Büyük resmi görebilmek

3

Daima büyük resmi görmek ve ayrıntılarda kaybolmamak gerek. Ancak bir yandan da “Şeytan detayda gizlidir” dendiği için resmin bütününe bakarken ayrıntıları da göz ardı etmemek önemli. Hatta ayrıntılar bazen de resmin genelinden daha çok önem kazanır.

Nasıl mı?

Avrupa Birliği Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in Nisan 2021’de, Türkiye’yi ziyaretleri sırasında Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan tarafından kabullerinde, her iki resmi konuğun unvanları “Başkan” olmasına karşın salonda sadece iki koltuk olması ve Avrupa Konseyi Başkanı Michel’in hemen Cumhurbaşkanının karşısındaki koltuğa oturarak kıpırdamaması, keza Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun da bir hamle yapıp üçüncü bir koltuk getirtmemesi üzerine von der Leyen’in yüksek sesle tepki vermesi ve sofaya mecburen oturması tüm dünya basınında bunun “Sofagate” olarak adlandırılmasına ve ziyaretin amacının göz ardı edilmesine neden oldu.. Bu skandal’dan sorumlu olan taraflardan birinin T.C. Dışişleri Bakanlığı Protokolü ile diğerinin Ankara’daki AB Delegasyonu olduğu kanısındayım.

Bu konuda başka bir fotoğrafın detaylarına bakalım. Dünyanın en güzel  kadınlarından sayılanABD’li aktrist Marilyn Monroe’nun resimlerine dikkatle baktınız mı?

Güzel Monroe’nun bakışlarındaki hüznü görmemek imkansız. Resimlerinde genel olarak neşe ve renkli bir hayatın izleri bulunsa da Monroe’nun gözlerinde aslında gizli bir hüzün var. Başkan J.F. Kennedy’nin yaş gününde içtenlikle söylediği “Yaş  gününüz kutlu olsun Başkan” (Happy Birthday Mr. President) şarkısından bir süre sonra yatağında ölü bulunan ve ölümünün ardındaki esrar perdesi halen tam olarak kalkmayan Marilyn Monroe’nun portreleri onun hayatının sır perdesi gibidir.

Ayrıntıları göz ardı etmeden resmin geneline bakmak deyimi uyarıcı ve yol göstericidir. Mecazi anlamda resmin geneline göre yani içinde bulunulan zamanın koşullarına göre bir hedef saptamak ve ona göre odaklanarak plan yapmayı severim. Bu konuda herkes gibi hem başarılı ve hem başarısız olduğum dönemler var. Tabii doğru yerde, doğru zamanda ve doğru insanların da bulunması plan ve programların işleyişini etkileyen en önemli unsurlar. Bunu meslek hayatımda yaşayarak gördüm.

Resmin geneli deyince hep aklıma Rembrandt’ın bizde “Gece Bekçisi” olarak bilinen tablosu gelir. Amsterdam’daki Rijksmuseum’da, adını taşıyan “Gece Bekçisi” Salonunda bulunan tablo, yılda ortalama 2.2 milyon insan tarafından ziyaret ediliyor. Hollanda’nın Deventer kasabasındaki Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğunda Konsolos olarak görev yaparken Amsterdam’a hızlı trenle gider, Rijksmuseum’da Rembrandt van Rijn, Van Gogh ve diğer tanınmış Hollandalı sanatçıların eserlerini ziyaret eder, aynı akşam Deventer’e dönerdim. Hollandalılar çok dakik olan trenleri ile o kadar gurur duyarlar ki bunu belirtmek için “Bu trende kahve bardakta sallanmaz” derler ki bu çok doğru bir tanımlama.

Neden bu kasabada Başkonsolosluk açılmış da bağlı olduğu Utrecht’de açılmamış diye sorarsanız başkonsolosluk açmak için yer seçmek amacıyla Hollanda’nın doğusunu ziyaret eden Dışişleri heyeti ile en çok Deventer’deki Türk vatandaşlarının ilgilendikleri cevabını alırsınız. Ankara yerine Kızılcahamam’da misyon açmak gibi diyelim.

