Bunlar her yerli ve milli rüşvet ve yolsuzluk işini dolarla yapıyorlarmış..

0

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. “AKP için uyuyan Türkiye en çok sevdikleri Türkiye’dir. Uyanık bir Türkiye, uyanık bir nüfus onların en tehlikeli gördükleri kitledir.” diyen Beştaş, şunları söyledi:

“Yaşamını müzik yaparak idame ettiren müzisyenler açlıktan ve yoksulluktan öldü bu ülkede. Müzisyenler bas bas bağırıyor. Ama iktidarın umurunda değil. Ne de olsa onlar otel sahipleri değiller, 5’li çeteden değiller, yandaş müzisyen ekibinden de değiller. Yaşamasalar da para kazanmasalar da müzik yapmasalar da olur diyorlar. Evet, hakikaten umurlarında olan tek şey dolarlar ve saraylardır.

Sinemalarda çok ilginç bir gelişme yaşandı. Dün yayımlanan genelge ile sinemaların açıldığı duyuruldu. Bugün yayımlanan genelge ile sinemalar kapatıldı. Yani basiretsizlik yetmiyor, başka bir kavram kullanmak istemiyorum. ‘Yönetemiyorsunuz’ tespiti de yetmiyor. Bu nasıl bir öngörüsüzlük, nasıl bir çelişkidir! Gece açıyorlar, sabah kapatıyorlar.

AKP aslında şunu söylüyor tabii ki: ‘Vizyondaki en iyi film biziz bizi izleyin.’ Sinemayı bu şekilde kapatıyor. ‘Sinemaya gitmeyin en iyi filmi biz çeviriyoruz’ diyorlar ama kesinlikle doğru değil. Halk onları izlemek istemiyor artık. Halk tıkanmış durumda, öfke ve tepkisini en azından bir sanat eseriyle, bir izleme fiiliyle göstermek istiyor; sinemaya giderek ailesiyle beraber iyi bir zaman geçirmek istiyor. AKP ‘en iyi film biziz’ diyor belki ama bizce en kötü iktidar oldukları gibi en kötü filmi de gösterime koyuyorlar.

AKP iktidarının normalleşmesi bu işte: Hakaret etmek, aşağılamak ve tehdit etmek. Yardım diye üç kuruş verdikleri insanların başına kakıyorlar. Nankörlük diye yaklaşıyorlar ama yandaşlarına vergi affı üzerine af getiriyorlar, borçlarını erteliyorlar, yapılandırma yapıyorlar. 3 kuruşu verdiklerine de lütuf olarak görüp, kabul edin diyorlar. Bunun özeti, halkı maraba kendisini de köyün ağası olarak görmektir.

Halkı aşağılayan, tehdit eden ve hakaret eden bu dil bütün kötülüklerin kaynağıdır. Nankör arıyorlarsa aynaya baksınlar. Asıl nankör yerli ve milli nankördür. Halkın oyunu alıp ondan sonra insanları yoksullukla, işsizlikle, açlık ve sefaletle ezen halkın vergilerini yoksullukla, hırsızlıkla, vurgunla ve israfla hiç eden bu iktidarın zihniyetinin ta kendisidir. AKP Genel Başkanı dün garip bir şey daha söyledi. ‘128 milyar dolar?’ nerede sorusuna cevaben, ‘Merkez Bankasının harcamaları sorulur mu?’ dedi.

Merkez Bankasının rezervleri sizin babanızın malı mı? Biz halk adına soruyoruz. Kimse size ‘maaşınızı nerede harcıyorsunuz’ diye sormuyor tabii ki. Bizler herkes gibi halkın parasını ne yaptınız diye soruyoruz. Halka ait parayı soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz.

Başka ne demişti? ‘Yatırımlara, depremlere harcadık’ dedi, bir başka seferinde ‘Pandemide kullanıldı’ dedi, başka bir açıklamasında ‘Halkın cebinde’ dedi. Yani 128 kez yalan söylediler ama doğruya bir türlü gelmediler. 128 milyar doları gerçekten depremlere harcadıysanız, deprem paraları nerede? Onun da cevabını alamadık. Deprem paraları da pandemi için toplanan yardımlar da 15 Temmuz bağışları da iktidarın yandaşlarına 5’li çetelere gitti, şatafata ve lükse gitti. Kurdukları Kürşatlar düzenine bu paralar aktı. Yani bunun cevabını vermemek ya da 128 ayrı cevapla cevap vermemeyi denemek ancak size yakışır. Ama hesap günü yaklaşıyor. Halkı aşağılayan, hakaret eden, zenginliği kendisi ile paylaşırken yoksulluk ve sefaleti halka dağıtan bu soyguncular suçlular ittifakı ilk sandıkta halktan gerekli cevabı alacaktır.

