Yeni birisiyle tanıştığımızda, onun özelliklerine bakarak beynimizdeki çekmecelerden hangisine uygunsa, oraya yerleştiririz.
Beynimizin bu çalışma sistemi hayatımızı kolaylaştırır.
Çekmeceye koyduğumuz bu yeni kişinin konuşmalarını, davranışlarını hep o çekmecenin özelliklerine göre algılar ve ona göre yorumlarız.
Beynimiz otomatik olarak benzerlikler kurar ve biz onun söylediklerinin ne anlama geldiğinden ziyade, beynimizdeki çekmecelerin bize ne rapor verdiğine bakarak yorumlar yaparız.
Bu çekmeceler ne kadar azsa, daha az düşünür ve beynimizi daha az yorarız.
Eğer beynimiz yorulmaya alışkın değilse, mümkün olduğunca az çekmeceye sahip olmak ister. En az çekmecelere sahip olunca da, birkaç genelleme ile hayatı yaşarız.
Türkler savaşçıdır, Almanlar işkoliktir, müslüman teröristtir, yahudi siyonisttir, Egeliler efedir, Karadenizliler benciktir, Arnavutlar inatçıdır, göçmenler çalışkandır, sarışınlar aptaldır, zekiler şımarıktır gibi.
Çevremize baktığımızda beyinlerini zorlamak istemeyenler, hep bu çekmecelere göre konuşur ve hayatlarını yaşarlar.
Mesela Trump bile Erdoğan’la konuşmasında ‘Türklerin savaşçılığından’ bahsetmişti.
Çünkü en genel manasıyla bu çekmeceden bahsettiğinizde, yanlış yapma ihtimaliniz azalır.
Evet, tarihte Türkler iyi savaşçılardı.
Bu çekmecelerimiz öğrendiklerimizle, kişisel ve çevresel tecrübelerimizle oluşur.
Duyduklarımız ve başkalarından duyduklarımız da çekmecelerin oluşmasına yardımcı olur.
Halbuki şunu da öğrenmişizdir: Her insan bir alemdir.
Kişisel gelişim, hayatı doğru algılama, insanı tanıma gibi bir derdimiz yoksa, bu çekmeceler seviyesinde kalırız.
Ama şu da var ki; bu durumda olan kişi de, başkası tarafından bir çekmeceye yerleştirilir ve bazen de bu durumdan rahatsız olur.
‘Ben senin bildiğin adamlardan değilim’ yada ‘ben senin bildiğin kadınlardan değilim’ lafları dökülür dudaklardan.
Aslında bütün insanlar ÖZEL olmak isterler.
Sadece kendine has, nevi şahsına münhasır.
Ama özel olup, çekmecelere sığmayanları da hemen eleştiririz.
Sıradışı, garip, ilginç gibi kelimelerle.
Bence bu yüzden, günümüzde sosyal medya ile insanlar meşhur olmaya çalışıyorlar.
Takipçi sayılarını arttırma çabası, bu yüzden sürekli paylaşımlar.
Meşhur insanlar özel insanlardır çünkü.
Onlar çekmecelere atılmazlar.
Onlar onlardır.
Sezen Aksu’nun kendine ait çekmecesi vardır, çünkü o Sezen Aksu’dur mesela.
İnsanların ünlü olma çabası aslında bu kadar basittir, özel olmak.
Çevremizdeki insanlara ‘özel’ olduklarını hissettirdiğimiz kadar, biz de ‘özel’ oluruz aslında.
Beynimizde dine, milliyete, bölgeye, şehre, görünüşe göre oluşturduğumuz çekmeceleri kaldırıp, kişiye özel çekmeceler oluşturduğumuzda, ilk başta zor gibi gözükse de, aslında çok daha basit bir çalışma içine girmiş oluruz.
İnternet şöhreti yakalamaya çalışma aslında ‘modern insanın çözüm arayışı’dır.
Özel olmak, kendi olduğunu kabul ettirmek ve değer bulmak.
Eskiden dinlere, milletlere göreydi elbiseler. Ya da yaşanan şehirlerin oluşumu.
Müslüman, Yahudi, hristiyan elbiselerinden belli olurdu.
Çok daha genel bir hayat vardı.
Ama artık hayat çok değişti.
Ortak noktalar ve alanlar çok arttı.
Çekmecelerle hayatımızı kolaylaştırıyoruz diye düşünsek bile, hızla değişen hayat bize artık ‘çekmeceleme’nin yanlış olduğunu bağırmakta.
Çünkü insanlar artık çekmecelere sığmıyorlar.
Bir müslüman, müslümanın yapması gereken davranışlardan başka tavırlar sergileyebiliyor. Olumlu yada olumsuz. Nasıl olduğuna da medya algı operasyonu ile karar veriyor. Ya da hükümetler ve devletler.
Her yahudi siyonist düşüncesi oluşunca, bunu sorgulamıyorsunuz. Hemen kabul edip, buna göre hayatı algılıyorsunuz.
Ta ki yahudi kökenli bir kız, Filistin’de tankların önüne geçene kadar. Demek ki; her yahudi aynı değilmiş diyorsunuz.
Ya da aşkenaz farklı, saferad farklı diyorsunuz
Değişen hayat artık bizi zorluyor.
‘Her milletin iyisi, kötüsü var’ diyoruz daha fazla şekilde.
Milletin içinde partiler başlıyor, partilerin içinde başka ayrılıklar.
Akpli milli görüşçü yada akpli olmayan milli görüşçü diye tanım yapıyoruz.
Ya da Erdoğancı olan akpli, Erdoğancı olmayan akpli,
Müslümanlar da ayrışıyor:
Sünni- Alevi.
Sünni olan mezhebe göre. Aynı mezhepte olan İslam algısına göre. İşin içine bir de tarikatlar giriyor.
Bağlılıklar başlıyor.
Aynı tarikat-grup içinde hizipler başlıyor.
Aslında her insan bir alem.
Günümüzde terimlerin, tanımların yeniden değerlendirilmesi gerek dediğimiz de bu aslında.
Her insan ayrı bir alem ve her insanın din, hayat, dünya görüşleri kendine has.
Her insanın kendine ait çekmecesi var ve olmalı.
Bu yüzden kişiler, daha üst planda üniversiteler, daha üst planda partiler, daha üst planda hükümetler, daha üst planda dinler bu yeni anlayışa göre, yeni terimler yeni açılımlar yapması gerekiyor.
‘Her insanın inancı, din algısı farklıdır’ diyerek, yönetimde bütün kesimi kapsayan temel, ortak paydalar bulmak gerekir.
Yani kişi ve toplum bazında ‘her insanın ayrı çekmecesi vardır’ diyerek, ama devlet yönetimi bazında ‘her insana ulaşan prensipler’ ortaya koyarak.
Başkalarıyla aynı çekmecelere girmek istemeyen insanların sayısı her geçen gün artıyor.
Ben de sevmem başkasıyla aynı çekmecede olmayı.
Ya siz?
Sevgi ve bilgiyle kalın











