Biz Perdemizi Kefen Yapıp Düştük Bu Yola!

2

Dış siyaset ya da dış strateji bir kişinin ya da kişilerin “kimleri sevip, kimleri isteyip, kimlerle gönül birliği” yaptığına göre şekillenmez. Bu yapılırsa durum içinden çıkılmaz bir hal alır.

Ülkenin “sosyo – ekonomik” , “güvenlik” , “ticari” , “bürokratik” , “sınır güvenliği” , “komşularıyla olan ilişkileri” , “coğrafi konumu” , “coğrafi konuma bağlı çıkarlar” , “siyasi – ideolojik yapılanma” , nüfus yoğunluğu” , “etnik çoğunluk” hatta “tinsel birliktelik” gibi birçok madde vardır. Ve bunların her biri “ülkenin dış siyasetinin” belirlenmesinde çok ama çok etkindir. Şuan buraya yazamadıklarımız da var muhakkak…

Ama tüm bu liste içinde şu olamaz; Ülkenin başındaki devlet görevlisinin “Ben çok istiyorum, falanca ülkeyle ilişkilerimiz gelişsin…”

Hayır! Bu olamaz.

Bu o devlet görevlisinin kendi öz beklentisi olabilir ve bunu istemekte onun en doğal hakkıdır ama kendi öz beklentisi ile ülkenin dış siyasetini şekillendirirsek bu “demokrasi”den ve “bağımsız ülke yönetiminden” çıkıp adı başka bir şey olur.  “Bireysel çıkarlar mı vardır” diye sorarlar? “Hayırdır” Derler… “Neden sadece o ülke?” derler… Derler de derler… Hani kayıkçının fıkrası gibi; “Derler mi derler… Madem diyecekler…” Bu yüzden siz ülkenin başına seçimle ya da atamayla nasıl gelmiş olursanız olun, ülkenin siyasi ve ideolojik çıkarlarına göre “dış ilişkilerde” dost düşman ayrımına girebilirsiniz. Sadece siz seviyorsunuz diye öbür ülkeyle ilişkilerimizi canlandırmak, canlı tutmak ya da canlı olması için ödünler vermek başka bir yönetim şekline girer.

Ki her sabah bakarım, bu sabah baktığım gibi; ülkedeki rejim değişmiş mi diye? Henüz daha değişmemiş ve çoğulcu demokrasiyle yönetiliyorduk en son baktığımda. Ne kadar doğru orasını bilemem. Ama görüntü o.

Ve bu görüntü de hareket edilirse, devletin başında ki ya da karar alma mercii olan bir kişi veyahut tüzel kişiler kendi öz düşüncelerini açıklarken bile çok dikkatli ve seçici olmalıdırlar. Şahsen benim karşımda bu söylense direk soracağım soru şu olurdu; “Neden o ülke? Arsa fiyatları mı düşmüş? Bizde mi gidip gayrimenkul alalım?” Evet, komik gelebilir ama komik değil. Karar alıcı merciinin başında ki kişi bunu derse insanın aklına her şey geliyor doğrusu. Çünkü, “Gönül arzu eder ki, XXX ülke ile ilişkilerimizi daha iyi noktaya taşıyalım” diye bir cümle duyarsam aklıma gelecek milyonlarca soru işaretinden sadece biri bu… “Neden? Yoksa bir tehdit mi var?” , “Neden? Yoksa ailene karşı bir tehdit mi var?” , “Neden? Yoksa mal varlığına karşı mı bir tehdit var?” , “Neden XXX ülke? Neden YYY değil? Neden ZZZ olmasın?” , Mesela ben AAA ülkesini de çok severim ve benim gönlümde onlarla ilişkilerimizin daha iyi noktaya taşınmasını istiyor? Yo oranın bankalarında duran mevduatımla bir ilgisi yok bunun. Evet, biraz var ama iklimi güzel… Kemikleri ısınıyor insanın… Benim sebeplerim bunlar AAA ülkesi ile ilişkilerimizin iyi olmasında ki sebep. Peki, sizin nedir XXX ülkesi ile ilişkilerinizin daha iyi olmasını istemekteki sebep? Bir sebebi olmalı bunun. Sadece iklimi için istiyor olamazsınız? Bir yerlerden bir şekilde bir kanalla bir şeyler fısıldanmış olmalı ki, ortada hiçbir mücbir sebep yokken kalkıp böyle bir açıklama yapıyorsunuz? Nedir o? Gelin açık konuşalım, siz benim kulağıma söyleyin ben kimseye söylemeyeyim. Ama bu konuda yemin edemem. Sadece beyan edebilirim. Ki o beyan da çiğnenebilir.

