Camiler ve Mescidler

0
gündogdu

(1-7 Ekim 2020 “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” münasebeti ile kaleme alınmıştır)

Tanım

Cami Arapça cem‘ kökünden türeyen, “toplayan, bir araya getiren” anlamında kullanılan bir kelimedir.

Câmi kelimesi erken dönemde sadece cuma namazı kılınan büyük mescitler için müslümanlar tarafından kullanılan “el-mescidü’l-câmi” (cemaati toplayan mescid) tamlamasının kısaltılmış şeklidir.  Aynı zamanda Cami kelimesi Allah’ın güzel isimlerindendir.

Mescid, Arapça’da “eğilmek, tevazu ile alnı yere koymak” mânasına gelen sücûd kökünden “secde edilen yer” anlamında bir mekân ismidir.

Kur’an’da ve hadislerde mescid, mabet, “içinde Allah’a ibadet edilen yer” manasında kullanılmıştır.

 Hicrî 4. Miladi 10. yüzyıldan sonra, içinde cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe okuması için minber bulunan mescidler cami,  minberi bulunmayan yani cuma namazı kılınmayan küçük mâbedler ise sadece mescid olarak anılır olmuştur

 Tarihçe

İnsanlık tarihi açısından ilk inşa edilen mabetin “Kabe” olduğunu Kur’an-ı Kerim’de bildirilmektedir.

“Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe’dir.”( Al-i İmran, 96)

Kabe’yi ilk inşa eden Adem (a.s) dır. Milattan önce 4000 yıl önce, İbrahim (a.s) aynı zamanda peygamber olan oğlu İsmail (a.s) ile “Mecid’i Haramı”, yeniden inşa ettiler.

Yine bir peygamber olan diğer oğlu Yakup(a.s) ile 40 yıl sonra “Mescidi Aksa”yı inşa ettiler.

Hz. Peygamber İslâmiyet’i tebliğe başladığı zaman Mekke müşriklerinin büyük bir tepki gösterdiği bilinmektedir. Kendisine yapılan baskı ve hakaretlere rağmen zaman zaman Mescid-i Harâm’da Hacerül’esved ile Rüknülyemânî arasında namaz kılardı.

İlk müslümanlar Dârül’erkam’ı bir mescid haline getirmişlerdi. Ayrıca evlerinde, vadilerde gizlice ibadet ediyorlardı.

Hz. Peygamber’in, “mirbed” denilen ağılların, harmanların temiz bölümlerinde namaz kıldığı rivayet edilir (Buhârî, “Ṣalât”, 49; Müsned, II, 178; III, 404; IV, 85).

Hz. Ebû Bekir’in Mekke’deki evinin bahçesinde kendisi için yaptığı küçük mescid, özel olmakla beraber bir müslüman tarafından inşa edilen ilk mesciddir.

 Hz. Ömer İslâmiyet’i kabul ettikten sonra müslümanlar Mescid-i Harâm’da açıkça namaz kılmaya başladılar (İbn Hişâm, I, 367).

Hz. Peygamber hicret sırasında Medine’ye 2 mil kadar uzaklıkta olan Kubâ’da Benî Amr b. Avf yurdunda Külsûm b. Hidm’in evinde bir müddet misafir oldu ve orada bir mescid inşa ettirdi.

Kubâ’da bir müddet dinlendikten sonra Medine’ye varmak üzere tekrar yola çıkan Hz. Peygamber, Sâlim b. Avfoğulları’nın ikamet ettiği yere vardığında ilk cuma namazını, Rânûnâ vadisinde daha önceden var olan bir mescitte kıldırmıştır.

Hz. Peygamber Medine’ye doğru giderken yanlarından geçtiği kişiler kendisini evlerine davet ettiler. Ancak Resûl-i Ekrem devesinin serbest bırakılmasını istedi ve onun görevli olduğunu söyledi. Deve Mâlik b. Neccâr’ların evlerinin önünde bir düzlükte çöktü. Hz. Peygamber bu yeri Sehl ve Süheyl adlarındaki iki yetimden satın alarak bu gün Mescid-i Nebevî’yi diye anılan mescidi inşa ettirdi. (Buhârî, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 45).

Medine’de mescit yapımı için karar kıldığı bu alanda ise, Medinelilerden ilk Müslüman olan kimse olduğu kabul edilen Es’ad b. Zürâre tarafından kurulmuş bir mescit vardı. Resûlullah’ın hicretinden önce Es’ad b. Zürâre burada Müslümanlara cemaatla namaz kıldırıyordu.

Hz. Peygamber mahallelerde ve kabilelerin içinde müslümanların sayısı artınca buralarda mescidler inşa edilmesini emretti. Kısa bir müddet sonra Medine ve çevresinde birçok mescidin yapıldığı kaydedilmektedir.

Belâzürî’nin naklettiğine göre ise Mescid-i Kubâ  ile Mescid-i Nebevî inşasından sonra Medine’de dokuz mescid daha yapılmıştır. Buralarda vakit namazları kılınmakla beraber cuma namazı sadece Mescid-i Nebevî’de kılınmaktaydı (Ensâb, I, 273).

Müslümanlar, Asrı Saadet’ten günümüze kadar, yaşadıkları topraklarda, bölgelerde ve ülkelerde, hz. Peygamberin sünnetini devam ettirerek Cami/Mescid yapa gelmişlerdir.

Camiler ve Mescidlerin asıl fonksiyonları

Camiler ve Mescidlerin  asıl fonksiyonu birer mâbed oluşlarıdır. İnşa edilmelerinin  asıl maksadı, içinde  Müslümanların ferdi veya topluca ibadet ettikleri kutsal mekanlar olmasıdır.

Ayetlerde geçen, “Allah’ın adı anılan, sabah akşam tesbih edilip namaz kılınan evler” (en-Nûr 24/36); “İlk günden takvâ temeli üzerine kurulan mescid, içinde namaz kılman daha uygundur” (et-Tevbe 9/108); “Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmeseydi içlerinde Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler… yıkılıp giderdi” (el-Hac 22/40) vb. ifadeler buna delâlet eder.

Hz. Peygamber, bir kişinin mescide girip kayıp devesini sormasını hoş görmeyerek mescidlerin ibadet yeri olduğunu ima etmiş ve yapılış maksatlarına uygun olarak kullanılmalarını istemiştir (İbn Mâce, “Mesâcid”, 11).

Resûl-i Ekrem Mescid-i Harâmda yapılan ibadetin diğer mescidlerde yapılan ibadetten yüz bin derece, Mescid-i Nebevî de yapılan İbadeti bin derece faziletli olduğunu ifade ederek buralarda yapılan ibadetin diğer mescidlerde yapılandan daha faziletli olduğunu söylemiştir (bk. Müslim, “Ḥac”, 250).

Bunların dışında Hz. Peygamber’in içinde ibadet etmeyi en çok sevdiği mescid, İslâm’da ilk mescid olan “Mescid-i Kubâ”dır. Kendisi her cumartesi burayı ziyaret ederdi.

Dolayısı ile İslam medeniyetinde Camiler ve Mescidler, İslam dininin mabetleri ve en önemli temel müessesleridir. (Devam edecek)

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here