Biz ne kadar özgürüz, Tanrı ne kadar özgür…

12

Özgürlük konusundan bahsetmiştim. Bunu da gündelik örneklerle yazmıştım ama bazı kişiler alaya almayı seviyorlar, ama bu da seviyelerini gösterdi.

Özgür olmak insanın kendini fark etmesiyle başlar. Fark etmeye başlayınca, kendisini ve çevreyi araştırır.

Ergenlikteki gerginlik bu yüzden olur. Özgür olduğunu sanan gençle, onun özgürlüğünü engelleyen anne-babası.

Bizler aslında tam olarak özgür değiliz, bunu da biliyoruz. Bunun üzerine baskıcı devletler, hükümetler de özgürlükleri kısıtlayınca daha da sinir oluruz.

Psikolojiye başlarken konu insandır. Aklı kullanan yöntemlerle (deneylerle) insan davranışlarını öğrenmek ve genellemeler yapmak ve insanı öğrenmek diyebilirim.

İnsan davranışını gözlerken, insanın başlangıcı konusuna başlarız.

İnsanı yaratan Tanrı’ysa, insanı nasıl yarattı?

İnsan tam özgür değilse, Tanrı tam özgür müdür?

Immanuel Kant, özgürlüğe çok önem vermiş. Toplumun ilerlemesini bile özgürlüğün bilinmesi ve genele yayılmasıyla orantılıdır, der.

Dinlerdeki Tanrı inancına göre: Tanrı her şeye gücü yeter. Çok güçlüdür. Her şeyi en doğru şekilde yapar. Ama bu durum yaratma ile çelişir. Tanrı’nın iyiliği yani ilk ve tek olan iyilikten çıkan yaratmaya bakıyoruz ama burada tam iyilik olmadığını görüyoruz.
Çünkü Tanrı kötüyü de yaratmış. Tanrı şeytanı da yaratmış. Tanrı’nın iyiliğinden çıkan yaratmada tam iyilik yok. Ayrıca Tanrı, Tanrı olduğu için iyi ve en güzel evreni yaratması gerekiyor. Yoksa Tanrı olmaz.

Tanrı en iyi ve en mükemmelse, en iyi ve en mükemmeli yaratır. Yaratmada da en iyi ve en mükemmeli yapmıştır. Tanrı olması yüzünden böyle yapması lazımdır. O halde Tanrı bu eylemde ne kadar özgürdür?

Tanrı, Tanrı olması yüzünden en iyisini yaratmak zorundadır. Zorunda ise özgür değildir…

Tanrı, yaratma işinde özgür değilse, insanın durumu nedir diye de düşünüyorum. Tanrı, yaratma için insana mı gerek duydu?

İnsan davranışına bakarsam, insan davranışlarında özgür değil; ama dinlerdeki gibi Tanrı emri ile de yaşamıyor. Tanrı istedi, yazdı diye davranışlar olmaz. O zaman düşünüyorum; Tanrı ve insan birbirine ihtiyaç duyuyor.

Tanrının özgürlüğü engellenirken insan var, insanın özgürlüğü engellenirken de Tanrı. Bu dediklerim Tanrı’ya inananlar için önemli. İnanmayınca zaten Tanrı yok, bunlar da söylenmez.  

İnsan davranışlarına etki eden faktörler var, Tanrı davranışlarına da etki eden faktörler var.

İnsanı meydana getiren iki farklı insanın varlığı bu etkinin başlangıcı.

Tanrı’nın davranışlarına etki eden de kendisi ve daha önceki insanlar mı, yoksa kendi içindeki farklı cinsiyet özellikleri mi, diye de düşünüyorum.

Biz özgür olmayan kaçıncı insanız mesela.

Daha önceki insan özgürdü , sonra biz olduk ve kısıtlamayla oluşan ilk insan örneği biz miyiz?

Bunlar yaşadığımız dünyayla da çok ilgili. Çünkü dünyayla ilişkili yaşamak zorundayız. Dünyaya bağlı olmadan yaşayan varlıklarda (Başka insan örnekleri) durum nasıl, bunu bilmek şu an zor.

Tam bilmiyoruz.

Ama özgürlük konusunda da tam özgür olmayı bilmiyoruz. Çünkü tam özgür değiliz.

Ama Tanrı da tam özgür değil.

Hoşçakalın

Kerstin Mutlu

12 YORUMLAR

  1. Kerstin hanım merhaba, “alay” falan yazmışsınız. Umarım buna dahil etmediniz beni de. Öyle bir niyetim hiçbir zaman olmadı. Size öyle geldiyse özür dilerim.