Birde tabii kazın öbür ayağı var. Siz durduk yere kalkıp; “XXX ülke ile ilişkilerimiz çok iyi olsun. Neden olmuyor ki?” diyorsanız insanlar önce o XXX ülkeye bakarlar. Kimdir onlar? Neden onlar diye? Ben baktım. Hatta gün boyu baktım. Tinsel ve kültürel olarak taban tabana zıt olduğun hatta birçok yerde karşılıklı birbirinizle kavga ettiğiniz bir ülke o XXX. Peki şimdi neden? Ne oldu da birden “gönül bağı” kurmak istediniz onlarla? Siz ki; Şuan bulunduğunuz konuma, bu ülkenin en saf ve güzel duygularından biri olan “İslamiyet”le geldiğinizi varsayarsak, İslamiyet’in en büyük resmi ya da gayri resmi düşmanlarından biriyle ne oldu da “Gönül birlikteliği” kurmak istediniz?

Korkuyoruz.

Cidden korkuyoruz.

Neden mi korkuyoruz?

Bu kadar zıt olmamıza rağmen kalkıp da bizim en büyüğümüze bu söylettiriliyorsa ya da söyleme ihtiyacı duyuyorsa biz ne yapalım? Biz avam ve halkız. Varımız yoğumuz cebimizde olan. Siz öyle değilsiniz maşallah. Sizin kaygılarınız çok. Bizim hiç yok. Ama Allah korusun size bir şey olursa biz ne yaparız? Size bir şey olmasın diye mi “böyle söylediniz?” Eğer öyleyse XXX ülke ile bizde kendi elimizden geldiğince ne yapabiliyorsak yapalım… Onların ürünlerini alalım, Milli ve Türk malı olan her şeyi boykot edelim hatta gerekirse siz emredin biz sokaklarda eylemler düzenleyelim. Ama önce bir hele deyin bize. “Bayram değil seyran değil XXX ülkesini neden öpmek isteyelim?” Ki bunca yıldır birbirimiz dış gıcırdatırken? Mavi Gemiler derken, “van minutler” derken, esip gürlerken ne oldu da birden “Gönül Birlikteliğiniz onları çekti?” İnanın merak ediyoruz. Bilesiniz ki; Sizin sözleriniz bizim için fetva gibidir.

Eğer sizin bilip de bizim bilmediğimiz bir şey varsa üzülürüz, kırılırız, güceniriz. Samimi olalım ve durduk yere hangi sebep sizi bunu söylemeye itti onu konuşalım. IBAN istediğiniz gibi yine TV’lerden hatta cep telefonlarımıza kısa SMS olarak bilgilendirebilirsiniz bizi. Çünkü inanın korku – dehşet ve panik içindeyiz. Devlet-i Aliyenin en büyükleri kalkıpta ezeli düşmanımız için “Gönül ister ki ilişkilerimiz daha iyi olsun” diyorsa kesin bir pislik vardır bu işte. Bunu düşünüyorum diye bu aklıma geliyor diye herhalde suçlanamam. Ama korkuyoruz. Tek korkan ben değilim. Tüm ümmet korkuyor. Kalkıp da “Reyiz” böyle bir şey diyorsa, “bir bildiği vardır” diyoruz ama o bildiği ne diyoruz. Eğer gerekirse biz de diyelim diyoruz. Litrelerce içeceklerini, kilo kilo deterjanlarını, koli koli ürünlerini alalım, seni yalnız koymayalım bu dava da… Sen öyle dimdik dur, bu millet seninle diyelim diyoruz ama bilmiyoruz ki neden böyle bir şey dedin? Senin gönlün istiyorsa onlarla birlikte olmak bizde senin “tebaan” olarak elimizden geleni yapalım ama yeter ki sana bir şey olmasın istiyoruz.

Söyle bize, emret… De ki; “Beni tehdit ettiler” de. “Mal varlığımla işkillendirdiler” de. “Ailemi, çoluğumu – çocuğumu hatta onların banka hesaplarını denetliyorlar” de.

“Bu yüzden kalkıp onları sevmeye kalktım” de.

“Amacım buydu yoksa lanet olsun hepsine” de.

İnan ses etmeyiz.

Ne dediğine ses ettik ki senin şimdiye kadar söylediğin?

Biliyorsun ki; biz evimizden perdeleri söküp, kefen diye sarılıp çıktık senin arkandan bu yola! Perde merde idare et artık sende…

Madem anlatmıyorsun bize sorma o zaman bizlere…

2 YORUMLAR

  1. kefen çıplak vücuda sarılır.bunlar günlük giysilerinin üstüne dantelli perde sarmışlar.gerçek kefeni giydiğinizde şimdi giydiğiniz bu kefeni kimin için giydiğiniz sorulduğunda bakalım ne cevap vereceksiniz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here