Boşanma davaları için yeni düzenleme..

0

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Boşanma davalarında süreci uzatan usul hükümlerini ana davadan ayıran, daha hızlı ve yeni bir usul getirmek üzere çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.” dedi.

Bakan Gül, Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Mağdur Odaklı Adalet Buluşmaları Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemine ulaşmak için çıktıkları yolda bu toplantıların ve buluşmaların önemli katkılar sağladığını söyledi.

Vatandaşın hakkını, beklentisini, hak talebini adaletin odağına yerleştirmenin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Gül, bir suçun mağduru olan vatandaşı, adliyede derdiyle baş başa bırakmayan bir adli sistemi inşa ettiklerini kaydetti.

Mağdurun elinden tutan, yarasını saran, gözyaşını dindiren bir uygulamayı sürecin en önemli parçası olarak gördüklerini aktaran Gül, bu anlayışın uygulamalarını yerinde görmek amacıyla toplantılar gerçekleştirdiklerini belirtti.

Gül, toplantılarda tüm paydaşlarla meseleyi masaya yatırdıklarını anlatarak, “Biliyor ve inanıyoruz ki güçlü Türkiye’nin yolu; hangi görüşe, düşünceye, inanca, mezhebe, siyasi kanaate, yaşam tarzına sahip olursa olsun herkesin hakkını, hukukunu en yüksek standartlarda geliştirmekten geçmektedir. Türkiye’nin yolu budur, Türkiye’nin rotası budur.” dedi.

“İnsan kendini hukuka emanet etmiştir”

İnsanın, toplumsal bir varlık olduğuna işaret eden Gül, şöyle devam etti: “Kendimizde bulunan pek çok hususiyeti toplum içindeki yaşantımıza, iletişim ve ilişkilerimize borçluyuz. Allah’ın verdiği ömrü, diğer insanlarla birlikte tamamlıyoruz. ‘Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak’ bizim en temel, en vazgeçilmez ve dokunulmaz hakkımız. İnsanoğlu bu hakkı koruma vazifesini, adına hukuk dediğimiz kurallar sistemine emanet etmiştir. Yani insan kendini hukuka emanet etmiştir. Çarşıda, pazarda, sokakta, metroda insanın huzur ve güvenlik hakkı, hukuka emanettir. Hatta evinin içinde bile insan hukuka emanettir. Ev içi şiddetle mücadele, kadına karşı şiddetle mücadele, çocuğun üstün yararının korunması gibi kurallar, kaideler bu gerçeği yansıtmaktadır. O halde, bir tanım yapmam gerekirse bana göre mağdur hakkı, huzuru bozulan insanın meramını anlatmak için devletle muhatap olduğu anda başlayan ‘adalet hakkıdır’. Bu hak, mağdur için bir arayışa, bir mücadeleye dönüşmemelidir. Bu hak, mağduru arayıp bulmalıdır. Bunu yapacak olan işte sizlersiniz. Unutmayın ki vatandaşımız için sizler, her biriniz, devletin temsilcilerisiniz, devlet demeksiniz.”

Gül, tüm ilgili kurumların vatandaşın gözünde devletin eli olduğunu belirterek, o eli samimiyetle özveri ve empatiyle uzatmanın temel amaç ve görevleri olduğunu kaydetti.

Adliyenin kapısının huzur, güven vermesi gerektiğini, “İşte burada adalet var, elimden tutan bir devlet var.” duygusunu yaşatması gerektiğini dile getiren Gül, “Hukuk; dert olan değil, derman olandır. Hukuk; yük olan değil, yük alandır. Mağdurun hakkı, yükünün alınmasıdır. Mağdurun hakkı, yeni mağduriyetler yaşamamasıdır. Bu sebeple adliyenin kapısı asla bir bilinmeze yol açmamalıdır.” ifadelerini kullandı.

“Üçüncü bir karma model üzerinde çalışıyoruz”

