Cehaletin batağında debelenmek

7

Çağdaş, laik çizgiden çıkararak Türkiye’de bağnaz ve şeriat temeline dayalı bir rejim kurmak amacıyla çalışan bu nedenle de faaliyetlerini eskisi gibi tezgah altı değil artık açıkça yürüten tarikat ve cemaatlerin kamusal alandaki çabalarını büyük bir endişe ile izlemeye devam etmekteyiz. Tarikatların açıkca yürüttükleri bu faaliyetlerini izlerken 16 Temmuz 2016’daki FETÖ terör örgütünün darbe girişiminden hala ders alınmadığı görülüyor.

Tarikat ve cemaatler her dinde mevcut olup sosyolojik bir temele dayanmaktadırlar. Özellikle Katolik Kilisesinde kabul edilen tarikatlar sıkı bir denetlemeye tabidirler. Ruhban sınıfını kabul eden Hristiyanlıkta faaliyet gösteren tarikatlar, Hazreti İsa’nın öğretilerini ilim irfana da yayarak yerine getirmeyi amaç edinmektedirler. Örneğin Cizvit Tarikatı üniversiteleri (Papalık Gregoriana Üniversitesi), eğitim kurumları ile dini öğretiler yanında sosyal ilimler alanında da öğrencileri çağa aykırı düşmeyecek şekilde eğiten, yabancı dil öğretimine, sanat tarihi, bilim eğitimi yanısıra genel kültüre önem veren bir tarikattır. Dominiken Tarikatına ait Aquina’lı Aziz Thomas adına Roma’daki Papalık Angelicum Üniversitesinde, Hristiyanlık derslerinin yanısıra felsefe, sosyal bilimler, çevre sorunları gibi dersler verilmektedir. 440 yıllık bu üniversitede 95 ülkeden 963 öğrenci bulunmaktadır. Derslerin çoğu İngilizce yapılmaktadır. Bu üniversiteler her dine mensup öğrencilere açıktır. Rahip veya rahibe olmak isteyenler için farklı dersler verilmekte ve bu ruhbanlık sınıflarına Katolik olan ve din bilgisi sınavlarında yeterlilik gösterenlerin dikkatle seçildikleri bilinmektedir. Üniversitelerde herkes birbirinin ırk dil ve dinine saygı göstermektedir. Demek istediğim bu tarikatların faaliyetlerinin herkese açık, denetlenebilir ve Papalığa bağlı olmalarıdır. Tarikat üniversitelerinde görevli rahip ve rahibe profesörlerle yaptığım görüşmelerde, tarikatlerin İncil’deki esaslara dayalı olduğu ve sorgulamaya dayanan ilimle bağlantılı olarak insanlığın iyilik ve gelişimine yönelik olduğu şeklinde bir fikir birliği mevcuttur. Kilisede de kötü olaylar yok mu? Var tabii ki. Çocuk taciz ve istismarı nedeniyle Papa XVI Benedikt ve Papa Francis kamuoyu önünde birkaç kez özür dilediler, o din adamlarını görevlerinden aldılar, yargılanmalarına izin verdiler. Para konularında da Kilisede yolsuzlukların üstü kapatılmadı. Burada da yargı bağımsızlığı devreye giriyor tabii.

İslamiyette ise ruhban sınıfı, tarikat ve cemaat bulunmamaktadır. Mevcut tarikat ve cemaatlerin ilahi ve kutsal nitelikleri bulunmamaktadır daha doğrusu prensip olarak bulunmamalıdır. Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra bu coğrafyada oluşan ilk dinsel gruplar Sufizm içeriklidir. Bu yapıların en tanınmışı Ahmet Yesevi’nin kurduğu tasavvufa dayanan Sufizm akımdır. Yesevilik akımı ilk Türk tarikatıdır denebilir. İslam tarihi açısından Türkler arasında üç büyük yönelim vardır: Kadirilik, Nakşibendilik ve Bektaşilik. Sünniler Aleviliği bir tarikat gibi sunmaya çalışsalar da Alevilik de Sünnilik gibi bağımsız İslami bir mezheptir, tarikat değildir.