Tekrar resme dönersek, “Gece Bekçisi” veya “Gece Devriyesi” Rembrandt’ın “Chiaroscuro” yani İtalyanca aydınlık-karanlık tekniği ile yapılmış bir resim. Bu teknik, İtalyan ressamlarının buluşu. Örneğin Caravaggio’nun dini içerikli resimleri gibi. Ortada resmin öznesi aydınlıkta, diğerleri ise karanlıkta.

Rembrandt’a bu resmi sipariş verenler Amsterdam Belediye Başkanı ve aynı zamanda bekçilerin Komutanı Yüzbaşı Frans Banninck Cocq ile yardımcısı Teğmen Willem van Ruytenburch. Zaten onlar resmin önünde ve en belirgin kişiler; biri siyah diğeri sarı kostümlü. Diğerleri ise karanlıkta ve soluk kalmışlar. Zira devriyeler bireysel olarak ne kadar çok para vermişlerse o kadar belirgin resmedilmişler. Yüzbaşı Cocq ve Teğmen Ruytenburch resmi sipariş ederken bugünkü para birimi ile yaklaşık 800 Avro ödemişler. Bu bedelin dışında Rembrandt bireysel ödemeleri de kabul etmiş. Resimdeki kız çocuğu ise bekçilerin maskotu. Elbisesinden sarkan ölü tavuğun büyük pençesi ise şehri korumakla ve şehrin protolünden sorumlu devriyelerin sembolü. Ölü tavuk, yenilmiş düşmanı temsil ediyor. Rembrandt’ın hiç para almadan resmini yaptığı tek kişi sağdaki davulcu. Devriyelerin arasında da arka planda belli belirsiz resmin içinden size bakan Rembrandt’ın otoportresini görebilirsiniz.

Hollanda’nın Altın Çağı denilen bu dönemden çok önce İtalya’da Leonardo da Vinci ise Milano’daki Dominiken Manastırı olan Santa Maria delle Grazie’nın iç duvarına Hz. İsa’nın havarileri ile birlikte ertesi sabah Romalı askerlere yakalanmadan önce yediği “Son Yemek” resmini Milano Dükünün siparişi üzerine yapıyor. İkinci Dünya Savaşında bombalanan Manastırdan mucizevi şekilde ayakta kalan “Son Yemek” resminin olduğu tek duvar. Bu resmi de İtalya’da iken görmüştüm. Bu eseri görebilmek için haftalarca öncesinden randevu almanız gerekiyor. Resmin bulunduğu salona beş kişiyi 15 dakika süreyle alıyorlar. Bu resmin geneline bakarsanız Hz. İsa’nın başında “Halo” yani ruhaniliğini simgeleyen bir hale bulunmuyor. Leonardo bunu arkadaki pencereden gelen ışığın bu görevi görmesi olarak açıklıyor. Onarımı 20 yıl süren “Son Yemek” 1999’da halka açılıyor.

Son Yemek resimleri Katolikler için önemli. Hz. İsa ilk kez bu yemekte havarilerin içindeki haini bildiğini ifade ediyor. Hakikaten bu havari Judah, elinde Hz. İsa’nın yerini Romalılara ihbar etmesi karşılığı aldığı para kesesi ile resimde yer alıyor ve her resimde koyu renklerle resmediliyor. Manastır ile kiliselerin yemekhanelerinde ve Papalığa bağlı teoloji üniversitelerinin yemek salonlarında “Son Yemek” resmi özellikle bulunuyor. Kiliselerde duaların yapıldığı “altar” denilen ince uzun masa bu son yemekteki masa. Zira Hz. İsa Son Yemeğinde kendisine sunulan hamursuz ekmeğin kendi “eti”, içilen şarabın da “kanı” olduğunun unutulmamasını istiyor. Mecazi anlamda ifade ettiklerinden kasıt kendisini hatırlayarak Hristiyanlık öğretisinden ayrılmayın anlamında.