Yurt dışından bir mafya lideri açıklamalar yapıyor, milyonlarca izleniyor. Anketler yapılıyor kime inanıyorsunuz, iktidara mı Peker’e mi diye. Gerçekten ne oluyor? Bir hesaplaşma var, güç ve iktidar kavgası var. Bir kavganın içindeler ve kirli yapıların birbirlerini satma meselesine gelmiş durumdayız. Kendileri dışında herkesi vatan haini ve terörist olarak görenlerin Türkiye’yi ne hale getirdiklerini Türkiye toplumu ve dünya da dehşet içinde izliyor.

Karşımızda mafya ile işbirliği içinde paramiliter yapılar kuran, yöneten, para transfer eden, bu karanlık birimlere suç işleten, kıtalar arası uyuşturucu trafiğini organize eden, kara para aklayan ve katledilmiş kadınların katillerini koruyan bir çeteler ittifakı var. Mafya lideri İçişleri Bakanı ile işbirliği içinde olduğunu söylüyor. Mafya liderinden maaş aldığı iddia edilen siyasetçi iddiası orta yerde duruyor. Hala cevap verilmedi dün de sorduk buna cevap vermediler.

Bu siyasetçiye ilişkin hiçbir açıklama yapmayan akıl ne yapıyor? Önceki dönem Van Milletvekilimiz ile DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek’in başlarına 10 milyon TL ödül koyuyor. İçişleri Bakanlığının talebi ve uygulamasıyla kırmızı bültene almışlar. Neymiş gerekçe? Gerekçe elimde, yine bir kumpas davası, yine bir kumpas soruşturması, tamamen demokratik siyaseti kriminalize eden, suçmuş gibi gösteren muhalefeti kriminalize etme çabasının bir sonucu.

Neymiş efendim? Nadir Yıldırım’a bir e-mail gelmiş de, bu email örgütten gelmiş de, yok kepenk kapattırmışlar da. Kamuran Yüksek için gerekçe neymiş? Ceza almışmış. İnsaf yahu! Bu ülkede ceza almak için ve hakkında dava açılması için sadece AKP’ye karşı olmak yetiyor. Başka hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Yargının bu aşamada olduğu bir ülkede, herkes ceza alabilir. Bugün binlerce insan cezaevinde, herkesi terörist ilan eden bir akıl var.

Siyasi faaliyetler sebebiyle kırmızı bülten çıkarmak, sürgünde olan iki siyasetçinin başına ödül koymak mafyatik düzene yakışır uygulamadır. Bu ödül meselesi tam da mafya düzenlerinde oluyor. Bunu kaldırın hemen. Bu ödülü de bu kırmızı bülteni de kaldırın. Onlar bugün burada olsaydı yüzde 99 cezaevinde olacaklardı. Tıpkı Demirtaş gibi, Yüksekdağ gibi, Gültan Kışanak gibi. Mecburiyetten sürgünde yaşamak zorunda kalıyorlar, siz bunu bile yapmaya kalkışıyorsunuz. Bu sizin çaresizliğinizi bir kez daha ortaya koyuyor. Onlara ödül koymayı bırakın da 10 bin dolar maaş alan siyasetçiyi açıklayın bakalım. Hangisi büyük suç, onu görelim.

Bu Venezuela meselesini herkes biliyor. Maske ve kit dağıtımı. Yalan o kadar büyük ki maske kurtarmıyor. Maskeye sığmıyor gerçekten. Bu yalanı nasıl kapatacaklar bilmiyorum doğrusu. Abdulkadir Selvi gocuğunun cebine koymuş demiş neredeyse. Buna baktılar kimse inanmıyor, dün Venezuela Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram ilginç bir şey söyledi.

