Bugün millete IBAN numarası atanlar, Somali’ye 30 milyon dolar hibe ediyordu..

0

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, partisinin Tekirdağ İl Başkanlığı binasında basın toplantısı yaparak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Ankara’nın Altındağ ilçesinde 18 yaşında bir gencin yaşamını yitirmesinin ardından yaşanan olaylar üzerine konuşan Öztrak, “Millet artık burnundan solumaktadır. Bu ortamda tahrikler, provokasyonlar da başlamıştır. Altındağ’da yaşananlar ciddi bir uyarıdır.” dedi.  

“Bugün millete IBAN numarası atanlar, 10 gün önce, Somali’ye 30 milyon dolar hibe ediyordu. Her felakette milletin himmetine başvuracaksanız, peki o zaman siz ne için varsınız? Neden bu milletten vergi topluyorsunuz?” diyen Öztrak, şunları söyledi:   

“Dün; Irak’ın kuzeyinde, bölücü terör örgütünün hain saldırısında kahraman Mehmetçiğimiz Hakan Bali şehit oldu. Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, ailesine, silah arkadaşlarına sabır diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.

Ne yazık ki; yaz aylarını peşi sıra gelen, felaketlerle geçiriyoruz. Güneyimiz yangınlarla kavruluyor. Kuzeyimiz ise sel felaketleriyle sarsılıyor. Ünlü romancı Dostoyevski’nin; ‘Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, İnsan adaletinden daha zorlu olur’ dediği sınıra, ne yazık ki artık vardığımız anlaşılıyor. Tabiat; akılsızlığı, liyakatsizliği, beceriksizliği, aç gözlülüğü ve dinmeyen rant hırsını, can ve mal kaybı olarak hepimize fatura ediyor. Rize ve Artvin’den sonra, Kastamonu, Sinop, Samsun, Karabük ve Bartın’ı görülmemiş bir sel felaketi vurdu. Özellikle Kastamonu Bozkurt ve Sinop Ayancık’ta büyük bir yıkım var. Çok sayıda can kayıplarımız var. Ve hala kendinden haber alınamayan yurttaşlarımız var. Acımız çok büyük. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Haber alınamayan yurttaşlarımızın, sağ salim bulunması en büyük dileğimiz.

Böyle bir afette, devlet milletiyle oturup pazarlık yapmamalıdır. ‘300 bin benden, 200 bin senden, hem de faiziyle kredi’ diyerek yapılan pazarlıkları, bu felakette artık kesinlikle duymak istemiyoruz. Vatandaşlarımızın maddi kayıpları, tastamam telafi edilmelidir. Ama görüyoruz ki, Erdoğan ezberini bozmamakta kararlı. Her felakette olduğu gibi yapılan ilk iş, millete IBAN numarası göndermek. Daha kayıplarımızın boyutunu öğrenemeden, acımızla yüzleşemeden, sabah uyandığımızda IBAN numarasıyla yüzleşiyoruz. İnsaf edin, bu kadar mı empatiden yoksunsunuz? Bu kadar mı milletle bağınız koptu?

BİRAZ DA BU YANDAŞLARINIZDAN FEDAKARLIK İSTEYİN

Bugün millete IBAN numarası atanlar, 10 gün önce, Somali’ye 30 milyon dolar hibe ediyordu. Her felakette milletin himmetine başvuracaksanız, peki o zaman siz ne için varsınız? Neden bu milletten vergi topluyorsunuz? Sel de olsa, salgın da olsa, yangın da olsa, o topladığınız vergilerden, geçilmeyen köprülerin, yolların, uçulmayan havalimanlarının parasını, yandaşlarınıza tıkır tıkır ödemeyi biliyorsunuz. Gün fedakârlık ve dayanışma günüyse, biraz da bu yandaşlarınızdan fedakârlık isteyin. Dayanışma buradan başlasın. Bunlara yapılan ödemeler, bu yıl askıya alınsın. Bütçede yaratılan imkân da tüm felaketzedeler için harcansın.

Bu millet elbette büyük bir millet, elbette her bir kardeşimizin acısı bizim de acımız ve elbette yaraları sarmak için elden ne geliyorsa onu yapacağız. Ama aynı zamanda bu millet artık hükümetin samimiyetini de görmek istiyor. Sultanahmet’te milletten dilenip, Ayasofya’da sadaka dağıtan bir hükümet artık istemiyor. Hem ülkemizde hem de çevremizde ve dünyada yaşanan felaketler, iklim değişikliğinin artık risk olmaktan çıktığını, insanlık için açık bir tehdit haline geldiğini gösteriyor. Bu tehdidi ciddiyetle ele almak, bu tehdide karşı güçlü politika ve stratejileri oluşturmamak açıkçası mümkün değil. Bunları mutlaka geliştirmek zorundayız.

