Brutus (Mehmet Eskicioğlu’nun kaleminden)

0

Bu yazı ne tarih ne siyaset nede psikoloji yazısıdır. Okuduklarımdan öğrendiklerim ve içinden çıkıp sorduğum, ayrıca çelişkilerini ortaya döktüğüm bir yazıdır.
Roma cumhuriyeti senatosu üyeleri ve başkanı seçimle gerçekleşen bir yönetim biçiminde tarihin önemli döneminin sahibidir. Medeniyet olması sadece hükmetmekten değildir. Yani, çok coğrafyalı olması, nice savaşlar kazanıp devlet yapısına nice topraklar ve insan toplulukları katmasıyla değildir.

Güvenlik, sağlık, iş ve sürdürülebilir bir yaşamla birlikte sanatsal ve ilerlemeci bir konfor vardı. Devlet dünyada o kadar ileri bir aşamadaydı ki ilk kabul gören parayı sürdü. Denarius o devirde birçok ülke tarafından kullanıldı. Bazı devletler kendi paralarının adını denarius demek durumunda bile kaldılar. Şimdi bile bu paranın adını birim olarak kullananlar var.
Roma krallığı sonra cumhuriyeti ve imparatorluğu…


MÖ 44’ün 15 Mart’ı siyaset tarihi açısından ve yönetime geliş ve bunu hangi yöne dönüştürme konusunda davranış biçimlerinin göz önüne serilmesiyle beraber, bunu nasıl sunulup kuşaklar boyunca bir kabulün oluşmasına neden olmaktadır. Yaklaşık on yıl gibi Sezar’ın diktatör olma arzusunda olduğunu söyleyen siyasetçiler, yönetenler var.
Pompeius deneyimli bir politikacı olmanın dışında önemli bir generaldi. Onunla birlikte aynı değerlendirmeyi yapan başka siyasetçiler ve askerler vardı. Öyle bir değişim vardı ki hemen hemen tüm muhalifleri ortadan yok edercesine uzaklaştırdı. Evet, kaçmalarına neden oldu. Kaçamayanlardan bir kısmının yaşamını sonlandırdı. Sezar seçilmiş olsa da tekrar seçilmesi engelini bile ortadan kaldırdı. Ona yaranma işlemleri yapanlarla yürüttüğü yönetiminde kuvvetli ve yetenekliler vardı. Son derece bağlı olanlardı bunlar. Kendine yakın ve bu ayrılmaz kişilerin en başında Marcus Antonius vardı. Ona çok önemli bir unvan verdi. Roma için en üst mevki kişiliği, başkalarına makam unvan dağıtımının yanı sıra birçok reformlar yaparak Sezar’cılığı pekiştiren, kendine diktatörlüğün sunulmasının sağlanmasını sağlayan tüm alt yapıyı sağladı. Ciddi muhalif kalmadı, yok etti çünkü. Bu vicdan sahibi senatörlerce konuşuluyor ve sadece fısıltıda kalıyordu.


Martın 15’ine gelinirken Brutus ve arkadaşları bu diktatörlük sevdasının Roma’ya çok zarar vereceğini, bunun bitmesinin Sezar’ın ölümüyle gerçekleşebileceğini ve bunu kendileri tarafından yapılabileceği sonucuna getirdiğini birçok kayıtlardan anlayabiliyoruz.
Kesinlikle bir cinayet savunulmaz ama cebir ve hileyle tek adam olmak ve bu yolda giderken öldürdüğü, yerinden yurdundan ettiği insanların var olduğunu biliniyorsa, bu cinayet değil mi? Burada, biz bir olayın ve hatta bir kısa anda biten bir mücadelenin algısının nasıl yönetilmiş olduğunu gözler önüne sermeye çalışıyoruz.
Dünya, insanlığı iki bin yılı geçen sürede “Sen de mi Brutus” seslenişiyle; Brutus ihanet etti, cinayet işledi. Sezar çok iyi bir insandı, hak hukuk bilirdi ve hak ederek geldi. Yerinden ettiler ve cinayete kurban gitti, algısıyla bu günlere geldi.
Bunu yapan tarihçiler değildi. Siyaset yapanlar da değildi. Yani, bugünkü deyimle, medya bunu yapan edebi eserler verenlerdi. Edebiyat ve hatta genişçe söyleyeyim, sanatçılar yarattı algıyı. Sanat nelere kadir ve nasıl sosyal psikoloji oluşturup, nasıl siyasal yol çizilmesine gerekçe oluyor! Evet, senatoda giriş yerinde yaklaşıyorlar ve hançeri saplıyorlar.

Brutus


Gözleri Brutus’u görünce ”SEN DE Mİ BRUTUS” dediği söylentisini hiç doğru bulmuyorum. Acı çeken, ıstırap içindeki bir insan bırakın anlaşılır bir ses çıkarmayı hece bile söyleyemez. Avazı yettiğince acı iniltileri olabilir diye düşünüyorum.
Neden bu sözlerin söylendiği iddiası vardır?
En başta, yöneten diktatörün haklılığının tartışmasının olamayacağını ve bunun her kesim tarafından kabul görmesinin sağlanmasına yarar. Bu şekilde kutsal iktidar, kutsal yöneten ve kutsal ihtişamın yaradılışıdır. Ayrıca bunun sürdürülmesini sağlamak içindir. Kutsallaştırılan yönetme tarzının herkes tarafından kabul edilmesi sağlanmalı. Başka bir deyimle biat etmeliler. Yönetenin kutsallaştırılması o yönetenin muhteşemliğini sağlar ve halkınsa sefil insanlık haline dönüşmesine yol açar.

