Biz kaosun çocuklarıyız, kaostan geldik kaosa geri dönüyoruz

2

Var olmuş olmanız “var” dediğiniz şeylerin kanıtıdır, siz var olduğunuz için onlar vardır, aradan çekilin her şey silinip kaybolacaktır.

Yani iddialarınızın gerçekliği onların varlığı değildir, sizin onları bir varlık olarak kabul etmenizdir.

Siz kuşkusuz o gerçekliği var etmiyorsunuz, yalnızca algıladığınız üzere bir tanımlama yoluna gidiyorsunuz.

Bu da, o gerçekliğe esas değil, görünüze esas bir tanımlama yaptığınız anlamana geliyor.

Bugün heyulanızdaki Tanrı tanımı böylesi bir görünün ürünüdür, çünkü aklınız size gördükleriniz üzerinden başka bir tanımlama yapma şansı vermiyor.

Dolayısıyla dünyayı yaratıp ayakta tutan Tanrı bir takdiri ilahi değildir, sizin görünüz üzerinden vardığınız bir neticenin sonucudur, zira ayakta tutmak bile Tanrıya göre değil, size göre bir soyutlamadır.

Bu ayakta tutma işine kanıt sizsiniz, çünkü görü şartınıza göre bir ayakta tutma hali vardır.

Oysa görü şartı sizden koptuğu andan itibaren ‘ayakta tutma hali’ anlamını yetirmekte, herhangi bir şeyi ifade edebilir olmaktan çıkmaktadır.

Bu görünün tekrar bir ayağa kavuşması için sizin varlığınız ve daha önemlisi bu görü şartına geri dönmeniz gerekmektedir, çünkü sizde tanım bulmuş o varlığın kanıtı sizsiniz, ona bir varlık atfetmeniz için öncelikle sizin var olmanız ve böylesi bir görüye sahip olmanız gerekmektedir; ötesi deneyim, deneyimlediklerinizin sizi götürdüğü bir kısım neticedir. 

Ama unutmayın, tüm bu deneyimler bu görü şartına göredir, bu görü şartını aştığınızda bunların bir kıymeti kalmamaktadır, çünkü her şey bu gördüğünüz halden başka bir hale geçmekte ve daha kötüsü siz her bir hale vardığınızda görü kapsamınızdaki şeylerin mevcut hallerinde değişmektedir, en kötüsü ise şeylerin herhangi bir hale bağlı olmamasıdır ki, siz halleri aştıkça farkına vardığınız şey odur. 

İnsanın yalnızlığı

Şeylerin bir hale bağlı olmaması sizin gerçek kabusunuzdur, çünkü siz zaten öylesi tanımlayamadığınız bir halden kaçmış, böylesi kendinizce tanımladığınızı sandığınız bir hale sığınmış bulunuyorsunuz.

Siz gerçekte sahip olduğunuz hal itibariyle kaosun çocuklarınız, kaostan gelmiş kaosa geri dönüyorsunuz, tüm çabanız kaosu tanımlamak, onu bir doğruya veya bir anlama esas konumlamaktır.

Siz, daha öncede kaosu tanımlayamadığınız için bu görü haline sığınmış, kaos içinde kendinize bir anlam dünyası inşa etmiş bulunuyorsunuz. 

Sorununuz, bilinç evreninizin bu küçük anlam dünyasına sığmaması, sizi tekrar evrenin o sonsuz girdabına davet etmesidir ki, siz o sonsuz evrene direkt gitmeseniz de kademeli bir şekilde oraya doğru gidiyorsunuz, zira özünüz bu ve siz bir şekilde özünüze doğru yol alıyorsunuz.

Bugün farkında olmasanız da yaptığınız her anlamlandırma, yazdığınız her şiir bu öze dönüşün özlemini ifade etmektedir.

Tek eksiğiniz kaosu doğru tanımlamanız, o bilinç seviyesine çıkarak onun içinde kaybolmanız veya onunla birleşip bütünleşmenizdir. 

Ama tabii bu dünkü gibi kaybolma ve anlam adına bu günkü kapsamı olan bir görüye sığınma değildir, bu sonsuz bilincinizin bir parçası olan sonsuz evrenle buluşma ve birleşmedir.  

 Siz bu birleşmeyle bilincin sonsuz genişliğine, onun ebedi ve sınırsız olanaklarına varmış olacaksınız.

Ancak o zaman herhangi bir potansiyel veya kapasitenin bir sınırlama olduğunu görecek ve olanakların o ölçülemez potansiyeline ulaşmış olacaksınız. 

Bugün aslında baktığınız ve bakarken baktığı içinde aradığınız şeye o nihai olandır; ancak şimdilik zayıf davranıyor ve gördüğünüzü duyularınızın görü sınırı içinde imgeleme yoluna giderek kendinize sınırlar koyuyorsunuz, çünkü henüz o sonsuz evreni kucaklama potansiyeline sahip olmadığınızı düşünüyorsunuz.  

Oysa bu yalnızca bir düşüncedir, size sınır koyan şeyleri bu görü şartı içinde imgelemeye gidiyor olmanızdır; isimsiz ve şekilsiz olan şeylere isimler ve şekiller atfetmekten vaz geçin, bu algılama şekli öznel bir durumdur, duyuların aldığını tanımlamaya çalışmasından başka bir şey değildir. 

Bunlar gerçekte yoktur, onları duyularınız zihninizde var etmiş, sizi onlarla görülen, işitilen, dokunulan, koklanan, hissedilen veya umulan bir hayal dünyasının içine kapatmıştır; siz duyularınızın görü sınırını aştığınızda tüm bunlar kaybolacak gerçek özgürlüğün tadına varmaya başlayacaksınız. 

Gerçek özgürlük sınırsızlıktır ve bilincin gerçek anlamda uzanmaya çalıştığı da odur, siz bu sınırsızlığın farkına vardığınız andan itibaren onu kaybetmeniz bir olasılık olmaktan çıkmaktadır, çünkü kendisini sınırlamak bilincin karakteri değildir. 

*Heyula: Korkunç hayal.

2 YORUMLAR

    • Böyle bir yorumu tahmin ediyordum, gayet doğal, Anadolu insanı pratiktir, “hemşerin, sen ne dimek istiyon” der işin içinden çıkar. Eminim ki bu kategoride okuyucu sayısı fazla. Üstelik Sn yazar Yersiz, “SiZ”, “SiZ” deyip duruyor bu da yersiz! bu da kendini apayrı tutan bir algı oluşturuyor sanki… oysaki aynı topun kumaşıyız, hint kumaşı dahil!

      ….
      Kuantum! nano bile değil!
      İnsan makro! önünde eğil!
      Bilgisayarını yapabilirsiniz..
      Bu da ehil beyinle kabil!

      Ancak o da ne ki, ruhu var!
      Enginlere açık, dimağ dar!
      İnanır, inanmayabilirsiniz,
      Şükrederse, insan vefakar…
      ….

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here