TEK ADAM VESAYET REJİMİNİN BEDELİ DE ÇOK AĞIR OLDU

Ekonomiden, enerjiye, altyapıdan, şehirleşmeye kadar pek çok farklı alanda kapsamlı dönüşümleri gerçekleştirmek zorundayız. İşte akarsu yataklarına yapılan şehirlerimiz, ani bir sel felaketiyle yok oluyor. Yine bugün ülkemizin ihtiyaç listesinin en başında güçlü bir afetle mücadele stratejisini geliştirmek var. Son orman yangınlarında organizasyonsuzluk, koordinasyonsuzluk, havadan müdahaledeki gecikmeler, envanterde bulunmayan uçaklar. Ve tabii idareyi rutin, yasal görevlerinden bile alıkoyan, tüm idareyi bir kişinin iki dudağına bakar hale getiren, tek adam vesayet rejiminin bedeli de maalesef çok ağır oldu.

İki haftada, son 20 yıldaki yangınlarda kaybettiğimiz kadar, orman alanını kaybettik. Komşumuz Yunanistan’da da ormanlar yandı. Yangın helikopterlerini hazır edemeyen hava kuvvetleri komutanı hemen istifa etti. Yine Yunan Bakan Yardımcısı, istifasını ağlayarak açıkladı. Yunan Başbakan’ı da hiç kimseyi suçlamadı. Sağa sola bahane bulmaya kalmadı, sorumluluktan kaçmadı, çıktı, Yunan halkından özür diledi. Hataları tespit edip, düzelteceklerini, bunlardan ders alacaklarını söyledi. Peki, bizde ne oldu? Ortada kayıplarımızın ve acılarımızın, yanan ormanlarımızın hesabını verecek, siyasi sorumluluğunu üstlenecek hiç kimse yok. Herkes büyük bir pişkinlikle yerinde oturuyor. Beceriksiz Tarım ve Orman Bakanı, çelişkili demeçleriyle milletin sinir uçlarıyla oynamaya hala devam ediyor. Erdoğan ise en iyi bildiği şeyi yapıyor, sorumluluğu başkalarına ve tabii her zaman olduğu gibi son çare olarak da partimize, CHP’ye yıkıyor. Beyefendi çaresiz, ama caka satmaktan da vazgeçmiyor. Olmayan, sözde itibarını kurtarmak için yandaş televizyonlarda program üstüne program yapıyor. Gazeteci görünümlü yandaşlara, sorular önden veriliyor. Cevaplar da arkadaki ekranlara yazılmış. Yetmeyen yerde de sufleler veriliyor.

Senaryosu sarayda yazılmış bu müsamerede, beyefendi kendi çalıyor, kendi oynuyor. Sonra da çıkıyor diyor ki, ‘çok güzel istişare yaptık’. Metal yorgunluğu, paslanmışlık, çürümüşlük alıp başını gitmiş. Vatandaş nezdinde tükenmişlikleri, bitmişlikleri artık zirve yapmış. Oynanan bu yalan rüzgârı artık hiç reyting almıyor. Bir kere bu senaryonun replikleriyle, milletin yaşadıkları ve gördükleri birbirini tutmuyor. Beyefendi çıkıp, ‘Dünyada yangına en hızlı müdahale eden ülke konumuna geldik’ diyor. Vatandaş da çıkıyor, gülecek mi, ağlayacak mı, şaşırıyor. Millet yangının ilk günlerinde, sosyal medyadan, ‘Buraya uçak’, ‘Buraya müdahale’ diye saatlerce feryat etti. Ama ne uçak geldi ne de müdahale. Millet, devletinin uçağını, helikopterini havada göremediği için alevlerin üzerine çıplak elleriyle yürüdü, avuçlarıyla ateşe toprak attı.

RTÜK OLMUŞ, RECEP TAYYİP’İN ÜRKÜTME KURUMU

Yangınla mücadele edemeyenler, yangın haberleriyle mücadele ediyor. RTÜK olmuş, Recep Tayyip’in Ürkütme Kurumu. Bir avuç bağımsız medyaya ceza yağdırarak, gazetecileri ürküteceklerini, korkutacaklarını sanıyorlar. Yeter ki millet gerçekleri öğrenmesin. Beceriksizlikleri, zaafları, yetersizlikleri ortaya çıkmasın ve olmayan, sözde itibarları yara almasın. Ama oynanan bu oyunu millet görüyor, notlarını da veriyor.