Rembrandt’ın, kendisinden yaklaşık 150 yıl önce yaşayan Leonardo’nun bu resmine hayranlık ve aynı zamanda kıskançlık duyduğu bu konudaki eserlerde yazılır. Rembrandt’ın . 4 x 5 metre ebadındaki “Gece Bekçisi”nin Amsterdam Belediyesinin duvarına sığması için o zamanda dört kenarından kesilmesi sonucu resimdeki bazı karakterler kayboluyor. Ancak yine Hollandalı bir ressam, Gece Bekçisi halka açılınca resmi kopyalıyor. Bugün Londra’daki Ulusal Galeri’de (National Gallery) bulunan kopya üzerinden Yapay Zeka kullanılarak orijinal Gece Bekçisi 2000’li yılların ortalarında asıl boyutlarına kavuşuyor. “Operation Night Watch-Rijksmuseum” sitesine girerseniz bu müthiş onarımı izleyebilirsiniz. Salonun 2013’de açılmasının ardından 10 milyonuncu ziyaretçiye ödül olarak bir gece resmin bulunduğu salonda tek başına uyuması teklif ediliyor. 10 milyonuncu ziyaretçi olan Hollandalı öğretmen Stefan Kasper ise seve seve bu ödülü kabul ederek bir gece kendisine sunulan yemek ve içecekten sonra bu salonda uyuyarak tarihe geçiyor.

Resmin geneline bakarsanız Yüzbaşının şapkasının üstünde bir yüz görürsünüz. Bu yüz o dönemde ressamların kendi yüzlerini resmetmek moda olduğu için Rembrandt’ın kendini resmettiği yüzü.

Bu kadar tanınmış bir resim maalesef Rembrandt’a uğur getirmiyor. Resmin halka açılışında kendilerini arka planda gören ve daha az para veren bekçilerin resmi alaya alan eşleri nedeniyle resim bir süre asıl yerine ulaşmadan epey bir mekan geziyor. Rembrandt ise aldığı parayı har vurup harman savuruyor. Zamanın lüks tüketimine tüm parasını harcayıp arada sırada yaptığı portrelerle kıt kanaat geçiniyor ve fakirlik içinde hayatını kaybediyor.

Büyük resmi görmek, bir olayın bütününü görmek, ülkenin genel gidişatını bütün yönleriyle takip etmek demek. Genel tablo yanında, tabloyu bütünleyen detayları izlemek de aynı derecede önemli. Bu izleme, toplumsal bağlamda bakarsak, gelişmiş demokrasilerde bağımsız ve özgür medya, akademisyenler, aydınlar, sendikalar, hükümet dışı sivil toplum kurumları ve yurttaşlar tarafından yapılıyor. Bunun mümkün olmadığı, yani bağımsız izleme, hesap sorabilme ve denge ile denetlemenin olmadığı ülkelerde ise anlamlı bir tablo görmek maalesef mümkün değil.

Önceki İçerikArzu ve Kader
Sonraki İçerikCumhurbaşkanı’nın okuduğu gazete olmak
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

3 YORUMLAR

  1. Sevgili Deniz
    Yakinlarina, dostlarina ve milletine yaziarinla ulkeler ve onemli kisiler ve dusunceleri hakkinda verdigin bilgileri yalniz ben degil senin yazilarini okuyan halkimizin cogunlugu da eminim benim gibi cok begeniyor ve seni takdir ediyorlardir.
    Sana daha nice basarilar dilerim cok sevgili ve her zaman sevdigim ve takdit ettigim mukemmel insan Sayin Deniz Kilicer.

    • ben mesleki yazılarını daha çok seviyorum. bu günkü gibi kültürel yazılar da önemli tabi ama bir “büyük resim” meraklısı olarak yazarın büyük resminde nelerin olduğunu öğrenemedim malesef. üzgünüm ama yapacak bir şey yok, mecbur bir dahaki yazısını bekleyeceğiz.

  2. “Kaplumbağa Terbiyecisi ” bir toplumu değiştirmek için bütün hayatını adayan Osman Hamdi Beyin insanların duruma bakış açısını, değişimlere karşı direncini, gelişmenin ne kadar yavaş yürüdüğünü, toplum tarafından önüne getirilen engellere karşı bir serzenişidir derler Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu için.
    Bir resimle ne güzel anlatmış, toplumu kaplumbağa benzeterek.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here