Bakan Gül, hiç kimsenin belirsizliğe tahammülü kalmadığına dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hele o kişi bir suçun mağduru ise artık belirsizlik onun için yeni ve daha büyük bir mağduriyet demektir. O yüzden adli süreçlerde vatandaşımızın yeni mağduriyetler yaşamaması amacımızı en güçlü şekilde uygulamaya çalışıyoruz. Örneğin, bazı davalarda sürenin uzamasından doğan belirsizlik, tarafların hayatına doğrudan olumsuz etkilemektedir. Bu konuda akla gelen ilk örnek boşanma davalarıdır. Biz diyoruz ki iki taraf da boşanmak istiyorsa ama tazminat, velayet gibi şartlarda uzlaşamadıkları için anlaşmalı boşanma da olmuyorsa bu dava yıllar boyunca sürüp gitmesin. İki tarafın da boşanma konusunda kararlı olduğu ancak sair hususlarda anlaşamadığı durumlarda uzayıp giden çekişme kadına da erkeğe de daha da önemlisi varsa çocuğa çok yaralar açmakta. Bu süreç anlaşmazlıkları derinleştirmekte, insan psikolojisini çok olumsuz etkilemekte. Tarafların iradesine uygun, yeni mağduriyetlere yol açmayan yeni bir usul geliştirmenin bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda da çalışmalarımızı yakın zamanda yoğunlaştırdık.

Bildiğiniz gibi bir anlaşmalı boşanma, bir de klasik çekişmeli boşanma davaları var. Üçüncü bir karma model üzerinde çalışıyoruz. İnsan Hakları Eylem Planımızda yer alan faaliyet başlıklarından biri de bu konuda mağduriyetlerin giderilmesine yönelik düzenleme yapılmasıdır. Boşanma davalarında süreci uzatan usul hükümlerini ana davadan ayıran, daha hızlı ve yeni bir usul getirmek üzere çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Bu konuda uygulayıcıları dinledik. Çok değerli usul hocalarımızın görüşlerine müracaat ettik. Önümüzdeki süreçte de bu konuda düzenlemelerin yapılacağına inanıyoruz. Böylece boşanma süreçlerinde insanların daha fazla mağdur olmasını önleyecek sistemle vatandaşlarımızın bu mağduriyetini gidermeyi hedefliyoruz.” 

Devletin şefkat elinin çocukların daima yanında olduğunu dile getiren Gül, çocuğun psikolojisini korumaya yönelik özel çalışmaları da sürdürdüklerini ifade etti. Gül, bu kapsamda geçen günlerde kanunlaşan Beşinci Yargı Paketi’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanmasının ardından yürürlüğe girdiğini hatırlattı.

Boşanma sonrası tarafların çocuğu görme konusunu, icra alanının tamamen dışına çıkardıklarını belirten Gül, “90 yıldır süregelen çocukların icrayla teslim edilmesi uygulamasına böylece son verilmiştir. Bu sürecin uygulamasına yönelik ikinci mevzuat çalışmaları da yapılıyor. Bu değişikliğin hayata geçmesi için geçiş sürecinin tamamlanmasını da beklemedik. İnsanlar kendi çocuğunu görmek için artık para ödemeyecek. İnsan kendi çocuğunu görmek için icra yoluyla bir mal gibi teslim edilir mi? Hayır, tüm uygulamalara son verdik. Geçiş süreci tamamlanarak yine tüm Türkiye’de uygulamaya geçilecektir. ” ifadelerini kullandı.

Gül, yeni mağduriyetlere yol açmamanın, sadece hukuk sistemi için değil herkes için bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, bu durumun önemli-önemsiz ayrımı yapılmaksızın her suçta, çocuk-genç, erkek-kadın her mağdur için geçerli olduğunu ancak bu hassasiyeti maalesef her zaman göremediklerini dile getirdi.

Erkek şiddetiyle canice katledilmiş bir kadının fotoğraflarının yayınlanmasının, hem onun hatırasına hem de yakınlarının acısına saygısızlık olduğuna işaret eden Gül, her platformda kadının boy boy fotoğraflarının yayınlanmasını, onu katleden caninin ise fotoğrafının görülmemesini eleştirdi.

“Kadına şiddeti magazinleştiren ya da cinayet romanı gibi anlatan dili reddediyoruz”

Bazen katilin görüntüsünün mozaiklenip kadının ifşa edildiği haberlere rastlandığını belirten Gül, bu durumun kabul edilebilir olmadığını ve bunun kimseye bir faydası bulunmadığını, ahlaka da hukuka da aykırı olduğunu ifade etti.

