Bitmez Tükenmez Vesayet Tartışmaları…

0

Altı yıl önce “Vesayet” başlığı ile ele aldığım konuda, değişen hiçbir şeyin olmadığını görmek ve yaşamak…

Bir ileri, iki geri!

Siyasi partilerde vesayet algısı, korkusu, hep belirginler üzerine kurgulanmış bir söylemle iştigal halinde. 

Gizlenmiş, örtülmüş ve adeta farklı kimliklere bürünmüş vesayetçiler hep görmezden geliniyor.

Maalesef geçmişte de öyleydi, şimdi de.

Hatta son yıllarda adı “FETÖ”ye dönüşen, cemaatin birlikte yol aldıkları da, güç alıp verdikleri de, zararlarını yaşayanları da hep vesayetten şikayetçiydiler…

Adeta değişmez! Değişmesine bile müsaade edilmez bir hal almış gibi, ne zaman alışılmışın dışında bir arkadan dolanma, çelme takma, beceriksizlik, öngörüsüzlük ile karşılaşılıyor, bir bakıyorsunuz hatırlanmayan vesayet yeniden hatırlanıyor..!    

Vesayet; kendini teslim etmektir, el çekmektir, el çektirmektir, bakıma muhtaçlıktır. 

Reklam

Ben beceremiyorum sen yap demektir!

Senin yerine ben becerebilirim demektir! 

Beceriksizliğin de tanımıdır!

Farkına varmadan ya da varsan da büyüklüğünü hissetmeden teslim edilen yetkiler, sanki azmış gibi her alanda çoğaltılan imtiyazlı konumlar…   

Uçurumları kapatması umulan ama maalesef gittikçe derinleşen bir haksızlık, adaletsizlik, öfke, vefasızlık karanlığı…

Işık süzmesi ile az da olsa ümitlenen toplumun, en güvenilir gördüklerince yaşatılan hayal kırıklığı…

Bırak karanlığın aydınlanmasını, geçmişin karanlık bilinenlerine bile neredeyse rahmet okutacak uygulamalar…

Beklentilerin ötesinde, tam tersi bir etki yaratılıyor ki, maalesef eskilerin hastalığına yakalananlar da yaşattıklarını göremiyorlar her nedense! 

Reklam

Adeta yapılanları doğrularcasına, eski vesayetçilere destek veriliyor, elleri güçlendiriliyor, suçlamaları aklanıyor!

Geçmişte, AKP’li Yalçın Akdoğan bir makalesinde; “Milletin devlet ve hükümet yönetimine müdahalesini sağlayan siyaset, hep kötü, sakil ve süfli görülmüştür. Asker/sivil bürokrasi yüceltilirken, siyasetçiler yerden yere vurulmuştur” serzenişinde bulunmuştu. 

Son yıllarda yaşatılanlara kadar doğru teşhis ve tespit idi. 

Teşhis ve tespite göre “demokrasi tedavisi”ni beklerken, gelinen nokta malumunuz… 

İktidarların başarılı icraatlarının, halk nazarında görülen ve değerlendirilen kısımlarının hakkını, mağduriyetlerini, zaten halk seçimlerdeki tercihleriyle iradelerine sahip çıkarak gösterdiğini de gördük bugüne kadar.

Gerektiğinde ise verdikleri desteği çektiklerini de gördük.

Tıpkı, İstanbul ve Ankara gibi çeyrek yüzyıldır yönetmeye onay verdikleri şehirlerin yönetimlerini, ellerinden aldıkları gibi.

Siyasi iktidarların muktedir olmasına engel uygulamalar, yapılar, düzenler, anayasa ve yasalar!

Bunların tedavisi nasıl ve ne zaman yapılacak diye beklerken, yine siyasetin asli unsurları muhalefete takınılan tavırlar, suçlamalar, baskılar, engellemeler, verilen yetkileri geri almanın en büyük sebebiydi halbuki… 

Anlamadılar, anlamıyorlar, kabul de etmiyorlar..!

Yine Akdoğan şöyle söylemişti; “Siyaset kurumunu değersizleştirme en çok da vesayet mantığından kurtulamayan siyasetçiler eliyle yapılmıştır.”

Bu da doğru teşhis ve tespit idi. 

Teşhis ve tespite göre “demokrasi tedavisi”ni beklerken, “milli iradeye”, “muhalefete”, “yargıya”, “adalete” “özgürlüklere” layık görülen yer malumunuz… 

Peki buradaki mantığın düzenlemesini, siyaset kurumuna hak ettiği değerin verilmesini, kimler, ne zaman, hangi şartlarla ve ne şekilde verecek, vermeli? 

Görüyor musunuz? Geçmişte “milleti adam etmeyi misyon edinen bürokrasiden, modernleşme sürecinin ana aktörü olarak kendisini konumlandırmış, ülkenin kaderini belirlemeyi asli amaç edinmişler” diyerek suçlayanların geldiği yer neresi?

Ülkenin kaderini belirli kesimlerin belirledikleri doğru! 

Kaderde ne belirlendiyse onu yaşamak da var, kaderin yönünü değiştirmek de! 

Tercih, siyaset kurumunun barındırdığı siyasi partilerin ve partilerin yöneticilerinin yetki, sorumluluk ve vebal anlayışlarında.!

Sayın Akdoğan; o günün şartlarında, “bürokrasinin siyaset mühendisliğine soyunmasına, siyasi iktidara ayar vermeye çalışmasına, hükümetleri dizayn etmeye kalkışmasına kesinlikle müsamaha gösterilemez” diyordu.

Peki, bugünkü geldiği yerde siyasi iktidar ne diyor? Ne yapıyor? 

Milli iradeyi temsil eden, edecek olan siyaset kurumu ve bu kurumlardaki iktidar ve muhalefeti ile, gelecek nesillerin demokratik önünü açarak, geçici(!) koltuk ve makam kavgaları yerine demokratik yaşama gerçekten katkı veriyorlar mı?  

Siyasi iktidar başta olmak üzere, tüm siyasi partilerimiz de eskilerin vesayetçi düzeninin, siyaset kurumuna verdiği olumsuzlukları, zararları artık anlamak durumundalar…

‘Bugünkü sorunları yönetemeyenler, gelecekteki sorunları da yönetemezler!’ 

Geçmiştekilerin yönetemedikleri gibi..!

***

“… Yalnızlık korkanadır. 

Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. 

Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. 

Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. 

Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. 

Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez… 

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. 

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.” Şeyh Edebali 

Önceki İçerikRus savaş uçakları İdlib’de bombalıyor..
Sonraki İçerikDerbide 57 kişi hakkında adli işlem yapıldı..
Mustafa Kalabalık
16 Ağustos 1970 Kocaeli-Gölcük-Değirmendere’de doğdu. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü ve Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün, “Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi” dalında Yüksek Lisans’ını tamamladı. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, “Siyaset ve Sosyal Bilimler” Doktora (Ö) Öğrencisi olarak dersler aldı. 2010 yılında “Öteki Siyaset”, 2013 yılında da “9. Köy’den Sonra” isimli kitapları Vadi Yayınlarından yayınlandı. 2011 yılında, Kocaeli’ndeki yerel gazete ve dergilerde yazarlığı başladı. Aynı zamanda “Kocaeli TV” televizyon kanalında, “Öteki Siyaset” isimli TV program hazırlayıp sundu. 2016 yılından itibaren de Ocak Medya’da yazarlık yapmaktadır. Özel sektörde, aynı zamanda halen yöneticilik yapmakta olan Kalabalık, Demokraside Birlik Vakfı, İnsani Değerler Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here