    Neyse, bu yazınızda sık sık Tanrı’ya değiniyorsunuz. “Dinlerdeki Tanrı inancına göre” derken insanın inanma kapasitesi dahilinde düşünerek kendi kendine ulaşmağa çalıştığı ve tanımlayabildığı tanrıya mı işaret ediyorsunuz? Tarihi süreçte, dinlerin birbirinden farklılıkları var. Tanrıyı düşünebilmek güzel bir şey. Ancak, tanımlama işi alelade mantık yürüterek düşünceyle olabiliyorsa, herkesin düşüncesi farklı olabildiğine göre çok farklı tanrı algısı/tanımı olabilir. O zaman ortaya kaos gibi bir durum çıkar. Tanrı da bu potansiyel durumu bildiğinden İnsanlar işin doğrusunu öğrenebilsinler diye kendini bizzat tanıtmaz mı? Normal düşünen insan buna “evet” der. Tanrının kendini tanıtması «vahiy» ler serisinde Tanrı katında verilen bilgilerle oluyor (bu bilgilere vahiy deniyor). Biz müslümanların inandığı temel vahiylere göre, Tanrı hem iyi ve hem kötüyü (Hayr ve Şer) yaratmıştır. İlginçtir ki bu da Evrendeki simetri ile tam bir uygunluk içersindedir. Tanrıyı tanımak insan için yeryüzünde en önemli işlerden biridir. Siz bu devasa (riesig) konuya ufak bir giriş yaptınız. Ancak devam edilebilir (zaman darlığında şimdilik bu kadar yazabildim).

  2. Ufak bi giriş buysa işi bulduk o zaman sayın h.k.
    Her ne kadar “tanrı insanoğlunun en büyük keşfidir” dense de “eski bir inanca göre; tanrı ölmüş…”
    Tanrısal gücün neyi niye ve nasıl yarattığını anlamlandırabilmek için sayın yazarın bir heykeltraşla falan görüşmesi bence çok daha faydalı olurmuş ama neyse…
    Kendisinin ortaya atmak için(ya da sermek mi?) çırpındığı problematik nedir tam olarak anlayabilmiş değilim…
    Bildiğim kadarıyla; kanunların yasaklamadığı şeylere özgürlük denir.
    Bir de yaratıcı güç(üst akıl) ve yaratılarıyla ilgili n.tevfikin oldukça ufuk açıcı tespitleri vardır:
    “Çözemez kimse dünya denen şu kördüğümü/
    Yaratan allah bilir onun iç yüzünü/
    Bir delikten çıkarak diğerine girmekteyiz/
    Önü zulmet sonu zulmet; …mişim gündüzünü!”
    Umarım dalga geçmiş gibi olmaz; çünkü neyzenin tarzı biraz böyledir yani…

    • Ha gayret birazcik daha zorlayin düsüncelerinizi ve yine insan yapisi olan kanun cercevesinden bi cikin derim. Malum kanunlardan yola cikacak olursak, her ülkenin kendine has kanunlari var ve bu da her ülkede baska özgürlükler/yasaklar vardir demek olur. Kerstin hanim evrensel ve felsefi acidan özgürlügü irdelemis.

        • Bence nick’iniz gibi ha gayret biraz daha beyninizi zorlayin derim, o zaman ortaya dökülen düsünceleri bu kadar basitlestirme eylemine gitmezsiniz. Yazilan/söylenenleri yuvarlayip, aslindan saptirip karsi argümanmis gibi bi hale getirmek pek de akillica olmayip günümüz laf cambazligini cok güzel yansitiyorsunuz. Ha gayret azicik daha egzersiz yaptirmak iyi gelir beyin kivrimlarina 😉

  3. Merhaba Kerstin! Sizin önceki yazınıza yazılmış özgürlükle ilgili yorumları,
    Türk tarafınızdan okursanız, o yorumları hiç birisinde sizin yazınızı alaya almak gibi bir emare olmadığını görürsünüz.🙂
    Aslında hepsi Türkiyedeki özgürlük gerçeğini komedileştırerek yazmışlar ve sizinde yazınizi çok,çok beğenmişler.
    Bakın ben Türk tarafimdan okuduğum için, bõyle anladım.🙂Tatlı kiz hoşca kalın.

  4. Evet, kerstin hanım ve yorumcular nerede kalmıştık (Bu günlerde iş yoğunluğundan konuya ancak devam edebiliyorum). Sık sık değinilen Tanrı’nın doğruya yakın olarak tanınması çok önemli. Bunun için «vahiy»ler ne diyor ona bakmak gerekir. Doğru «ya yakın» tanım, yani O’nun bildirdiği kadar. Kuran’da “Hadid” suresinde (Demir, The Iron – 57 numaralı sure/bölüm) evrensel ve net bir tanımı şöyle:

    “(1)Göklerde ve yerde bulunanlar Allah’ı tesbih etmektedir ((Praise and Glory of Allah). O üstündür, her yaptığında hikmet vardır. (2) Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Hem hayat verir hem öldürür. O’nun her şeye gücü yeter. (3) O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır. O her şeyi bilir”.