Gül, kadına yönelik şiddeti magazinleştiren ya da bir cinayet romanı gibi anlatan dili ve üslubu reddettiklerini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Mağdurun veya maktulün fotoğrafları, görüntüleri, kişisel bilgileri paylaşılmamalıdır. Bir kez daha hatırlatmak isterim ki kamuoyunun haber alma hakkı karşılanırken, bu habere konu olan kişinin mahremiyetine, onur ve haysiyetine saygının da korunması gerekmektedir. Bu hassas dengenin bir diğer yansıması da şiddet eyleminin paylaşılmaması olarak ortaya çıkmalıdır. Kanaatimce şiddet haberlerinde öne çıkarılması gereken şey; şiddetin sebepleri ve bu şiddetin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm önerileri olmalıdır. Bunun yerine şiddetin kendisi öne çıkarılmaktadır, adeta şiddet paylaşılmaktadır. Örneğin geçtiğimiz günlerde üç aylık bir bebeğin uğramış olduğu darp görüntüleri, o elim görüntüler hepimizin vicdanlarını kanattı, yüreğini yine sızlattı, kanımız dondu. Unutmayalım ki o çocuğumuzun da mahremiyeti vardır, onun da onuru ve yine geleceğe dair hayalleri var. O videoları izlemesi gereken makamlar izlemiş ve devletin şefkatli ellerine o çocuk teslim edilmiştir.”

Devletin tüm kurumlarının meseleyi takip ettiğini söyleyen Gül, “Bu sürece saygı göstermek yerine bu şiddetten ve acıdan magazin, reyting, reklam çıkarmak gerçekten hiçbirimizin kabul edeceği bir durum değildir. Çocuklarımızın, kadınların, mağdurların yaşamış olduğu acıların reytinge, reklama ve magazine alet edilmesi asla kabul edebildiğimiz bir durum değildir.” dedi.

“Adliye gidemeyen vatandaşımıza, adliye gidiyor”

Bakan Gül, 3 Aralık’ın Dünya Engelliler Günü olduğunu hatırlatarak, engelli vatandaşların da adliyelerde daha nitelikli hizmet alabilmeleri için önemli çalışmalar yaptıklarını dile getirdi.

Yeni adliye binalarının fiziki koşullarını engelli dostu tasarladıklarını, mevcut adliyeleri de engellilerin adalete erişimlerini kolaylaştıracak şekilde dönüştürdüklerini anlatan Gül, personele yönelik işaret dili eğitimi başlattıklarını, bunu yaygınlaştıracaklarını bildirdi.

Yaptıkları uygulamalardan duyulan memnuniyeti aktaran Gül, “Adliyeye yaşı sebebiyle, sağlık sebebiyle, engeli sebebiyle gelemeyenlerin adli süreçteki ifadelerini, beyanlarını almak üzere adliyenin, bu anlamda bu hizmetleri, bizzat vatandaşımın yanına giderek alması bizi çok sevindiriyor. Yani adliye gidemeyen vatandaşımıza, adliye gidiyor. Bu uygulamaları yaygınlaştırmak sizlerin elinde. Bu konuda bu uygulamaların yapılması, vatandaşın bu anlamda adliyeye, adalete güvenini desteklemiş olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Gül, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümetlerinin engellilere yönelik olarak hayata geçirdiği çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

Adalete erişim konusunda yargıda ihtisaslaşmayı önemli gördüklerini söyleyen Gül, bu çerçevede, vatandaşın adalete zahmetsizce ulaşabilmesi ve hukukun kolaylaştırıcı rolünü öne çıkardıkları yeniliklerden birinin de yargıda ihtisaslaşmanın artırılması olduğunu belirtti.

Gül, bu çerçevede, Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) 25 Kasım 2021 tarihli kararlarıyla oluşturulan yeni ihtisas mahkemelerinin, yargıda uzmanlaşma konusunda önemli ve köklü bir adım olduğunu vurguladı.

Çocuklarla ilgili kısma değinmek istediğini dile getiren Gül, “Bu kararla birlikte artık çocukların yargılandığı ve çocukların bir şekilde taraf olduğu çocuk davaları, ülkemizin tamamında ayrı ve uzman mahkemelerde görülecek. Çocuk mahkemelerin kurulmadığı yerlerde de hangi mahkemenin bakacağı, bu HSK tarafından tek tek belirlenmiş durumdadır. Böylece bir eylem planımızı da yine hayata geçirmiş olduk. Ne yaparsak yapalım, en iyi reform insanın kendi yapmış olduğu adımlar ve uygulamalardır. Bugün burada kadına yönelik şiddet, çocuğun uğramış olduğu mağduriyetler, engelli, yaşlı tüm mağdurlara yönelik hakları konuşuyoruz. Çok önemli bir toplantı. Her şey kanunda, mevzuatta çok güzel görünüyor olabilir ama iş uygulamaya geldiğinde farklı oluyor. İşte uygulayıcıları bir araya getirmeyi hedeflediğimiz bu toplantıda umarım çok güzel uygulama örnekleri çıkacaktır.” diye konuştu.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here