CB Erdoğan Din Şurasında Ne Demek İstedi?

1

Yazılı tarih hepi topu 5 bin seneden ibaret. Bu 5 bin senenin nereden baksanız 4.850’si modern öncesi denilen döneme tekabül eder. Modern dediğimiz tarihin toplam yazılı tarihteki yeri, 150 sene ancak vardır.
İnsanlık teknolojide elde ettiği büyük başarı ile dünyayı dönüştürmeyi başardı. Bu sağlıktan ulaşıma, gıdadan silahlara, iletişimden günlük yaşam konforuna pek çok alanı etkiledi.
Modern öncesi çağda ne geceleri aydınlatan ışık vardı, ne de dünyanın içine sığdığı radyo /tv /bilgisayar /telefon. İnsanlık bu önemli değişiklikle doğanın sırlarına vakıf oldu.

Bu sürecin en önemli kurbanlarından biri de dinin toplum içindeki yeridir. Din artık toplumda eskisi kadar vazgeçilmez bir alana sahip değil. Avrupa’da kilise çevresinde örgütlenen toplum bu yapıyı büyük ölçüde terk etti. Rusya’da Çar Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi olarak adlandırılırken tahtını modern çağın asi grubunun akıl almaz bir projesine kaybetti.
Bizim ülkemizde de dinin devlet yaşamından uzaklaşması üzerinden saflanan bir cephe siyasetine tanık olduk.

Önceki gün Cumhurbaşkanı bu konuda şu cümleyi kurdu :
“Tek parti yıllarında olduğu gibi, İslam’ı gerilik emaresi olan gören faşist zihniyet, ülkemizde tarihe karışmıştır. Ezan sesine hasret kaldığımız karanlık dönemler, bir daha geri gelmemek üzere kapanmıştır. ‘Gerici’, ‘yobaz’, ‘takunyalı’ diyerek insanımızın inancıyla kavga edenler, son 17 senedir olduğu gibi kaybetmeye mahkumdur. Hiçbir güç, insanımızı ruh kökünden inancından kadim değerlerinden koparmayacaktır. Bu millet ne pahasına olursa olsun, bir daha asla 27 Mayıs’ların, 28 Şubat’ların, 15 Temmuz’ların yaşanmasına izin vermeyecektir.”

Cümlenin başındaki tanıdık ve kolaycı dini kullanma siyaseti bir tarafa, cümlenin sonunda karşımıza çıkan keyfi darbe örnekleri de Erdoğan’ın politik duruşu açısından oldukça aydınlatıcı aslında.
12 Mart ve 12 Eylül’ün Soğuk Savaş döneminin anti-komünist histerisine ve ABD’nin yılmaz müttefiki olan Türkiye’nin ve onun ordusunun toplumun muhalif kesimlerini budayan haline dair bir saptamayı görüyoruz burada…

Cumhurbaşkanı’nın Din Şurasında kendini evinde hissetmesinden daha anlaşılır bir durum yoktur. Ve Erdoğan tribünler kendinden yana olduğunda, her zaman en dürüst konuşmalarını yapar. Saha ve seyirci avantajını elde ettiğinde tam olarak meramını çekinmeden ortaya koyar. Gerçekten de darbeleri dahi yararlı ve zararlı olarak anmak ya da anmamak ancak böylesi bir tercihin neticesi değilse nedir?

Vesayet rejimi denilerek aşağılanan ve dışlanan dönemin alt yapısında, 12 Mart ve 12 Eylül de yer almaktaydı. Ancak sağ siyasetin oportünizminde bu iki darbenin de diğerlerine nazaran mazhariyetini zaten biliyorduk.
Demokrasiye dair çifte standartlı tutumları giderek daha da sıradanlaşan AKP iktidarının, bu tarz belirlemelere çok da duyarlı olmayacağını tahmin ediyoruz.

Buna rağmen konumuz olan dinin toplum yaşamındaki yerine dair tartışmaya dönecek olursak, Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyon bu rüzgarı tersine çevirmeye yeter mi?
Din devletin teşvik ve isteği ile toplum yaşamında yerini tekrar arkaik dönemlerde olduğu gibi alabilir mi?

AKP’nin AVM/Rezidans/İnşaat ekonomisi başta olmak üzere, Neo Liberal iktisadın tüm bileşenleri ile kurduğu yakın ilişki, aslında bu sorunun cevabını zaten veriyor. AKP döneminin yüksek duvarlı siteleri, orta sınıfın da kullanıma açan tercihleri “bilimsel devrimin” Katolik kilisesinin alanını daraltması ile benzer sonuçlar verdi.

Reklam

Diyanete harcanan milyarlara rağmen artık toplum yaşamında dinin yeri ve onun sosyalleştirici özelliği önceye nazaran çok daha sınırlı.
Türk toplumu dinini kaybetmedi ancak tıpkı Batının geçirdiği süreç gibi onun uhrevilik sağlayan koruyucu zırhını üzerinden çıkardı.

Tek kanallı TV’lerin Ramazan eğlenceleri ya da bayramlarda çıkan tek tip gazeteler, aslında bütün topluma ortak dinsel pratik yaşatan paylaşımlardı.
Bugün Erdoğan (ya da başka bir lider) ne kadar uğraşsa da bu süreci geri döndüremez.
Günümüz insanının dini (belki yeniden) keşfi bu kadar çok çeldirici varken ancak bu konudaki ihtiyacı kalbinin derinliklerinde hissetmesi ile mümkün olur. Bu ise devletin artık yapamayacağı bir şeydir.

Cumhurbaşkanının cümlelerinde itiraf ettiği üzere ne denli karşı propaganda yapıldı ise de, Erdoğan’ın fikri oluşumuna engel olunamadıysa bugün de aynı durum geçerlidir.
Çünkü siyaset kurumu geçici toplum ise dinamik ve kalıcıdır.

Not: Yazının fikri kurgusunda Charles Taylor’un
Seküler Çağ kitabından istifade ettim. 
Tanrı’ya, hatta belirli bir dine inanmamanın neredeyse imkânsız olduğu zamanlardan, dini inanışların “bireysel tercih” olarak görüldüğü ve akılcılaştırılmak zorunda hissedildiği günümüze nasıl geldik?

1 YORUM

  1. Erdoğan ihtidarda tutan iki marifeti var biri kavga edip meydan okumak ikinciside. dini satmak.Bunlar ikisini de iyi beceriyor üçüncüsü de zaten demeye gerek yok Türkiye’yi batırmak Türkiye’ye batırarak insanları uyutmasına hayranım Gerçekten bu kadar nasıl beceriyor hayret.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here