Bize Yapıcı Çatışmalar Lazım..

0

Hepimiz zaman zaman, bir başkasıyla aramızdaki farklı fikirlerimizden dolayı olumsuzluklar yaşarız. 

Aslında bazen aile içinde, bazen dost ve arkadaşlarımız arasında, bazen de bizzat kendi kendimizle çelişkiler, anlaşmalıklar yaşarız.. 

Bazı geceler, insanın canının yarısı uyumak ister, diğer yarısı ise uyuma der.. 

“Gözlerinin birisi; kalk gidelim derken.. diğeri otur oturduğun yerde” der.. 

Bazen de “dediğimi yap, yaptığımı yapma” diye tembihleniriz… 

Sağlığımız bozulduğunda vücudumuzu ateş basar, boncuk boncuk terleriz, ancak aynı zamanda da tir tir titreriz…

İnsan vücudu kendi kendisiyle de çatışma yaşar zaman zaman gördüğünüz gibi…   

Peki çatışma nedir o halde? Hiç düşündünüz mü? 

Reklam

Kişiler ya da gruplar arasında belli bir konuda ortaya çıkan görüş, düşünce ayrılığı “çatışma” olarak tanımlanmaktadır. 

Bir deyişle de “aynı olaya, farklı gözlüklerle”  bakma durumudur…

Karşılaştığımız bir olayda “empati” kurmak, kendi düşüncelerimizle bile çatışma yaşamamıza sebep olur.

Çatışmanın bazen özellikle istendiği, bazen de istenmediği durumlarla karşılaşılması, çoğumuz için şaşırtıcıdır. 

Özellikle istenmesini anlayabilmek için, nihayetindeki sonucun nasıl, kime, ne şekilde yarar sağladığını ya da zarar verdiğini tespit edebilmek gerekir öncelikle… 

Bir iş yerinde yeni görüşler üretmek, üretebilmek için çabalar sarf edilirken, diğer bir iş yerinde yeniliklere olanca öfkeyle karşı çıkmak, değişme ve yenileşmeye direnmek, çalışanlar arasında ya da çalışan ile yönetici arasında yaşanabilmektedir.

Bu bazen koltuk kavgası, gelecek kaygısı yüzünden olabilirken, bazen de kişisel komplekslerden, yetersizliklerden, beceri yoksunluklarından kaynaklanır.

İyi örnekler arasında kalmak, iyi olmayanları çok çabuk su yüzeyine çıkarır.

Reklam

Tabii ki bu da hiç hoş karşılanabilir bir şey değildir. 

Özellikle de bu kişi bir yönetici pozisyonundaysa…

Çatışmalarda önemli olan, çatışmanın yıkıcı çatışma haline bürünmemesidir. 

Yıkıcı çatışma; kurumsal, örgütsel bağlılığın azalmasına yol açar, amaçların boş verilmesi eğilimi yaratır, çalışanlarda gerilim ve strese sebep olur. 

En önemlisi de kurumsal enerji kaybına, kurumların ya da örgütlerin vizyon ve misyonlarına katkılar sunan verimliliğin düşmesine sebep olur…

Bana başlangıçta güzel bir söz gibi gelen, ancak bir süre sonra üretkenliği, verimliliği körelttiğine şahit olduğum, çatışmacı zihniyetin; Burada demokrasi geçerlidir. İstediğini söylersin ancak söyleneni yaparsın tarzı yönetim uygulamaları, kavgacı olmasa da yıkıcı çatışmaya bir örnektir..

“Sen ne söylersen söyle, seni dinleyen kim?.. Sen kimsin?.. Senin vasfın ne?.. Sıfatın ne?” dersen eğer, karşındaki insandan verim alabilmen de mümkün olamaz. 

Önerilere açık, ne istediğini bilen, hedefleri olan, karar sistemlerine katılımcılığı benimseyen örgütlerde neden çatışmalar yaşansın?

İşte, bu bazen çatışmacı insanların farklı beklentilerinden, bazen kişilik(sizlik) özelliklerinden, bazen görev ve iş analizlerinin tam yapılmadığı ve sorumluluk sınırlarının açık olmamasından, bazen de çalışanlara sunulan imkanların eşitsizliklerinden kaynaklanır.

Karşılaşılan her krizde bir taraf eğer mağduriyet” yaşamışsa, diğer tarafta muhakkak yeni yeni“fırsat” imkanları da oluşmuştur.

Tarih boyunca yapılan savaşlar, coğrafya değişiklikleri, bölünmeler, birleşmeler hep krizler ve fırsatlarla olmadı mı? 

Örneğin yakın tarihe kadar “Yugoslavya“ diye bir ülke varken, şimdi yok!  

Ama, aynı yerinde  Bosna-HersekSırbistanHırvatistanMakedonyaKaradağSlovenya ve Kosovayer aldı. 

Bulgaristan (545 yıl), Yunanistan (400 yıl), Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Makedonya (539 yıl), Moldova (490 yıl), Ukrayna (308 yıl), Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs (293 yıl),Irak, Suriye, İsrail, Filistin, Urdun (402 yıl), Suudi Arabistan (399 yıl), Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn (400 yıl), Mısır (397 yıl), Libya (394 yıl), Tunus (308 yıl), Cezayir (313 yıl), Sudan (397 yıl), Somali (350 yıl) ve bugün var olan birçok ülke Osmanlı İmparatorluğunun toprakları değil miydi?

Kimi toplulukların ayrışmaları sonucu farklı farklı uluslar ortaya çıkarken, kimi topluluklar birleşerek tek güç olma, olabilme çabasında (AB) Avrupa Birliği gibi..

En büyük güç, insanların ve toplumların kendi güçlerini fark edebilmeleriyle birlikte, yapıcı çatışma ortamından fayda ile sonuç alabilmektir sanırım…

Unutmayalım ki! Çatışma Yenileşmeye, Yenileşme de Çatışmaya Yol Açar

Önceki İçerikTürkiye’de sıcak hava dalgası beklenmiyor..
Sonraki İçerikGünlük 7 saat ekranın 5 saati telefon ekranı..
Mustafa Kalabalık
16 Ağustos 1970 Kocaeli-Gölcük-Değirmendere’de doğdu. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü ve Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün, “Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi” dalında Yüksek Lisans’ını tamamladı. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, “Siyaset ve Sosyal Bilimler” Doktora (Ö) Öğrencisi olarak dersler aldı. 2010 yılında “Öteki Siyaset”, 2013 yılında da “9. Köy’den Sonra” isimli kitapları Vadi Yayınlarından yayınlandı. 2011 yılında, Kocaeli’ndeki yerel gazete ve dergilerde yazarlığı başladı. Aynı zamanda “Kocaeli TV” televizyon kanalında, “Öteki Siyaset” isimli TV program hazırlayıp sundu. 2016 yılından itibaren de Ocak Medya’da yazarlık yapmaktadır. Özel sektörde, aynı zamanda halen yöneticilik yapmakta olan Kalabalık, Demokraside Birlik Vakfı, İnsani Değerler Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here