    Burada, (3) nolu ayet, O herşeyden Önce ve kendisinden başka geriye hiçbirşeyin kalmayacağı Son’dur. Varlığı (dünyanın varlığı kadar) aşikar. Gerçek mahiyeti ise gizlidir anlamındadır. “Doğru «ya yakın» tanım O’nun bildirdiği kadar” dediğim bu. Gerçek mahiyeti gizli olan şey bildirildiği ile sınırlı. Yakınlık var, tam bilgi ve ayrıntıların olmadığını “Demir” süresinden anlıyoruz. Bu surenin isminin Demir olması ilginçtir. Demir Evrende en stabil elementtir ve atom kütle numarası dünya şartlarında 56 dır. Ancak stabil olan izotopları arasında kütle numarası 57 ve 58 demir de vardır. Demir suresinin Kuran’daki numarasının 57 olması da ilginçtir (yakınlığa bir bakın!). Demir çok eskiden beri (en azından M.Ö. 5000 yıl önce) bilinen kullanılan ve bir çok önemli kültürlerde (dini kitaplarda da bahsedilen) önemli bir yere sahiptir. Ancak, kütle numarasının bulunması 19. Yüzyılda elementlerin Peryodik düzeninin keşfedilmesiyle ortaya çıkmıştır (Periodic Table/Mendelyev-bir rivayete göre Tatar Türklerinden). Kuran’da the Iron (hadid=demir) isminde «sure-bölüm» olması ve sonradan bulunan atomik bilgilerle ilişkisi Kuran’ın Tanrı katında son rehber olmasının kanıtlarından sadece biridir. Malum demir hemoglobinimiz en kritik bileşenidir. Yıldızlarda üretilmiş demir olmaksızın dünyada hayat mümkün değildir.

    “Dinlerdeki tanrı inancı” derken Kuran’daki bilgileri gözardı etmemek lazım. Kuran’da geçen bir de Tanrı’nın “Münezzeh” özelliği önemlidir. Kendi kendini tanımlayan anahtar kelimelerden biridir. Bunun dışında herkes tanrıdan bahsedebilir, kendine göre ve algılayabildiği mantıkla Tanrı şudur budur, misal “tanrı ölmüştür”, “özgürdür”, “özgür değildir” diyebilir ancak Allah (Al İlah=The God) bu tür algılamalardan/yargılamalardan/yakıştırmalardan “Münezzeh”tir. Bu konu da üzerinde düşünmeğe/yazmağa değer bir onudur (bir başka vesileyle…)

    • Çok teşekürler sayın h.k.
      Bizim eski türklerde yerin içinden geçip gelip ta kutup yıldızına kadar uzanan bir “demir kazık” inancı vardır. Bütün evreni bir düzen içinde ve ayakta tutar; türk çadırının orta direği bu demir kazığın minyatürü gibidir. Kazaklar buna bayterek(ortadirek:) der. Demirkazığa bir şey olursa evren de altüst olur, yıkılır.
      Bizdeki evimizin direği, devletin direği gibi tabirler de otorite kaynağı olarak ilginçtir…

      • Evet H.Gayret! Demir konusunu, Kuran’daki `Demir` Suresini okuduktan sonra biraz araştırdım. İlginç bulduğum için Kerstin hamımın yazısı vesile oldu paylaşmak istedim. Demir güç ve direnç sembolu önemli bir metal. Evrende süpernova patlamalarında elemental yakıtını harcayan büyük eski yıldızların çıkardığı muazzam enerji direnen çekirdeği sağlam bir metal. Süpernova patlamaları uzaya demir püskürtüyor (kusuyor da denebilir). Bundan daha ağır metaller nükleer ilaveler ve dönüşümlerle meydana geliyor ancak mevcudiyette egemen olan demir. Bu iş çekirdeğinin stabil olmasıyla ilgili.

        Dünya da bu işten nasibini alıyor. Dünya’da kütle ağırlığı itibariyle en yaygın element demir. Demir olmasa insanlığın bugünkü medeniyeti kurması mümkün olamazdı. Demir-çelik medeniyetin orta direği hatta belkemiği de denebilir. Eski türklerde de çok önemli. Destana göre Ergenekon’dan demir dağları eriterek çıkmışlar, ellerindeki kılıçlarla. Daha sonra da atı ehlileştirip maharetle kullanınca zaptetmek/durdurmak pek kolay olmamış gibi! Yeryüzünde yüzeye yakın demirlerin meteorlarla uzaydan geldiği düşünülüyor. Demir soyadı Türkçede epey yaygın. Velhasıl demir bir güç sembolu. Hatta, hristiyan kaynaklarında İsa trinity kapsamında bu gücü ve otoriteyi elindeki kılıç ile temsil eder ve bu şekilde geriye kalan tasvirler vardır.. Neyse konu uzadı…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here