Ne demiş atalar? Arsızlığa söz, pişkinliğe yüz dayanmazmış. Erdoğan, ülkeyi yöneten 20 yıldır kendisi değilmiş gibi Türk Hava Kurumu’nu suçluyor sonra da ‘Bunun sorumlusu CHP zihniyetidir’ diyor. Büyüklerimiz diyor ki, ‘İnsaf imanın yarısıdır’. İnsafını kaybetmiş Erdoğan, Türk Hava Kurumu Tüzüğü’nün 3. Maddesine bir baksın. ‘Türk Hava Kurumu, Cumhurbaşkanı ve Hükümetin yüksek himayelerinde faaliyet gösterir’ diyor. Tüzükte Türk Hava Kurumu, ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin himayesinde faaliyet gösterir’ diye yazmıyor. Yine Türk Hava Kurumu’nun tüzüğünde, ‘Cumhurbaşkanı Türk Hava Kurumu’nun onursal başkanıdır’ diye yazıyor. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AKP Genel Başkanı eğip bükmeyecek. Başka ülkelerin hala kullandığı o uçakların, Hangarda çürütülmesinin sorumlusu var, o da Erdoğan. Başka bir sorumlusu yok. 20 yıldır sizin himayenize bırakılmış, size emanet edilmiş bir Cumhuriyet kurumuna, kurucusu sırf Gazi Mustafa Kemal Atatürk olduğu için alenen ihanet ettiniz. Şimdi bunun sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçamazsınız.

Erdoğan’a soruyoruz; Allah Aşkına! Siz kimin hükümetisiniz? Siz kimin için çalışıyorsunuz? Sizin göreviniz ne? Önceliğiniz Avrupa’nın ve Avrupalının huzuru mu, yoksa bizim ülkemizin, bizim milletimizin huzuru mu? Askeri kamuflajlı Afgan delikanlılar, tabur tabur ellerini kollarını sağlayarak İstanbul’a kadar geliyor. Erdoğan çıkıyor, ‘Düzensiz göç akımı söz konusu değildir’ diyor. O zaman bu gelenler düzensiz gelmiyor. Gayet düzenli, planlı, organize bir şekilde Erdoğan’ın altına imza attığı bir operasyonla geliyor. Maksat 3-5 milyar dolar daha gelsin. Bir zamanlar Erdoğan’ın danışmanının dediği gibi, ‘ABD, Erdoğan’ı deliğe süpürmesin.’ Ama varsın ülkemiz işgal edilsin.

ÇOK KİRLİ BİR SENARYO VAR

Avrupa Suriyelinin iyi yetişmişini, paralısını, zenginini kendisine alıyor. Kalanını da Türkiye’ye bırakıyor. Şimdi aynı şeyler Afganlılar için oluyor. İyi yetişmiş az sayıdaki Afganlı, Kanada’ya Türk Hava Yolları uçağıyla gönderiliyor. Kalanlar da katar, katar Türkiye’ye yollanıyor. Bu hükümet, milletimizi sırtından hançerlemektedir. Milletimiz de bunun farkındadır. Millet artık burnundan solumaktadır. Bu ortamda tahrikler, provokasyonlar da başlamıştır. Altındağ’da yaşananlar ciddi bir uyarıdır. Yaşamını yitiren gencecik evladımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ama Suriyelilerin evlerine yapılan saldırıları kabul etmek de mümkün değildir. Kabul edemeyiz. Görüntüler ortada. Saldırganların TRT’den yayımlanan kriminal geçmişi ortada. Ortada çok kirli bir senaryo var. Bu nedenle kimse tahriklere kapılmamalıdır. Bugün yaşadığımız bu belanın sorumlusu birbiriyle itişen kurbanlar değildir. Sorumlu, bölgemizi kan gölüne çeviren egemen güçler ve ülkemizi mülteci gettosu haline getirmeyi kabullenen Erdoğan hükümetleridir. Milletimiz de sığınmacılar da maalesef bu felaketin kurbanlarıdır.

Çok açık söylüyorum. Bu mesele sokakta çözülmez. Bu mesele sandıkta çözülür. Bu mesele akılla çözülür. Bu mesele stratejiyle çözülür. Bu mesele diplomasiyle çözülür. Bu mesele siyasetle çözülür. Bu nedenle herkes içindeki öfkeyi sandığa kadar saklasın. Bu milleti hayal kırıklığına uğratan, bu milleti sırtından hançerleyen Erdoğan ve onun şahsım hükümetiyle hesaplaşmak için sandığı beklesin. Bu işin sorumlularıyla hepimiz sandıkta hesaplaşacağız. Sokakta bu işin kurbanlarıyla hesaplaşmaya kalkmayacağız. 

