Caminin misyonu

0

Caminin amacı nedir?

İnsanlar bu soruya genelde “cemaatin toplandığı yer” der.

Öyle ama cemaat neden toplanır?

İbadet için mi?

Hayır, ibadet her yerde yapılabilir, onun için bir camiye gerek yoktur ve kaldı ki cami bu amaç için yapılmamıştır.

Peki, cami ne için yapılmıştır?

Öncelikle bu soruya cevap vermek için insanların neden bir araya geldiklerinin cevabı verilmelidir.

İnsanlar dayanışmak, bir sorunları var mı ve şayet sorunları varsa, o sorun nasıl çözülür onu istişare etmek için toplanır.

Yani kıssadan hisse cami toplumun kendi sorunlarını çözmek için toplanmaya uygun yaptıkları ortak bir alandır.

Caminin bu amaç dışında ne bir kutsiyeti var ne de bir mahremiyeti ve amacına esas bir işlev görmüyorsa olmaması daha iyidir, en azından gelen ihtiyaç sahibi orada bir cami görmez ve bazılarının kendi sorunlarına ilgi göstereceğini umarak hayal kırıklığı içine girmez. 

Öyle ya insanlara iyilik etmiyorsanız o iyiliği yapacak umudu da vermeyiniz, çünkü karşılıksız umut kötülüktür.

Evet, yanlış duymadınız, bir caminin yapılış amacı tam olarak budur ve bir cami bu işlevi görmüyorsa onun yapılmış olması baştan sona gereksiz bir israftır.

Cami gerçekte bir misyon aracıdır, ihtiyaç duyulduğu yerde kurulur ve gönüllülerin destekleri üzerinden o amaca hizmet verir.

O amaç herhangi bir şey olabilir; örneğin sokak insanlarının yıkanma, barınma ve karınlarının doyurulması, göç etmek zorunda kalmış yoksul ailelere sağlık hizmetlerinin ulaştırılması, okuma yaşına gelmiş yoksul aile çocuklarının okul kayıtlarının yaptırılması, mülteci hakları, mahkumlara dönük rehabilitasyon programları ve veya uyuşturucuyla mücadele kapsamında çocuklarını uyuşturucu işi yapan örgütlerine kaptırmış ailelerle dayanışmak vs. vs. 

Bu amaca esas hizmet veren kurumlar desteklerle yaşar ve bu kurumlara destek verenlerde yalnızca dindarlar değildir, bunu yalnızca dindarlarla sınırlamak dini de camiyle sınırlamak olur ki, bu dine hizmet değildir ve özellikle şunu vurgulamak isterim; dine hizmetin karşılığı insanlığa hizmet etmektir ve insanlığında tek meşrebi vardır, o da insana ihtiyacına göre insani temelde karşılık vermektir. 

Bir insana yalnızca dininden veya inancında dolayı farklı davranmak insanlığa kötülük yapmaktır ki, bunu yapan kişi öncelikle kendi insanlığını kirletmiş, vicdanına leke sürmüş olmaktadır. 

Evet, inanç farkından dolayı görüş farkı olabilir, ama ihtiyaçta insanlar arası fark yoktur ve bu konuda tereddütte düştüğünüzde referans alacağınız şey dininiz değil, insanlığınız olmalıdır; çünkü insanlığın zaafa düştüğü yerde dinin de bir kıymeti yoktur.

Kaldı ki dinin amacı da kalbinizdeki o insanlığı korumak içindir.

Din insanın vicdanıdır, insan vicdanını kendisinde tutar ve niyet iyi olduğu sürece de vicdanının ona kötü bir yol göstermesi olası değildir; o nedenle dinin devlete teslim edilmesi vicdanın otoriteye teslim edilmesi anlamına gelmektedir ve ne yazık otoritenin vicdanı da egemen olanın kurallarıdır, artık sopayla mı hiza verir onu bir Allah, bir de kendisi bilir.

Yine konuya gelirsek; cami sosyal anlamda ihtiyaçlara esas bir projedir, onun dini anlamda ifade bulması veya dini terminolojiyle ifade edilmesi caminin yapılması amacıyla bir çelişki içinde değildir, çelişki bu işin gelenekselleşmesi, kendisine “Müslümanım” diyenlerin caminin amacını bilmeden, anlamadan -modaya uyar gibi- kendi mahallesine de bir cami dikmeye girişmesidir.  

Bu günkü camileri ne yazık o eski ulvi amaç yaptırmıyor, geleneğin kanıksanmış görev saiki veya kibri yaptırıyor; şatafat üzerinden bir caminin diğer bir caminin şatafatıyla yarışması ise kibrin kendisini şatafat üzerinden Allah’a kanıtlamaya, bu heybetli yapılarla nemenem fedakarlıklara katlandığını göstermeye çalışıyor.

Allah çabayı takdir eder, ama görkem ve şaşanın heybeti üzerinden değil, niyettin işlevi üzerinden.

Kusura bakmayın bunların dinle veya dinin amacıyla bir ilgileri yoktur, bu bir sektördür ve kötüsü yalnızca kendisine çalışan bir sektördür ve bu sektörün bir elemanı bugüne kadar ne bir yoksulu doyururken görülmüştür ne de bir fakirin yarasına merhem olurken, tüm hesap devletin öngördüğü üzere vaaz vermeleri ve başka bir şeye karışmadan maaşlarını ceplerine indirmeleri üzerinedir. 

Devletin isteği ise ahalinin haline şükretmesi, yapamadıklarını Allah’a havale ettikleri gibi, yapabildiklerini de devlete havale etmeleridir. 

Anlayacağınız bunlar Allah’ın dininin imamları değiller, devlet dininin imamlarıdırlar.

Eğer Allah uyanık aklın istidatlarına pirim veriyorsa bunların biz sıradan insanlardan daha akıllı oldukları kesindir, ama görevleri bu ve sanırım ortaklaşmış bir israfın günahına ortak olmamız dolayısıyla bizde temiz değiliz, çünkü aklımızın karşılığını vermek yerine onlara güvenmeyi seçiyoruz. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here