Türkiye’deki cemaat ve tarikatlardan bahsederken Diyanet İşleri Başkanlığına da değinmek gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan bir Cumhuriyet kurumudur. Kendilerini tanımaktan büyük memnuniyet duyduğum Diyanet İşleri eski Başkanları Prof. Dr. Mehmet Nuri Yılmaz ve Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ve tanımadığım diğer aydın ilahiyatçılar da önceleri Başkanlık görevlerini başarı ile yapmışlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı kurulurken dinsel işleri görmek, düzenlemek, halkın ibadet gereksinimlerini karşılamak ve din görevlilerini yönetmek amacı esastı. Ancak bu kurum 1950’lerden sonra asıl görevinden uzaklaşmış, devrim karşıtı güçler tarafından zamanla ele geçirilmiştir. Diyanet yapısından binlerce görevlinin FETÖ bağlantısı nedeniyle ihraç edilmeleri buna örnek teşkil etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı bugün tarikat ve cemaatlere karşı mücadele edeceğine bu yapılara karşı sessizliğe bürünmüş daha çok tali konularla uğraşmıştır. Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığının yeniden düzenlenerek bu ülkedeki inançsal çeşitliliğe hizmet vermesi gerekir. Ya da bu çeşitliliğin ihtiyaçlarını karşılayacak ve din, inanç ve vicdan özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak başka bir idari formül bulunabilir.

Bir tarikata ait öğrenci evinde gördüğü baskı sonunda yaşam hakkından vazgeçen bir tıp öğrencisi sayesinde zorunlu din eğitimi verildiğini öğrendiğimiz bu evlerde, öğrencilerin o tarikatlara bağlı olacakları, ilerde onlar için çalışacakları bunun için hazırlandıkları çok açık. Devlet kurumlarına yerleşen cemaat ve tarikat mensuplarının amaçlarının Anayasa’nın ikinci maddesinde belirtilen “Cumhuriyetin niteliklerini” değiştirmek olduğu artık saklanamaz bir gerçek. Cumhuriyetin nitelikleri 2. maddede şu şekilde tanımlanır: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” Bu özelliklerinden laikliğin ortadan kaldırılmak istendiği artık alenileşmiştir.

Atatürk’ün tekke ve zaviyeleri kapatma nedeni bu yapıların esasen laikliğe karşı olmalarıdır. Bir Amiralin de cübbesi ile tarikat evine güpegündüz resmi aracı ile gidişini yazılı ve görsel medyadan izledik. Türk Silahlı Kuvvetleri ile diğer Devlet kurumlarının içine yerleşen FETÖ terör örgütü mensupları hala daha temizlenmektedir.

Laiklik karşıtı tarikat ve cemaatler özellikle genç dimağları etkilemektedirler. Örneğin İstanbul’daki asırlık Kabataş Lisesinde bu tarikatlar tarafından beyni yıkanan bazı gençler Atatürk resmini bıçaklamışlar sosyal medyada da bu görüntüler yayınlanmıştır. Laikliğin yanısıra çağdaş bilime de karşıdırlar: Eşini iyileştirmek için Ankara’da “cinci hoca”ya giden bir kocaya verilen tavsiye üzerine sırtına 100 kez oklava ile vurulan kadın iç kanamadan ölmüştür. Hangi çağda yaşıyoruz? Bu olanları nasıl açıklayabiliriz?

İktidarı ve muhalefeti ile oy kaygısı düşünülmeden bu yapılarla mücadele edilmesi için geç kalınmadı mı? Cumhuriyete ve niteliklerine sahip çıkmalıyız ki ülkede huzur içinde hep birlikte yaşayalım. Gençlerimiz dini baskı olmadan okuyabilsinler. Yaşam haklarından vazgeçmesinler, tacize uğramasınlar. Bu da ancak laik bir sistem içinde, herkesin birbirinin dinine, vicdanına ve inancına veya inaçsızlıklarına saygı duyabildiği ve var olabileceği bir sistem içinde mümkün olabilir.

