Bu durumda çözüm nedir?

2

Haftalık bu makalemden önceki makalemin sonunda, sorunları anlattıktan sonra, bugünkü sorunları özetledim ve ‘Bugünkü durum budur’ dedim. 

Peki, bugün gelinen durumun çözümü nedir? 

Sermayeyi dize getirmek için yapılacak ilk iş, atılacak ilk adım Altın Bonosu’nu çıkarmak ve uluslararası para olarak Altın Bonosu’nu kullanmaktır. Devletler Altın Bonosu’nu konvertibl hale getirmekle bu sorunu masrafsız, kısa bir sürede hatta bir gecede çözerler. Kırgızistan’da bulunduğumuz dönemde yeni para çıkardık, bir gecede yeni para devreye girdi; ülkede halen o para kullanılır.

Devletlerin atacakları ikinci adım Sermaye ile uzlaşmak olmalıdır. Sermaye dünya piyasasını yönetmeye devam etmelidir. Onun mal varlığına dokunulmamalı ve uluslararası hareketine izin verilmelidir. Bu hususta onlar mahirdirler. Ekonomideki faaliyetleri şimdilik onlarsız kimse yapamaz. Zamanla onlarla yarışanlar çıkabilirse çıksınlar. Ama askeri güç kullanarak varlıklarına dokunulmamalıdır. 

Yönetim devletlerin, ekonomi Sermaye’nin elinde olmalıdır. Bunların hiçbirisi dine ve ilme karışmamalıdır. İlim ayrı bir kurum olarak varlığını sürdürmelidir. Din de ayrı kurum olarak varlığını sürdürmelidir. Bunların da hukuki gelirleri olmalı ve bağımsız olmalıdırlar, vakıf veya kooperatif olarak faaliyet göstermelidirler. 

Gümrükler ve vizeler kalkmalıdır. Emeğin, sermayenin, ilmin dolaşması serbest olmalıdır. Hiçbir engel olmamalıdır. 

*

Yargı hakemlerden oluşmalı, hakem kararları üstünde bir güç olmamalıdır. 

Ordular millî ordu olmalıdır, uluslararası ordu bulunmamalıdır. 

Devletler ikiye ayrılmalıdır; hakemliği kabul edenler, hakemliği kabul etmeyenler diye. Savaş bunlar arasında olmalıdır. Hakemliği kabul edenler arasında savaş olmamalıdır. 

Hangi Sermaye hakemliği kabul etmezse onu ganimet yapmalıyız. 

Hangi devlet hakemliği kabul etmezse orasını işgal edip paylaşmalıyız. 

Geçmişi değil bu uzlaşmadan sonra gelecekteki ihlalleri muhakeme etmeliyiz. Bugün yaptıkları ile sorumlu tutmamalıyız. 

Hakem kararları ile Ortadoğu’nun, petrolün, İpek Yolu’nun, Akdeniz’in problemlerini çözebiliriz. Uygarlığımız savaşa değil barışa dayanmalıdır. Barış da ancak hakemlerden oluşan yargı kararlarına uymakla olur. Hakemlerin oluşması ve hakemlerin çalışması da hakem kararları ile düzenlenebilir. 

Hakemleri taraflar seçerler, hakemler başhakemi seçerler, böylece oluşan yargı kararı kesindir, icra edilir, bir daha da temyiz edilmez. 

Hakem kararlarından mağdur olanlar olabilir. O zaman da hakemlere karşı dava açılır. Mağdur oldukları sabit olursa eski karar bozulmaz, yeni kararla mağdur olanların mağduriyeti giderilir. Dayanışma ortaklıkları bozabilir. 

*

Bir dine mensup olmak ne bir eksikliğe ne de bir fazlalığa sebep olur, herkese yapılan muamele ona da yapılır. Bir hanedana mensup olmak farklı muameleye sebep olmaz, herkese ne yapılırsa ona da o yapılır. Bir başkanın oğlu elbette parti kurabilir, seçimi kazanır, başkan ve başbakan olabilir ama filanın oğludur diye başkan olmaz. 

Görevler ehliyete dayanır. Görevli aynı zamanda yetkilidir. Kim görevli ise son söz onundur, onunla iş yapma zorunluluğu olmayabilir, hizmeti devredebilirsiniz. Ama onun yetki alanında kaldığınız müddetçe o ne derse onu yaparsınız. Mağdur olursanız hakemlere gidebilirsiniz. 

Yetkili olanlar aynı zamanda sorumludurlar. Kim yetkili ise sorumlu olan da odur. Mağduriyeti kendisi verse de dayanışma ortaklığı giderir. Aynı zamanda hak sahibidir. Kimse kendi aleyhine karar almaya zorlanamaz. 

*

Merak ediyorum ve soruyorum: 

Başkanlık sistemi için harcadığınız gücünüzün kaçta birini Kur’an düzeni için harcadınız diye Recep Tayyip Erdoğan’a sordukları zaman ne diyecektir, ne cevap verecektir?

2 YORUMLAR

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here