Bit pazarına nur yağmış siz hala Rus pazarından alışveriş ediyorsunuz

1

AK Parti ile MHP milletvekillerinin imzasını taşıyan “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, tartışmalar arasında Meclis Adalet Komisyonunda kabul edildi.

Barolara ilişkin düzenleme, bu hafta genel kurulun gündemine de gelecek ve malumunuz üzere yasalaşacak.

Şimdi her ilde bir baro vardı, kanun sonrası belki de 10 baro olacak. Avukatlar için seçme özgürlüğü; istediğin baroya kayıt ol.

Barolar öncülüğünde avukatların ülkenin dört bir yanından Ankara’ya yürümeleri, teklif görüşülürken içeri alınmadıkları için Meclisin önünde avukatların sabahlamalarının da bir hükmü kalmayacak.

Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı.

Wikipedia’ya göre bit pazarı, malları satmak veya takas etmek isteyen kişilere kiralar yapan veya alan sağlayan bir çeşit çarşı türü. Genellikle kullanılmış mallar, ucuz eşyalar, koleksiyonlar ve antikalar satılır.

Rus pazarı ise Sovyetler Birliği’nin yıkılıp yerine Rusya’nın kurulmasının ardından Karadeniz bölgesine göç eden Rusların ve oralara sonradan yerleşen Türklerin kurduğu pazarlar.

1990’dan itibaren değişen rejimden etkilenen bazı Rus vatandaşlar, Ordu, Samsun, Giresun, Rize, Trabzon, Bolu, Sinop ve Artvin’e yerleşti. Buralarda birçok hırdavat ile birlikte gıda ürünleri de satılıyordu.

Reklam

Şehir efsanesi midir bilinmez ama Rus pazarından alınan kimi eşyaların antika çıktığı ve alıcısını zengin ettiği de yer yer anlatılırdı. Sözüm ona Ruslar, bu pazarda sattıkları eşyaların kıymetinden anlamazlardı.

Bu efsaneden olsa gerek bir şey alınmasa da kimi insanlar, pazarın altını üstüne getirip antika avına çıkardı. Kulaktan kulağa dolaşan efsanevi bilgiye karşın Rus pazarından zengin olana kimse rastlamamıştı.

Karşımızda ise bu iki pazar arasına sıkışmış bir Türkiye var.

Sürekli geçmişin yanlışlarını tekrarlayarak mutlu olacağını sanan, bir türlü yeni pazarlar açmayı veya yeni pazarlara açılmayı başaramayan bir yönetim anlayışı.

Mehter takımı gibi iki adım ileri, bir adım geri. Bulunduğu konumdan memnun, yerinden canlanmamak için her yol deneniyor.

96. yaşını kutladığımız Cumhuriyet’in tarihine şöyle bir göz attığımızda hep gelen gideni aratmış. Kalkınmadan yoksun, kavgada zengin bir felsefe güdülmüş. İçeride ve dışarıda düşmanı bol bir ülke.

Üç tarafı hem denizlerle hem de düşmanlarla çevrili bir coğrafyamız var. Nereye başını çevirsen ‘düşman’ görüyorsun. Yetmiyor, komşuna bakıyorsun o da ‘terörist’ çıkıyor.

Bakın Cemil Meriç ne diyor: “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım. Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi. Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?”

Reklam

Atatürk sonrası yönetimlerde ikicilik hâkim.

“Ha, tamam şimdi kalkınıyoruz” dediğimiz vakitlerde ya askerler devreye girip egolarını tatmin edip darbe yapmışlar ya da gücü eline geçiren siyasiler, darbeci askerleri aratır bir yönetim sergilemişler.

Halka rağmen halk için bir yönetim.

Avukatlara rağmen avukatlar için baro düzenlemesi.

Seç, beğen, al,

Dış politikadan iç politikaya varana kadar yapılan siyasette bu ikilemi yaşıyoruz.

“Akıl akıldan üstündür” ancak son sözü söyleyen akıl, üst akıldır.

Hangi üst akıl?

Bir türlü bulamadığımız ancak yer yer kuyruğundan yakaladığımız üst akıl.

S-400 alırken aklımız Rusya, F-35 alırken aklımız ABD, ticari menfaatlerimiz oluşunca Çin, Katar veya Venezuela.

Yeri geliyor, Doğu Perinçek de üst akıl olmuyor değil.

“Özgürlükte zirvede” bir ülkeyiz.

Düşünce zenginliği yaşadığımız için yer yer sanal aleme kaçmalar oluyordu. Bunun önüne geçmek için gerekli tedbirler elbet alınacak.

Niçin karşı çıkıyorsunuz?

Fikir israfı mı olsun?

Ama bizim o kadar lüksümüz yok ki.

Velhasıl alışveriş için eski eşyaların rağbet gördüğü iki pazar arasında dolaştığımız için nur yerine sürekli sıkıntı yağıyor.

Ha Bit Pazarı ha Rus Pazarı.

Tercih sizin!..

1 YORUM

  1. Ekonomi siyaset uluslararası ilişkiler adalet konularında kırk yamalı bohça gibiyiz.
    Her yamanın rengi deseni başka.
    Dün ne diyorsak bugün tam tersi.
    Sofrada bulunan balı herkesin ağzına bir parmak verirken bir de bakıyoruz ki bize kalmamış.
    Avustralyadan bir dostumuz neden türkiye de maske takılması zorunlu biliyormusun dedi.
    Ben de neden dedim.
    Uzaydan resminizi çekiyorlarmış ona önlem
    içinmiş.
    Gülecektim.kendimi zor tuttum.
    Sen yıllarca Avustralya da yaşa ve böyle zırvalara inan.pes yahu.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here