Tüm milletimize çok açık sözümüzdür. En fazla iki yıl içerisinde, Suriyeli misafirlerimizi davul, zurnayla evlerine uğurlayacağız. Bu; Kuvayı Milliyecilerin, milletimize namus ve şeref sözüdür. Büyük şairimiz Edip Cansever’in dediği gibi, ‘Gülemiyorsun ya, gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir…’ Ne yazık ki ülkede üç-beş maaşlı saray yanaşmalarının ve bir avuç havuz müteahhidinin dışında kimsenin yüzü gülmüyor. Erdoğan şahsım hükümeti ile millet gülmeyi hepten unuttu. 

ÇİFTÇİ, BESİCİ BORÇ İÇİNDE

Çiftçi de çok mutsuz. Üretim için gübre lazım, tohum, ilaç, mazot lazım. DAP gübre sadece bir yılda üçe katlanmış, ÜRE gübrenin fiyatı iki kattan fazla artmış. Tohum deseniz uçmuş, ilaç deseniz yerinde durmuyor. Mazot deseniz. Bugün Tekirdağ’da 120 litrelik traktör deposu, geçen seneye göre 160 lira daha fazlaya doluyor. Çiftçi, besici borç içinde. Bankalara, kooperatife prangayla bağlanmış. Destek? Hükümet kanunen vermesi gereken desteği bile vermiyor. 2007’den bu yana Saray her bir çiftçi ailesine 98 bin 167 lira toplam borç takmış. Devlet çiftçiye, çiftçi bankalara borçlu. Trakya böyle de; Ege, Akdeniz, Karadeniz, Doğu-Güneydoğu Anadolu farklı mı? Orada da aynı.

Ekonomi Masamızla geçtiğimiz ay Karadeniz’deydik. Fındık üreticisinin yaşadığı sorunları yerinde gördük. Derdi, derdi çekenden dinledik. Maliyet ortada, fiyat ortada. Genel Başkanımız, ‘Üreticinin ayakta kalması için bu sene fındık fiyatı en az 35 lira olmalı’ dedi. Evvelki gün Erdoğan, gazeteci görünümlü yandaşlarının huzurunda, kalite fındığa 27 lira paha biçti. Açıkladığı fiyatla çiftçiyi can evinden vurdu. Fındıkta 35 liranın altındaki her fiyat, üreticiyi yıkar, kartelleri sevindirir. Bu kadar açık, bu kadar net. Ben buradan hükümete sesleniyorum, şu fındık üreticisine kilo başına vermediğiniz 7 TL’yi nereye harcayacaksınız? Kalkın da bir açıklayın bakalım.

Çukurova’yla ayçiçeği hasadı başladı. Trakya ve İç Anadolu’da hasat yaklaşıyor. Hasadın ardından her zaman olduğu gibi fiyatlar düşebilir. Biz diyoruz ki, çiftçinin ayakta kalması, masrafını çıkarıp önümüzdeki yıl tarlasını ekebilmesi için ayçiçeğinde fiyat, 6 liranın altına hiçbir şekilde düşmemeli. Üreticiyi ithalata ezdirmemek için indirilen gümrük duvarları yeniden yükseltilmeli. İthalata kota gelmeli. Dışarıdan 1,5 kilo ayçiçeği tohumu getirmek isteyen ithalatçıya, 1 kilo yurt içinden almak zorunda olmalı. Bunlar yapılırsa üretici korunur. İthalata ezdirilmez.

Atamızın İzmir İktisat Kongresi’ni açış konuşmasında dediği gibi ‘Kılıçla fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye mecburdurlar.’ Üretmeden, kendine yetmeden, katma değer yaratmadan, borca yaslanarak, ithal ederek gidilecek artık bir menzil yoktur. Şu gerçek ortadır. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin ne sorun çözecek gücü ne de motivasyonu ne de heyecanı kalmıştır. Bu hükümet milletimizin sırtında her geçen gün ağırlaşan bir yüktür.  Bu tıkanıklığı aşmak için, ‘yeni kurallara, yeni kurumlara, yeni kadrolara’ ihtiyaç vardır. CHP, bu göreve hazırdır. Bu saatten sonra Saray hükümetinin, millet için yapabileceği tek iyilik, sandığı biran evvel milletin önüne getirmektir. Milletimiz herkesi izlemiştir. Bu hükümetin notunu zaten vermiştir. Şimdi milleti hayal kırıklığına uğratanlara tasdiknamesini vermeye sıra gelmiştir.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here