Önceki İçerikGeleceğimizi karartmayalım
Sonraki İçerikOcak Medya’daki okurlarıma!
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

7 YORUMLAR

  1. Bu yazıyı bir Çin Komunist partisi üyesi yazmış herhalde dedim, Allah’tan bunun doğru olmadığını biliyorum.

    Türkiye Çin Kominist partisi tarzı bir yönetimle idare ediliyor zaten, muhalif olanlar da Çin Komunist partililer gibi niye düşünürler bilmiyorum, aklımın alacağı bir şey değil.

    Neyse efendim beni ilgilendirmez zaten kolay gelsin size.

  2. normal şartlarda iktidarın seçim kazanması mümkün değil, iktidar bu gerçeği tersine çevirmek için ne yapabilir?

    insanların derin kaygılarını tahrik ederek iki cepheye ayırabilir. ülke nüfusunun büyük çoğunluğu herhangi bir cemaat mensubu, olmayanlar da cemaatlerin fikirlerinden etkilenen ve onlarla benzer duygu ve düşünceleri paylaşan insanlar. cemaatlerin desteğini alan her parti iktidarını garantilemiş demektir.

    İslam dini cemaat kavramıyla bütünleşmiş bir dindir. Din’in mensupları da yakınlık duydukları cemaatlerine gelen sözleri Din’e söylenmiş gibi algılar ve karşı tavır alır.

    iktidar uygulamalarının din ile hiç bir ilgisi bulunmamasına rağmen dini argümanları en çok kullanan oldukları için toplum da karşı cepheye karşı iktidarı Din’in savunucusu konumuna oturtur. bu tehlikeli bir durum olmasına rağmen insanlar detaylı düşünemezler, genel düşünüp kanaat olustururlar.

    bu durumda cemaat tarikat karşıtlığı anlamına gelen her duygu ve düşünce muhalefeti din karşıtlığına iktidarı da din savunuculuğuna iter. bu da iktidar için seçimleri çantadaki keklik yapar.

    bunu gerçekten göremiyor musunuz? eğer bunu fethedemiyorsanız bütün mesleki birikimlerinizi sıfırlamış olursunuz.

  3. Benim mesleki birikimlerim konusunda yorum yapmak, karmaşık yazınızı okuduktan sonra sizi aşar.
    Sizin birikiminiz de ortada…

  4. Ölümüne müteessir oldum. Merhuma Allah’tan rahmet acılı ailesine sabır diliyorum.
    Enes Kara’ nin ölümü cemaat baskısı değil. Kendisinin ruh halinin bu cemaat derslerini kaldıramaması. (Haklı bir gerekçe , her insanın yapısı bir değil ) Neden bin yıldır diğer cemaat üyeleri intihar etmiyor. Bir kişinin ölümünü cemaatin üzerine yıkmak haklı bir gerekçe değil. Ama ders çıkarılacak çok şey var .Enes kendi kararını verebilecek bir yaşta. Baba baskısıyla cemaat evinde kalıyor ise Enes’in iradesini yok saymak onu felakete sürüklemiş olabilir.İkincisi kaldığı evdeki arkadaşları Enes’in cemaat derslerinde zorlandığını biliyor iseler ailesine haber vermeli ve Enes’in devlet veya özel bir yurda geçmesini dile getirmeliydiler.
    Bir amiralin resmi devlet aracı ile şeyhini ziyarete gitmesi dediğiniz gibi olmaması gereken bir durum . Kendi aracı ile gitmeliydi.
    Aynı amiral canı isteyince makam aracı ile anıtkabire gitse bunu kaleme alır mıydınız.
    Atatürk tekke ve zaviyeleri kapatmış . Tarikat ve cemaatleri değil. Bin yıldır bu topraklarda var olan inanç ve iman kolay bir şekilde ortadan kaldırılamaz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here