Çalışmamaya övgü

0

Çalışmak bana göre değil.

Bunu öğrendiğim andan beri işi, gücü, çalışmayı bıraktım.

Hani bazen hayatın mecburiyetlerinden çalışmak zorunda kalsam betondan bir adama dönüyorum.

Anlamsız geliyor bana çalışmak. Betonlaşmak istemiyorum.

Mesela saatlerce bir televizyon ekranının başında çakılı kalamıyorum.

Beni hiç ilgilendirmeyen işler peşinde koşmak da çok ağır geliyor bana.

Başkaları için çalışmak da…

Çalışmıyorum, ama hiç de boş durmuyorum.

Boş durmak en zor çalışma şekli geliyor bana.

Atalet, tembellik, yerinde sayma, tekdüzelik ademe yakın.

Çalışmak da bir tür işkence.

Ben hayatımda hiç çalışmadım.

Yaptıklarım hiçbir zaman çalışma olmadı.

Çalışmadan yaşamanın sırrını ise Çinlilerden öğrendim.

“İstediğin, sevdiğin bir iş bul, hayatın boyunca hiç çalışma” der Çinliler.

Ben de işte hiç çalışmadan yaşamanın sırrını buldum.

Hayat boyu hep kendim için okuyup durdum, isteyen birilerine de okuduklarımdan bir şeyler öğretmeye gayret ettim.

Ne okuma fiilim, ne de öğretme fiilim asla bir çalışmaya dönüşmedi.

Onlar benim nefes almam, yemem, içmem gibi asli fiillerim oldu hep.

Ne öğrenmeyi ne de öğretmeyi hiçbir zaman başkaları için yapmadım.

Ben bunca yıllık hayatımda hiç çalışmadan yaşamayı öğrendim.

Bundan sonra da çalışmadan yaşayacağım.

Öğrenmeye ve öğretmeye devam ederek.

Muhtemelen bu yazıyı da sizin için yazdığımı sanıyorsunuzdur.

Kusura bakmayın gecenin 12’sinde sizin için çalışamam.

Her ne yazmışsam, okuduklarım gibi, kendim için okumuş ve yazmışım.

Ben başkaları için şarkı söylemem.

Bütün melodilerim; kendi hayat, huzur ve mutluluk ritmimi yakalamak içindir.

Avare avare dolaşmaklığım da; hayatı çalışmadan, zevkle, sevinçle, arayışla, sürekli yolculukla, hiç durmadan yaşamak içindir.

İstemediğin, anlamadığın, anlamlandıramadığın bir çalışma çalışma değil; olsa olsa strestir, manasızlıktır.

Sevdiğin ve anlamla zenginleştirdiğin çalışma ise çalışma değil; mutluluk ve sevinçtir.

“İstediğin, sevdiğin bir iş bul, hayatın boyunca hiç çalışma”  

Önceki İçerikEgzama belirtileri…
Sonraki İçerikSeçimlerde Rengimizi Nasıl Belirleriz: Ulu İdeolojileri Bir Kenara Bırakırsak
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here