Biz, bakanın gördüğünü görmüyoruz; bakan ise bizim gördüğümüzü

1

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, CNN Türk’te “Kur indi çıktı. Son 1 hafta 15 gündür 6’lardan 7’lere çıktı. İner çıkar. Burada esas konu şu: Finansal güvenlik ve ekonomik altyapı noktasında Türkiye tüm bu dalgalanmaları kontrollü şekilde yönetiyor. Güçlü altyapıya sahip. Kur bugün çıkar, yarın iner.” diyor.

Oysa Türkiye’de çıkan hiçbir şekilde inmiyor. Tam aksine her şey bize biniyor.

“Bugün bütün bunlara, küresel etkilerine rağmen, 4 ay boyunca sıfır gelir, iş yerlerinin kapalı olmasına rağmen yılı da en kötü çeyreğimizi de 2008 krizinden daha iyi kapatacağız. Görüşler, bu yaşananların büyük buhrandan da çok daha büyük kriz olduğu yönünde.” diyen Albayrak, “Kur yükselince telaşlanıyorum, endişelenmeli miyiz?” sorusuna ise “Dolarla mı maaş alıyorsunuz? Dolar borcunuz mu var? Tabi Türkiye 80’li yıllardan itibaren serbest piyasa ekonomisine geçtiğinden beri, kur algısıyla ekonomiyi ölçmeye yönelik bir psikolojiye girmiş. Eskiden kur çok daha fazla etkiliyordu. Şimdi ekonomide bir dönüşüm var. İki sene önce de bu seviyelerdeydi. İlerleyen süreçte düştü.” karşılığını verdi.

Gerçekten endişeye mahal bırakmayacak açıklamalar. Zaten derin bir nefes almamızın zamanı gelmişti.

Bu kadar stresin altındaki bizler çok fazlasıyla rahatladık.

Sayın bakanın bu iyimserliğine güvenerek düzelmiştir umuduyla market alışverişi için yola çıkıyorum. Markete varmam ile ateşin başıma vurması bir oluyor.

 Aman Allah’ım!..

Fiyatlar yangın yeri.

Yaz meyvelerinden tutun sebzelerine kadar her şey dolar kuruyla yarışa girmiş.

Dolarla maaş almadığımız için kurun ipsiz sapsız hareketleri elbette bizi ilgilendirmiyor. Yastık altında dolarımız da yok. Ancak fiyatları marketçiye sorunca da verilen cevap dolar kuru ve enflasyon üzerinden oluyor.

Yine de endişeye mahal yok. Her şey kontrol altında. Bakan öyle diyor.

Biz vatandaşlar olarak elbette bakanın konumunda olmadığımız için yukarıdan bakınca ekonominin nasıl göründüğünü bilemiyoruz. Yüksekten bakınca manzara güzel oluyordur elbet.

Söylemlerinden her şeyin yolunda olduğu, trenden inip hızlı trene bindiğimiz, uçaktan jete terfi ettiğimiz anlaşılıyor.

Sayın bakanın en son nerede market alışverişi yaptığını bilmemiz imkânsız. Eğer gerçekten böyle bir alışveriş yapmışsa bizim gördüğümüz fiyatları kendileri de görmüş müdür?

Biz, bakanın gördüğünü görmüyoruz; bakan ise bizim gördüğümüzü.

Peki görmek için ne yapmalıyız?

Sayın Bakan, bir haftalığına düşük gelirli demeyelim, birden şoke olmasını istemeyiz, orta seviyede gelire sahip bir vatandaşın yerine geçsin ve mevcut ekonomik koşullarda onun geliri ile geçinmeye çalışsın.

O vatandaş da bakanın yerine geçerek bir hafta boyunca yüksekten ekonominin genel gidişatına baksın.

Bakalım bu şekilde iki taraf, birbirinin gördüğünü yine görecek mi?

Pencere farkı.

Bir hastanede ölümü bekleyen hastaların koğuşu.

Koğuşta bir oda. Odada iki yatak, iki hasta.

Birisi pencerenin önünde, öteki duvar dibinde.

Pencere kenarında yatan hasta, yaşamlarının şu son dönemlerinde, sabahtan akşama kadar pencereden bakıp, tüm gördüklerini duvar dibinde yattığı için hiçbir şey göremeyen arkadaşına aktarır.

“Bugün deniz dünden daha durgun. Rüzgâr hafif olmalı. Beyaz yelkenliler belli belirsiz ilerliyor. Park henüz tenha. Salıncakların ikisi dolu, ikisi boş. Erguvanlar bugün çıldırmış, öyle bir çiçek açtı ki; etraf mordan geçilmiyor. Erikler desen gelinden farksız. Eyvah, küçük çocuklardan biri düştü. Annesi yetişip bağrına basıyor çocuğu. Neyse, çocuk sustu. Gülüyor şimdi.”

Her gün böyle sürüp gidiyor ve adam her gördüğünü duvar dibinde yatan ve ayağa kalkamayan oda arkadaşına anlatıyordur. Pencere kenarındaki hasta, birgün ansınız kalp krizi geçirir.

 Duvar dibindeki oda arkadaşı, ‘yardım’ düğmesine bassa, doktor çağırabilir ve belki de yanındaki arkadaşını kurtarabilir. Ama arkadaşı ölürse, pencerenin yanındaki yatak boşalacaktır.

 Ve duvar dibinde yatan hasta, ‘Yardım’ düğmesine bilerek basmaz, doktoru çağırmaz ve oda arkadaşı ölür.

Ertesi sabah, duvar dibindeki hastanın yatağını, pencerenin yayına taşırlar.

Beklediği an gelmiştir. Yattığı yerden pencereden dışarı bakabilecek, olan biteni seyredebilecektir.

 Fakat o da ne?

Pencerenin dibinde kapkara bir duvardan başka hiçbir şey yoktur.

“Nasıl yani? Deniz, gemiler, erguvan ağaçları, çocuk parkı.. hepsi, hepsi yalan mıydı?” der ağlayarak. Pişman ve yüreğinde kocaman bir vicdan azabı ile tüketir son günlerini.

Karamsar ve umutsuz bir hayat sürerken bile başkalarını mutlu etmeye çalışmalı, onları gördüğümüz karamsarlıklarla karamsarlığa itmemeliyiz.

Kim bilir belki de sayın bakan, bunu başarmaya çalışıyordur.

Emrullah Bayrak

1 YORUM

  1. “Sayın bakanın en son nerede market alışverişi yaptığını bilmemiz imkânsız. Eğer gerçekten böyle bir alışveriş yapmışsa bizim gördüğümüz fiyatları kendileri de görmüş müdür?”
    Sayın yazar! Sarayda meyva sebze, diğer yiyecekler doğal olarak yetiştirildiği için para falan õdemiyor bedavadan yediklerinden dolayı piyasaları bilemez.
    16, Mart 2015 de Saray’da yalnızca Erdoğan’a 2 bin 700 personel hizmet veriyormuş
    1 Ocak 2020 3,700 kişi Sarayin ve çevresini etten,sütten tutunda her şey saray için doğal ve bedevadan üretiliyor.
    O ışçilerin maaşlarınıde zaten milletin vergileri ile ödeniyor. Açıkcası bakan bey herşeyin en iyisini bedavadan yiyip içtiği için söyledikleri onun için doğrudur.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here