Egemenliğin sürdürülmesi için halkın sindirilmesi gerekir. Buradan yöneten ne yaparsa yapsın, biat edin ve susun. Diğer yandan yöneten sınıf ve yönetilen sınıf olmanın
kazanımlarının ve egemenliğinin huzuru içinde sonucu almalılar. Brutus ve arkadaşlarının ihanet ve cinayet işleyen insanlar olarak gösterilmesinde tabiki iktidar olamamalarının da payı olsa gerek. İktidar olsalardı belki bu algı çalışması olamayacaktı.
Gelelim bunu yazan o günün medyası yani sanatçılarına ve onu yönlendiren Marcus Antonius neden her yönden saldırdı? Aslında bu ileriki zamanda yazmayı düşündüğüm bir konu. Kleopatra için olabilir mi! Jül Sezar’ın çok yakını olması mı yoksa taltif edilip saygınlaşmasını gerçekleştirdiği için mi? Kesin olan bir şey var yeterince bağlı Sezar’a… Peki Sezar’ın ölümünden sonra şiddetli savaşlar yapıp ve Kleopatra ile gönül ilişkisi ve savaşlarda birlikte yer almaları bize başka sorular düşündürtmez mi? Yani güvenini kazandığı bir liderin eşine önceden var olan bir ilgisi olup ona karşı bir bilinç altı refleksi mi? Bu fikrimi ileride yeniden değerlendirmek için ayrı bir başlık düşünüyorum.
Bu yazıda Shakespeare’den bahsetmeden ayrılmak eksikliğimiz olur.
Bildiğimiz kadarıyla Shakespear’in ele aldığı bu konuyu acaba O mu yazdı ya da kim yazdı? Delia Bacon bu konuda ilk çalışan ve savları olan kişidir. William Shakespeare’in hayatının çıplak gerçekleri ile geniş edebi eserleri arasındaki uçurumdan şaşkına dönen Shakespeare’e atfedilen oyunların Francis Bacon , Sir Walter Raleigh ve Edmund da dahil olmak üzere bir grup insan tarafından yazıldığını kanıtlamayı amaçladı. Aslında mantık olarak doğru bir yaklaşım. Bir eldiven üreticisi olan, merkeze uzak bir kasabada yetişen, eğitim ve öğretimden uzakta olan bir yaşam… Bu öne sürülen soylu kişilerin vefatlarından sonra eser yayımlamamış olması dikkat çekicidir. Hatta kasabasına dönüp, buğday arpa tüccarlığı yaparak yaşamını sürdürüp ömrünü tamamlar. Burada bunun ne önemi var değil mi? Hem de çok var. Bu öne sürülenlerin soylu sanlı kişiler olması yöneten üst sınıf olması bunu eserlerini ve tarihsel kişileri arzuladıkları sistemin devamlılığı için de ondan. Bunu kanıtı olarak bir bilgiyi de paylaşayım; geçmişte o kişilerin yaşadığı dönemde eğitim, öğretim aristokrasi ve üst sınıf yönetenlerin elindeydi. Sadece onlar bilgi sahibiydiler. Shakespear’in yazdığını kabul edersek bu bilgileri nasıl edindi ve nasıl yazabilecek zamanı buldu diye düşünmeden edemiyorum. Müthiş ayrıntılı tarih bilgisi, yüksek bir dilbilgisi, sanatsal estetik bilgisi. Bunlar çok şaşırtıcı geliyor insana. Halkın içinde yetişen birisi ve alt sınıfın emek ve küçük girişimler yapabilen bir kişi bilgi sahibi olup vaktini diktatörlere övgü yağdıracağı oldukça şaşırtıcıdır. O kadar etik ve ahlak bildirimlerini iletirken bir de…
Evet, 15 Mart diktatörlüğe bir karşı geliş günüdür. Tarih mahkemesini bir de Brutus’leri dinleyerek ve anlayarak değerlendirmek için sesleniyorum. Artık seçilme süresi tamamlanan ve aday bile olamayacak bir kişinin iktidardan ayrılmayıp diktatör olmasının adımlarını yapıp ve ilan etmesine karşı yapılan tarihsel bir eylemdir. Şunu diyebilirler, bu bir cinayet. Evet cinayet. Ben burada cinayeti bu yüzyılda avunacak değilim. Peki diktatör yerinde kalmak için binlerce insanın ölmesini sağladı, emir verdi. Bunlar da cinayet değil mi ? O dönemde zaten bazı şeyler cinayetlerle yapılabiliyorlardı. Bir de diktatörleşen kişinin işlediği cinayetler sorgulanamıyor ve hukuka götürülemiyor. Her yol tıkalı. Bir başka tarihsel olaydan örneklendirirsek, kardeşini ya da evladını iktidarının devamı için duyduğu kaygıdan öldürülmesini (işlenen cinayeti) savunup o olay devletin bekası içindi deyip anlattığımız bu olayı cinayet diyerek bizim söylemeye çalıştığımız işin anlamından uzaklaştırıp konuyu diktatörlüğün devamlılığına hizmet eder.
Yani diktatörlüğe karşı gelmenin bir örneğidir 15 Mart. İnsanların GAIVS•IVLIVS•CAESAR(Gayus Yulius Kaysar)ı sevmesini anlayabiliyorum. Brutus, bir diktatör tarafından kimsenin yönetilmemesini isteyen ve bu yolda dostu da olsa Sezar’a karşı durmuş ve cinayetle suçlanacağını, saldırılacağını bile bile eylemini tamamlamıştır.
Yani Brutus, halk için kendini ortaya koymuştur. Diktatörlüğe karşı olabilmek ve kendini ortaya koyabilmek; bunlar 15 Mart ve Brutus’lar…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here