanmaya çalıştığı ortadadır.

Kuşkusuz burada Donald J. Trump’ın Erdoğan’a verdiği kredinin bir etkisi vardır, ancak bunun üzerinden Erdoğan’ın tüm siyasi dehasını Tramp’a tahvil etmekte ne doğrudur ne de adildir.  Zira Erdoğan’da boş değildir, kararlıdır ve bir işte netice görmeden taviz verecek bir lider değildir. 

Kuşkusuz Erdoğan’ın Rusya ile rekabeti daha hayati ve daha uzun sürelidir. Fransa ile sorunların hemen çözüleceğini söylemiyorum, ama sorunu tırmandırmak iki ülkenin de yararına olmadığı için durulmaları neredeyse bir kaçınılmazdır.

Diğer Avrupa ülkelerinin Fransa’nın yanında olduklarını söylemeleri ise geleneksel bir usulün yerine getirilmesinden başka bir şey değildir ki, zaten onlarda sorunun bir süre sonra yatışacağını bilmektedirler. Türkiye’yi bekleyen esas sorun bu değildir, sorun Rusya ile rekabeti, iç piyasada Türk Lirasının kur karşısında değer kaybı ve olası Birleşik Devletlerde Tramp seçimi rakibi Demokrat Parti’nin başkan adayı Joe Biden’dır. Türkiye’yi bu sebeplerden dolayı zor günlerin beklediği söylenebilir.

Putin, uzun bir süredir Erdoğan ile ilişkilerinde politik dengelere oynuyor, bir yandan Erdoğan’ın kapasitesini ölçerken, diğer yandan dağılmış cephelerde Erdoğan’ın ne kadar ileri gidebileceğini test ediyor.

Muhtemelen Türkiye’yi Amerikan yaptırımlarından koruyan ABD Başkanı D. Trump bu politikalarını sürdürdüğü sürece Erdoğan durmayacak ve Rusya’da Erdoğan’ı zayıf düşürmek için, Körfez Ülkelerinin Erdoğan’a sırt çevirmiş olmalarında görüldüğü gibi diğer Sünni Arap Devletlerinin de Türkiye’den uzaklaşması için çalışacaktır. Suni Arap ülkelerinin Türkiye’den uzaklaşması bir kayıptır, bu süreci Rusya’nın Türkiye’den daha iyi yönettiğine işarettir, ancak alanda manevra dışında çokta büyük bir kayıp olduğu söylenemez. Kaldı ki bu ülkelerin Türkiye ile bir geçmişleri var, olası bölgesel sorunlar aşıldığında dönecekleri öncelikli ülke Rusya değil, Türkiye olacaktır.

Türkiye’nin bir tek sorunu var, o da bir süredir bölgesel sorunları götürememesi, onları ideolojik yaklaşım biçimlerine feda edecek kadar ileri gitmesidir.

Arap ülkeleri Türkiye ile olan geçmiş ilişkilerinden dolayı siyaset yapmak istemiyor, bu ilişkinin ticaretle sınırlı kalmasını istiyor. “Al petrolü ver gıda, meyve, sebze ve televizyon dizilerini.” 

Erdoğan’la Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında her ne kadar yer yer dostane görüntüler verilse de, iyi bir okuyucu bunun ekranlara verilen geleneksel görüntüler olduğunu, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin daha çok su götürür türden sorunlar olduğunu bilir.

Öncelikle Türkiye ve Rusya’nın Suriye ve Libya’daki iç savaşlarda farklı taraflarda olduklarını unutmayalım. Buna Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşı da dahil ettiğimizde üç farklı cephede karşı karşıya olma durumları söz konusudur.

Diğer yandan Rusya’nın Türkiye’yi Batı dünyasından uzaklaştırmak için kullandığı bir enstrüman vardır ki, o da S-400 hava savunma sistemidir. Türkiye bunları hiç kullanır mı bilinmez ki, muhtemelen hiç kullanmayacak, ama siyasette bazen politik enstrümanlar bu şekilde de kullanılır ki, Türkiye Birleşik Devletlerden istediği silahları alamadığı için böylesi politik bir şantaja baş vurdu ve doğrusu bununla görünürde hiçbir şeyi elde etmediği düşünülse de bu doğru değildir, çünkü amaç öncelikle Suriye’de Birleşik Devletleri girmek istediği bölgelere karşı nötr bir tutum almaya ikna etmekti ki, önemli oranda etti. 

Ancak esas sorun şimdi başlıyor, çünkü Rusya Suriye’deki Türkiye’nin tek rakibi ve tüm Suriye topraklarının Esad rejimine devredilmesini istiyor. İdlib’de görülen hareketlilik ve verilen ağır kayıplar buna yorulabilir. Tabi Rusya’nın İdib’e gerçekleştirdiği hava harekatını tek yönlü okuyamayız, çünkü Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda da Ermenistan’a karşı Azerbaycan’ı destekleyen, Azerbaycan müttefiki bir Türkiye’den söz ediyoruz. Yani Rusya’nın İdlib harekatı aynı zamanda Türkiye’nin Azerbaycan’ın Karabağ desteğine bir mesajdır. Ki Karabağ’da Suriye’deki gibi Türkiye ile Rusya’nın menfaatlerini uzlaştırmak o kadar kolay görünmemektedir. Ama yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, tüm politik arenalarda siyasi kapasitesini zorlayan, daha doğrusu zorlamayı bilen bir Erdoğan var karşımızda ve muhtemelen diğer cephelerde olduğu gibi, Karabağ cephesinde de tüm kapasitesini kullanacaktır.  Erdoğan, Rusya’ya en azından bu postun ucuz olmadığını ifade etmeye çalışacaktır ki, ifade etmeli, çünkü daha pek çok cephede karşı karşıyadır. 

Türkiye’nin çıkarlarını Rusya’nın çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek oldum olası zor oldu ve muhtemelen bundan böylede zor olacaktır. O yüzden Türkiye dostlarının sayısını artırmaya çalışırken Rusya genelde o dostları azaltmaya çalışmıştır, bazen aleni, bazen gizli, ama hiçbir şekilde o geleneksel politikasından kopmamıştır, Türkiye ile yapılan bazı antlaşma ve dostluk görüntülerine rağmen. Ki Rusya menfaatleri gereği Türkiye ile hiçbir zaman aleni bir düşmanlık gütmemiş, işi hep politikanın dehasına irca etmiştir ve verilen tavizlerin geçmişine baktığımızda bu tavizleri genelde hep Rusya vermiştir. Doğrusu iş Rusya olduğunda Batının Türkiye’nin yanında durduğu tek nokta da hep burası olmuştur. Ama zaten Rusya’nın tüm o yüksek askeri gücüne rağmen temkinli davranmasının bir tek nedeni var, oda budur. 

 Tüm bunları göz önüne aldığımızda Türkiye’nin Batıyı karşısına alarak Batının bu koruyucu tutumundan sonsuza kadar yararlanması mümkün değildir. Bir şekilde o da geleneksel politik denklemine dönmeli, iç sorunlarını çözerek yoluna devam etmelidir. Yurttaşlarının geleceği partilerin içi politik hesaplarından daha kıymetlidir.  

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here