Bizi akıl değil Ego yönetiyor

0

 Hangi meclise gitsen sana çekilen ilk ayar siyasetten neye, nereye veya kime ait olduğundur. 

Seninle konuşanlar siyasi aidiyetini öğrendikten sonra bir duruş alır, seninle ne konuşacaksa ona ondan sonra karar verir.

Çünkü artık hem yerini bilmekte hem de seni nerde ve nasıl vuracağını…

Siyasetçi hesabı bu şekilde gördüğünden, onun seni anlaması, insani kimliğini öne çıkarması olası değildir. 

Tüm hesabı maskeni düşürmek, defterini dürmek üzerinedir.

“Siyaset yapmıyorum” veya “Siyaseti sevmiyorum” dediğinizde nedense kimse size inanmıyor, sanki illaki siyasetten bir yere ait olmanız, bir şeyleri savunmanız gerekiyor. 

Siz ancak siyasetten bir şeyseniz siyasetçinin gözünde bir şey ifade edebilir oluyorsunuz.

Artık şansınıza, ondan ne gelecekse ona rıza göstermelisiniz, zira artık bir siyasetçiyle müşerrefsiniz.

Doğrusunu isterseniz siyasettin dili oldukça ilkeldir, yeknesaktır, tekdüzedir ve tüm hoşgörüsü anladığı dil üzeredir.

Artık şansınıza, ama doğrusu dost kabul edilmeniz olasılıktan bile daha az olasıdır.

Düşman uğraşmak için var, dost dediğiniz nere yarar!

Siyasetçinin insani tarafı kördür, bakışı yeknesak, mücadelesi kazanmaya şartlıdır.  

Siyasetçi sizi ne insan olarak görür ne de insan olarak bilir, gördüğü her daim bir rakip olarak alt edilmeniz gerektiğidir. 

Sanki üste çıksa bir şeyler kazanacaktır, öylece paldır küldür önüne çıkanla mücadele vermektedir.

Siyasetçinin davası, haklı olduğunu anlatmak üzerinedir, ama zaten her zaman haklıdır.

Kötüsü, buna kendisinin emin olmamasıdır ve daha kötüsü emin olmadığına sizi ikna etmeye çalışmasıdır.

Sanırım bir nebze de olsa onaylanmak ona da iyi gelmektedir.   

Siyasetçi dediğim gibi her zaman haklıdır, değilse bile mutlaka geçerli bir mazereti vardır.

Öyle ya, Allah’ın sevgili kulu, o her zaman haklıdır!

Ben şahsen siyaseti de siyasetçiyi de sevmem.

Siyasetçi öncelikle mütevazi değildir, hoşgörüsü yoktur, bencildir, duygusuzdur, tüm mücadelesi kafasındaki doğruları size onatma ve o onama üzerinden sizi teslim almak üzerinedir. 

Üste çıkmak siyasetçinin yegâne hastalığıdır.

Siyasetçi o kadar kördür ki, kendi gibi düşünmeyeni ilkin öteki yapıyor ve sonra nasıl o kanaate varıyorsa onları düşman ilan edebiliyor.

Siyasetçinin erişilmezliği egosunun yüksek oluşundadır, ama zaten egosu yüksek olmayanın siyasetçi olması olası değildir. 

Çünkü ancak egosu yüksek biri kendisinde insanları yönetecek kadar büyük bir cüret görebilir.

Anlayacağınız bizi akıl değil ego yönetiyor.

Sanırım aydının siyasetçi olamaması ve en yalın ifadeyle kendisini aptal bir siyasetçinin yönetmesine izin vermesi nedeni bu ego farkından kaynaklanmaktadır.

Aydın kendisini birilerini yönetecek kadar büyük görmüyor, ama bu kadarla kalsa yine iyi, o böyle bir hakkı insan üstü bir sorumluluğa irca ediyor.

Ona göre birilerini yönetmek için mükemmelin ötesi olmak gerekir ve sanırım onun anladığı o mükemmelliğe ulaşmak içinde insan üstü olmak gerekir. 

Bunların hiçbiri siyasetçinin umurunda değildir, onun gördüğü geminin yürüyüp yürümediğidir, doğru yolda olduğuna dair aldığı işareti ise ona alkış tutan şakşakçıların gürültüsüdür.  

Yani gürültü varsa her şey yolunda demektir, yoksa ters giden bir şeyler vardır.

Anlayacağınız bir siyasetçinin insanı okumadaki tüm dehası bu kadardır. 

Kısacası siyasetçi ülkeyi değil, çıkan gürültü üzerinden insanların nabzını yönetmektedir ve kararlarını bu ahval üzeri bir neticeye bağlamaktadır.   

Fakir, fukara, aman-zaman bunların hepsi siyasetçi için birer hikâye, ayağını kaydırmak isteyenlerin uydurmasıdır.

Gürültü var mı gürültü!

Hah! Demek ki her şey yolundadır!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here