Camiler Sövgü Değil, Sevgi ve Saygı Mekanlarıdır!

2
gündogdu

Mescid, Arapça’da “eğilmek, tevazu ile alnı yere koymak” mânasına gelen sücûd kökünden “secde edilen yer” anlamında bir mekân ismidir.

Kur’an’da ve hadislerde mescid, mabet, “içinde Allah’a ibadet edilen yer” manasında kullanılmıştır.

Cami, Arapça cem‘kökünden türeyen, “toplayan, bir araya getiren” anlamında kullanılan bir kelimedir.

Câmi kelimesi erken dönemde sadece cuma namazı kılınan büyük mescitler için müslümanlar tarafından kullanılan “el-mescidü’l-câmi” (cemaati toplayan mescid) tamlamasının kısaltılmış şeklidir.  Cami Allah’ın güzel isimlerindendir.

Hicrî 4. Miladi 10. yüzyıldan sonra, içinde cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe okuması için minber bulunan mescidler cami, minberi bulunmayan yani cuma namazı kılınmayan küçük mâbedler ise sadece mescid olarak anılır olmuştur.

Cami/Mescid’ler Allah’ındır

“Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O halde, Allah ile hiç kimseye kulluk etmeyin. (Cin,18)

“Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır”. (Tevbe, 17)

 Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”(Tevbe,18) buyurularak bu kutsal mekanları Yüce Allah kendisine nispet etmektedir.

Cami/Mescidlerdeki cemaat Allah’ın Müsafirleridir

Allah ü Teâlâ Kabe’ye “evim”(Bakara,132) kelimesini kullanarak, kendisine nispet etmiştir.

Kabe, “Beytullah” tır, yani (Allah’ın evi) manasına gelir.

Kabe’de bulunan insanlar, Allahü Teala’nın (duyufu’r Rahman) misafireleridir.

Yeryüzünde Kabe’nin birer şubeleri olan cami/mescidlere de Allah (c.c) “Allah’ın mescitleri” tabiriyle kendine nispet ettiği için, ibadet maksadı ile Cami/Mescidlere gelen müslümanlar da Allah’ın misafirleridir.

Bu kutsal mekanlarda sevgi ve saygının belirli ritüellerle Yüce Allah’ a arz edilişin manevi hazzı ve huzuru yaşanmaktadır.

Camilerde Yergi ve Sövgü

Asr-ı Saadetten günümüze milli ve manevi değerlerimizi ayakta tutan ve toplumun birlik ve beraberliğini, besleyen mekanlar cami ve mescitlerdir.

İslam tarihi ve medeniyetindeki yeri ve önemi göz önünde bulundurularak camilerin sevgi, saygı ile ibadet etme mekânları olmasının yanında, zaman zaman bu kutsal mekanlar siyasi görüş ve düşüncelere alet edilerek, sövgü, yergi, ötekileştirme mekanları haline getirildiği de tarihi bir gerçektir.

Camide sövgü olur mu demeyin. Emeviler dönemi (Ömer bin Abdülaziz hariç) hutbelerde, muhaliflere (özellikle ehli beyte) sövgüler, küfürler yağdırılmıştır. Emevilerin idaresine karşı olan kesimler lanetlenmiştir.

Bu günlerde de gerek hutbelerde gerekse vaazlarda hatta dualarda sövgü, yergi ve ötekileştirme yapıldığına dair şikayetlerin yayıldığı; Hatta Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e yergi veya sövgü sayılabilecek kelimelerle isim vermeden işaret edildiği;

Müslümanlara veya gayri müslimlere küfür/tekfir isnadı ile sövgü, hatta bazı muhalif kesimleri hutbelerde ve vaazlarda (bilerek veya bilmeyerek) şeytanlaştırma yapıldığı iddiaları, basın yayın organlarına yansıdığını, görüyoruz.

Bu bakımdan camilerde hutbe ve vaazlar, Emeviler dönemi hutbe ve vaazlara döndüğü görüntüsü verilmektedir.

Peki Diyanet İşleri Başkanlığı ve görevlileri bunun farkında değil mi ? Herhalde farkında değil ki bu üst üste bu olumsuz hadiseler ortaya çıkıyor.  Veya farkındalar ancak teşkilata hakim olamıyorlar.

Gerçekte Camiler tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin hatıralarının saklı bulunduğu, din, vatan, millet ve bayrak sevgisinin gönüllere nakşedildiği kutsal mekanlardır.

Camiler ve minarelerde okunan salalar, ezanlar bağımsızlığımızın en güzel ilham kaynağıdır.

Aynı zamanda camiler; Ülkemizin bölünmez bütünlüğünün, milli bilirlik ve beraberliğimizin en önemli teminatlarındandır.

Camiler, sevginin, barışın, kardeşliğin, bağımsızlığın, hürriyetin sembolüdür. Oturduğumuz bu toprakların tapuları hükmündedir.

Hicret sonrası ilk ortaya çıkan kurum; Mescid-i Nebidir.  O günden bu zamana kadar İslam toplumları için camiler hayatın merkezinde, hatta mimari olarak da şehirlerin kalbindedirler.

Netice itibarı ile, Diyanet İşleri Başkanlığı tebliğ metodunu yergi, sövgü ve şeytanlaştırma üzerine değil; sevgi, saygı, şefkat, merhamet, üzerinden yürütmeli.  Birlik, beraberlik ve kardeşlik söylemleri esas alınmalıdır.

Hutbeler merkezden hazırlandığı için kontrol edilmektedir. Ancak vaazların kontrolu mümkün olmadığı için kimin ne söylediği bilinmemektedir. Bu durum başta dine, diyanete hatta devlete zarar vermektedir.

Bakın hutbelerde ve vaazlarda ayrıştırıcı, ötekileştirici, politik mesajlar olduğunu iddia eden, bu yüzden Cuma namazına gitmediklerini söyleyen kimselerin sayısı arttığı gözlemlenmektedir.

Onlar falancalar filancalar diyerek işin içinden sıyrılmak hiç de doğru ve gerçekçi değildir.

Hiç mi? Bizim kabahatimiz yok kardeşim! Kendimize gelelim! Yoksa bu yanlış metodun, İslama ve müslümanlara bedeli çok ağır olur.

Bütün Müftülerimizin, vaizlerimizin, hocalarımızın bildiği çok meşhur bir Hadis’i Şerifi hatırlatmak istiyorum.

“Kolaylaştırınız, Zorlaştırmayın.

Sevdiriniz, Nefret ettirmeyin”.

Vesselam.

2 YORUMLAR

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here