Birilerinin yolu hep Gül’e çıkıyor

1

Ülke garip bir hal almaya başladı. Bir dönemin ittifakları düşmanlaştırıldı, düşmanları dostlaştırıldı. 

Bir amaç için yola çıkılan yol arkadaşları, aşılması gereken tepe, yok edilmesi gereken hedef konumuna sokuldu.

Ülkenin tarihi ikiye bölündü: 

Bizden önce ve bizden sonra..

Bizden öncekiler düşman, sonrakiler çağ atlayanlar.

Her gün bir önceki günün inkârıyla geçiyor. 

İyiler bizim, kötüler tümüyle geçmişin. Kabahat zaten asla bizde olamaz.

Üstelik tüm bunlar “Türkiye’yi şahlanış dönemine taşımanın arifesinde” yapılıyor. 

Reklam

“Kurar mı, kurabilir mi, kurmaz mı?” tartışmaları arasında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün desteklediği ve Ali Babacan’ın kuracağı partiyle ilgili son ciddi açıklama da geldi ve resmileşti.

Açıklama metnini okumuşsunuzdur. Açık ve net söylüyorum; sadece açıklamada bahsedilen çerçeve uygulansa ve başka hiçbir şey yapılmasa bu ülke bulunduğu durumdan kurtulacaktır.

Bu reçete mevcut iktidar için hala geçerli ve yapması için önünde de hiçbir engel yoktur. 

Sihirli kelimler: “Ortak Akıl”, “Katılımcılık”, “Diyalog”, “İnsan hakları”, “Özgürlük”, “Demokrasi”, “Adalet”, “Ekonomi”, “Barış”

Ülkenin durumuna ne olmuş ki diyebilirsiniz.

Faizler indirilmiş, türbülanstan çıkmışız.

Marketlerdeki fiyatlardan bahsetmeye bile gerek yok. Sonra saygısızlık olur hafazanallah.

“Türkiye’yi şahlanış dönemine taşımanın arifesindeyiz.”

Reklam

Bir türlü gelmeyen şahlanış..

Elbette felaket tellallığı yapacak değilim. Olaya nereden bakıp mutlu oluyorsanız bakmaya devam ediniz.

Ne de olsa mutluluğa kolay ulaşılamıyor.

Yeni, bir değil birkaç partiyle tanışmanın arifesindeyiz. Kimilerine göre bu partilerin mezarlıktaki yerleri de hazır. Kimilerine göre ise kurtuluşun reçetesi bunlarda. Kimileri de “ciddiye alınmalı” diye feryat ediyor.

Hikmetine sual olunmaz lakin birilerinin yolu da hep Abdullah Gül’e çıkıyor. Eleştirel veya dost tavsiyesi bir tweet atınca Gül’ün tarihçe-yi hayatı gözler önüne seriliyor.

Anayasa Mahkemesi beğenilmeyen bir karar verince vesayetin temsilcisi ilan ediliveriyor.

Bunlarla her şey bitmiyor.

Yeni kurulacak bir partiyi desteklediği kamuoyuna yansıyınca Gül, bitmek tükenmek bilmeyen dış mihraklarla işbirliği yapmakla suçlanıyor.

Bunları yazarken sanmayın ki sayın Gül’ün avukatlığına soyunmuş durumdayım.

Asla.

Haddime de değil.

Sevabıyla günahıyla Abdullah Gül’ü tarih değerlendirecektir, herkese yaptığı gibi. Daha önce kaleme aldığım başka bir yazıda benim de sayın Gül’ü eleştirdiğim birçok nokta bulunduğunu ifade etmiştim.

Beni ilgilendiren kısmı, düne kadar birlikte yol yürüdükleri arkadaşlarının, Gül’e yönelik bu kadar acımasız bir tavır sergilemeleridir.

İnsan neden Gül’den rahatsız olur?

Sanki Gül, onlarla hiç çalışmadı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı yapmadı. AK Parti kurulurken Gül yoktu.

“Aslında Gül’ün hiçbir yeteneği yoktu, kabiliyetleri sıfırdı, hizmet dahi etmemişti. Geldiği makamlar da onun hakkı değildi, zaten o makamlara da başarısıyla gelmemişti.

Gül’ün başarısının gerçek mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı.”  

İnanın bunları ben uydurmuyorum. Böyle düşünenler, bir dönem birlikte oldukları kimi yol arkadaşlarıdır.

Dikkat edin bu düşüncede dahi başarılar Erdoğan’ın hanesine, tüm başarısızlıklar Gül’ün hanesine yazılıyor.

“Hain”likle suçlanan, “Ümmeti bölmek” ile itham edilen yine Gül oluyor.

Peki, bunlar karşısında Gül ne yapıyor?

Her söze, her ithama, her açıklamaya bir açıklama ile karşılık vermiyor. Sade bir sessizlik içinde hem de sabrı çatlatırcasına. Doğru bildiklerini yer yer kamuoyuyla da paylaşıyor ama çok az.  

Mevlana’nın ifadesiyle “Gül’ün dikene katlanması, onu güzel kokulu yaptı.”

Hani Bahçeli’nin dahi Gül’ü eleştirirken kullandığı ve ondan beklediği “vefa”yı hatırlatmak isterim. 

Aklıma takılan kısım da tam burasıdır: Vefa.

Vefa isteyenler neden vefa göstermiyor?

Ne oldu da ansızın Gül, kötüleşiverdi?

Koklanası Gül’den kesilesi Gül’e..

Kolaycılığa kaçalım ve geçmişin günahlarını Gül’e, Ali Babacan’a ve Ahmet Davutoğlu’nun hanesine yazalım. Sevapları da doğal olarak mevcut yönetimin hanesine.

Her şeye bir çözüm bulmuş olacak mıyız?

Ya bugünün hataları ve günahlarını kime yazacağız?

Bunları da onlara yazacak değiliz ya.

Mevlana ne diyordu:

“Dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım!”

Peki, sizler, onları trenden attıktan sonra veya sizin deyiminizle onlar trenden indikten sonra nasıl bir başarı hikâyesi yazdınız?

Türkiye, tarihi boyu belki de ilk defa günahını hiç kabul etmeyen hep sevaba odaklanan, sevaplara sahiplenen bir iktidarla tanıştı.

İktidarın kolaycılığı da bu olsa gerek. Hatalar, sorunlar, krizler olunca “Gül”, “Davutoğlu”, “dış mihraklar”, “iç mihraklar”, “FETÖ”, “ABD”, “terör örgütleri”ne bağla gitsin.

Suçu başkasına at, rahat et.

İktidarın çıkıp ne zaman bir sorumluluk alacağını gerçekten merak ediyorum. Birilerinin yolu artık hep Gül’e çıkmasın, biraz da kendilerine çıksın.

Aynaya bakmazsak ne kirlendiğimizi ne de dağıldığımızı görebiliriz.

“Siz istiyorsunuz ki çöllerin ortasında susuz bıraktığınız insanlar size gül bahçesi sunsun.”

(Küçük Prens)

Mutlu, huzurlu, umutlu nice bayramlar diliyorum.  

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here