Bu iktidar darbe mağduriyeti yaparak topluma karşı süreklileşen bir darbe yapıyor..

0

HDP Sözcüsü Ebru Günay, düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 108 kişi hakkında 2014 yılında yaşanan Kobani olaylarına ilişkin hazırlanan iddianameyi değerlendiren Günay, şunları söyledi:

“Mizah dergilerine kapak olacak belge. Bu akıllara ziyan iddianameyi yazan savcılara mı yoksa 3 bin 530 sayfa iddianameyi 325 ek klasörü kabul eden hâkimlere mi laf edeyim; bilemedim. Bu iddianame iktidarın çaresizliğinin, zavallılığının en önemli göstergelerinden biri olarak tarihe kaydedildi. Bu hukuksuzlukları yapanlar eninde sonunda adil bir yargı önünde insanlığa karşı işlediği tüm suçların hesabını verene kadar da mücadelemize devam edeceğiz.”

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin eylemine de değinen Günay, öğrencilerin haklı olarak ‘kayyım atamalarına karşı çıktığını’ belirterek şöyle devam etti: “Türkiye toplumu, öğrenciler, geleceğe umutla bakmak isteyen hiç kimse bu duruma rıza göstermiyor, bu dayatmayı kabul etmiyor. Boğaziçi Üniversitesinde yükselen tepki toplumsal itirazın en yalın ifadesidir. Meşru ve haklı protestolardır. Öğrenciler, akademisyenler iktidara biat etmeyerek demokratik protestolar gerçekleştiriyorlar.

En ufak itiraz, protesto, talep hakkı artık bir komplo ve darbe olarak nitelendiriliyor. İşte asıl darbe budur. Darbe toplumu silahla tehdit etmektir. Bu iktidar darbe mağduriyeti yaparak topluma karşı süreklileşen bir darbe yapıyor. Daha önce EMASYA birlikleri vardı ve toplumsal olaylarda, illerdeki polis gücü askerin emrine sokulurdu. Bu iktidar EMASYA’nın vesayetçi olduğunu belirterek iptal etti. Ancak özellikle bunu Kürt halkına karşı devreye soktu, halka karşı orduyu, ağır silahları kullandı. Şimdi, ordunun teçhizat gücü emniyetin emrine sokuluyor. İşte bu da AKP tipi vesayettir, darbe dinamiğinin süreklileşmesidir.

Hani bugün iktidar herkesi terörist olarak suçluyor ya AİHM örgüt üyeliğini düzenleyen TCK 314 aleyhinde bir değerlendirmeye yer veriyor ve söz konusu maddenin, Venedik Komisyonu İnsan hakları Komiserliği Raporu ve diğer uluslararası raporların aradığı kriterleri taşımadığını, öngörülebilir olmadığını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin aradığı şartlar bağlamında kanun niteliği taşımadığını belirtiyor.

AİHM kararının uygulanmaması sadece uluslararası hukuk meselesi değildir. Aynı zamanda Anayasa’nın uygulanmaması sebebiyle bir Türkiye’nin meselesidir. Türkiye AİHM kararlarını uygulamayarak anayasayı yok sayıyor. Anayasanın 90’ıncı maddesi açık. Buna göre ‘Milletlerarası antlaşmaların kanun hükmündedir.’ 7 Mayıs 2004 tarihinde yapılan bu düzenlemenin altında AKP iktidarının, Erdoğan’ın imzası var. İşte söz konusu hak ve özgürlük olunca bu iktidar kendisini de inkar ediyor, imzasına sahip çıkmıyor. Bugünün AKP’si 2004 yılının AKP’sini tanımıyor.

İktidar sadece uluslararası hukuka meydan okumuyor, aynı zamanda AİHM kararlarını geçersiz kılmaya çalışıyor. DTK Eşbaşkanı sevgili Leyla Güven’in kararın hemen öncesinde tutuklanması buna açık bir örnektir. Çünkü AİHM kararında DTK’nin legal bir yapılanma olduğu ve silahlı bir örgütle ilişkilendirilemeyeceği açıkça ifade ediliyor.

AİHM kararı uzun bir karar bütün detaylarını buradan paylaşmam mümkün değil ama bu karar, iktidarın ‘beni bağlamıyor, uymuyorum’ diyerek keyfi bir şekilde kulak arkası edebileceği bir karar değil. Bu karar hükümeti de Erdoğan’ı da bal gibi bağlıyor ve bu iktidar bu kararların gereklerine uymak zorundadır. Biz de bu kararın uygulanması ve iktidarın teşhir olan suçlarının hesabını vermesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here