Yıldırım’ın kendi imkanlarıyla gezmek için heyete katıldığını söyledi. ‘Bir iki koli maske ve kit vardı’ demiş. ‘Toplasan iki koli etmez, badem şekeri götürdük, baklava götürdük onu da mı anlatalım’ diye bir açıklama yaptı. Pudra şekerinden sonra badem şekeri işine girdiler. İşi sulandırmaya çalışıyorlar. Mesele Venezuela’ya ne götürdüğünüz değil, ne getirdiğinizdir. Biz başından beri bunu soruyoruz, ne taşıdınız Venezuela’dan Türkiye’ye? Bütün dünya bunu konuşuyor. Şimdi iyi ki Venezuela’nın dezenfektana ihtiyacı yokmuş. Yoksa onu da Ruhsar Pekcan’dan alıp götürürlerdi herhalde.

Venezuela dezenfektan istemeyince kendi bakanlıklarına dezenfektanları satarak ülkeyi dolandırdılar. Şu anda bu meseleye dokunamıyorlar. Çünkü 10 bin dolar meselesinde de Venezuela meselesinde de soruşturma açılmıyor, hiçbir işlem yapılmıyor. Damadı hatırlıyorsunuz, şimdi kayıp ama sormuştu ‘maaşı dolarla mı alıyorsunuz’ diye, bir bildiği varmış gerçekten.

Şimdi hak veriyorum, rüşveti dolarla alıyorlarmış. Evet. Merkez Bankası rezervini de dolarla eritiyorlarmış. Bunlar her yerli ve milli rüşvet ve yolsuzluk işini dolarla yapıyorlarmış. Yerli ve milliler ama rüşvet ve yolsuzluğu dolarla yapıyorlar. Gerçekten yeşil seven bir iktidar! Bu meselenin temizlenmesi gerekiyor açığa çıkması gerekiyor. HDP olarak bu gerçekleri anlatmaya, hakikatlerin peşinden koşmaya devam edeceğiz ve Türkiye halklarını siyaset bürokrasi mafya düzeninin insafına bırakmayacağız. Birlikte kararlılıkla bu karanlık iktidarın sonunu hep birlikte getireceğimize inanıyorum.

Hasta tutsaklardan Mehmet Emin Özkan’ı Diyarbakır Cezaevinde ziyaret ettim. Onun gibi yüzlerce mahpus var. Ölümle yüz yüzeler, an be an ölüme yaklaşıyorlar. Hasta mahpuslarla ilgili taleplerimiz tamamen vicdani ve insani temeldedir. Mafyaları, çeteleri cezaevinden çıkaran, onları beş yıldızlı otel standardında ağırlayan iktidar, insanları cezaevinde ölüme gönderiyor. Mehmet Emin Özkan 83 yaşında, 10 gün içinde yedi defa hastaneye kaldırıldı. Şimdi hastanede ve hala serbest bırakılmadı. Ailesi ile vedalaşma hakkını kullanmasını bir de burada söyleyelim.

Dolar fırladı ve 9 TL’ye yaklaştı. Erdoğan TRT 1’de konuşuyordu ya o konuştukça dolar arttı. Şaka gibi. Baştaki bir soruya cevaben sistemi bir ‘istikrar sistemi’ olarak tanımladı. Tam o sırada TL dolar karşısında 1 lira değer kaybetti. Bu ne demek yahu! Cumhurbaşkanı konuşuyor, dolar değer kazanıyor, TL değer kaybediyor. Bir cümleyle Türkiye’nin borcu 135 milyar lira artı. Sadece 3 saatte bir karanlığa gömüldü Türkiye. Türkiye’de herhangi bir kurumun özerkliğinin de, bağımsızlığının da söz konusu olmadığını bir kez daha gördük.

Daha önce de sormuştuk, dün akşam için bir kez daha soruyoruz: 1 Haziran 2021 sabah 09:00’dan akşam 22:30’a kadar kimler ne kadar dolar aldı? Bunu açıklasınlar. Tabii diğer soruyu ıskalamayalım: 128 milyar dolar Erdoğan’ın hangi telefon görüşmesiyle, kimlere ve nasıl verilmiştir? Hiçbir ekonomik göstergenin gerçeği yansıtmadığını bütün kontrollerin, rakamların, verilerin tek bir şahsın elinde olduğu dün gece birinci ağızdan itiraf edilmiştir. Erdoğan – AKP iktidarı sebep; işsizlik, açlık, borçluluk sonuçtur.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here