Çekmeceler hayatımızı kolaylaştırıyor ama…

0

Yeni birisiyle tanıştığımızda, onun özelliklerine bakarak beynimizdeki çekmecelerden hangisine uygunsa, oraya yerleştiririz.

Beynimizin bu çalışma sistemi hayatımızı kolaylaştırır.

Çekmeceye koyduğumuz bu yeni kişinin konuşmalarını, davranışlarını hep o çekmecenin özelliklerine göre algılar ve ona göre yorumlarız.

Beynimiz otomatik olarak benzerlikler kurar ve biz onun söylediklerinin ne anlama geldiğinden ziyade, beynimizdeki çekmecelerin bize ne rapor verdiğine bakarak yorumlar yaparız.

Bu çekmeceler ne kadar azsa, daha az düşünür ve beynimizi daha az yorarız.

Eğer beynimiz yorulmaya alışkın değilse, mümkün olduğunca az çekmeceye sahip olmak ister. En az çekmecelere sahip olunca da, birkaç genelleme ile hayatı yaşarız.

Türkler savaşçıdır, Almanlar işkoliktir, müslüman teröristtir, yahudi siyonisttir, Egeliler efedir, Karadenizliler benciktir, Arnavutlar inatçıdır, göçmenler çalışkandır, sarışınlar aptaldır, zekiler şımarıktır gibi.

Çevremize baktığımızda beyinlerini zorlamak istemeyenler, hep bu çekmecelere göre konuşur ve hayatlarını yaşarlar.

Mesela Trump bile Erdoğan’la konuşmasında ‘Türklerin savaşçılığından’ bahsetmişti.

Çünkü en genel manasıyla bu çekmeceden bahsettiğinizde, yanlış yapma ihtimaliniz azalır.

Evet, tarihte Türkler iyi savaşçılardı.

Bu çekmecelerimiz öğrendiklerimizle, kişisel ve çevresel tecrübelerimizle oluşur.

Duyduklarımız ve başkalarından duyduklarımız da çekmecelerin oluşmasına yardımcı olur.

Halbuki şunu da öğrenmişizdir: Her insan bir alemdir.

Kişisel gelişim, hayatı doğru algılama, insanı tanıma gibi bir derdimiz yoksa, bu çekmeceler seviyesinde kalırız.

Ama şu da var ki; bu durumda olan kişi de, başkası tarafından bir çekmeceye yerleştirilir ve bazen de bu durumdan rahatsız olur.

‘Ben senin bildiğin adamlardan değilim’ yada ‘ben senin bildiğin kadınlardan değilim’ lafları dökülür dudaklardan.

Aslında bütün insanlar ÖZEL olmak isterler.

Sadece kendine has, nevi şahsına münhasır.

Ama özel olup, çekmecelere sığmayanları da hemen eleştiririz.

Sıradışı, garip, ilginç gibi kelimelerle.

Bence bu yüzden, günümüzde sosyal medya ile insanlar meşhur olmaya çalışıyorlar.

Takipçi sayılarını arttırma çabası, bu yüzden sürekli paylaşımlar.

Meşhur insanlar özel insanlardır çünkü.

Onlar çekmecelere atılmazlar.

Onlar onlardır.

Sezen Aksu’nun kendine ait çekmecesi vardır, çünkü o Sezen Aksu’dur mesela.

İnsanların ünlü olma çabası aslında bu kadar basittir, özel olmak.

Çevremizdeki insanlara ‘özel’ olduklarını hissettirdiğimiz kadar, biz de ‘özel’ oluruz aslında.

Beynimizde dine, milliyete, bölgeye, şehre, görünüşe göre oluşturduğumuz çekmeceleri kaldırıp, kişiye özel çekmeceler oluşturduğumuzda, ilk başta zor gibi gözükse de, aslında çok daha basit bir çalışma içine girmiş oluruz.

İnternet şöhreti yakalamaya çalışma aslında ‘modern insanın çözüm arayışı’dır.

Özel olmak, kendi olduğunu kabul ettirmek ve değer bulmak.

Eskiden dinlere, milletlere göreydi elbiseler. Ya da yaşanan şehirlerin oluşumu.

Müslüman, Yahudi, hristiyan elbiselerinden belli olurdu.

Çok daha genel bir hayat vardı.

Ama artık hayat çok değişti.

Ortak noktalar ve alanlar çok arttı.

Çekmecelerle hayatımızı kolaylaştırıyoruz diye düşünsek bile, hızla değişen hayat bize artık ‘çekmeceleme’nin yanlış olduğunu bağırmakta.

Çünkü insanlar artık çekmecelere sığmıyorlar.

Bir müslüman, müslümanın yapması gereken davranışlardan başka tavırlar sergileyebiliyor. Olumlu yada olumsuz. Nasıl olduğuna da medya algı operasyonu ile karar veriyor. Ya da hükümetler ve devletler. 

Her yahudi siyonist düşüncesi oluşunca, bunu sorgulamıyorsunuz. Hemen kabul edip, buna göre hayatı algılıyorsunuz.

Ta ki yahudi kökenli bir kız, Filistin’de tankların önüne geçene kadar. Demek ki; her yahudi aynı değilmiş diyorsunuz.

Ya da aşkenaz farklı, saferad farklı diyorsunuz

Değişen hayat artık bizi zorluyor.

‘Her milletin iyisi, kötüsü var’ diyoruz daha fazla şekilde.

Milletin içinde partiler başlıyor, partilerin içinde başka ayrılıklar.

Akpli milli görüşçü yada akpli olmayan milli görüşçü diye tanım yapıyoruz.

Ya da Erdoğancı olan akpli, Erdoğancı olmayan akpli,

Müslümanlar da ayrışıyor:

Sünni- Alevi.

Sünni olan mezhebe göre. Aynı mezhepte olan İslam algısına göre. İşin içine bir de tarikatlar giriyor.

Bağlılıklar başlıyor.

Aynı tarikat-grup içinde hizipler başlıyor.

Aslında her insan bir alem.

Günümüzde terimlerin, tanımların yeniden değerlendirilmesi gerek dediğimiz de bu aslında.

Her insan ayrı bir alem ve her insanın din, hayat, dünya görüşleri kendine has.

Her insanın kendine ait çekmecesi var ve olmalı.

Bu yüzden kişiler, daha üst planda üniversiteler, daha üst planda partiler, daha üst planda hükümetler, daha üst planda dinler bu yeni anlayışa göre, yeni terimler yeni açılımlar yapması gerekiyor.

‘Her insanın inancı, din algısı farklıdır’ diyerek, yönetimde bütün kesimi kapsayan temel, ortak paydalar bulmak gerekir.

Yani kişi ve toplum bazında ‘her insanın ayrı çekmecesi vardır’ diyerek, ama devlet yönetimi bazında ‘her insana ulaşan prensipler’ ortaya koyarak.

Başkalarıyla aynı çekmecelere girmek istemeyen insanların sayısı her geçen gün artıyor.

Ben de sevmem başkasıyla aynı çekmecede olmayı.

Ya siz?

Sevgi ve bilgiyle kalın

Önceki İçerikUluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç tutuklandı..
Sonraki İçerikLisans Yerleştirme Sınavı sosyal bilimler oturumu yapıldı..
Sinan Eskicioğlu
Sinan Eskicioğlu kimdir? (Deutsche Version, Unten) 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun......... Wer ist Sinan Eskicioğlu? Er wurde 1974 in Izmir geboren. Seine schulische Laufbahn begann er an der Agah Efendi Grundschule. Nach seinem Abschluss an der Izmir İmam Hatip High School bestand er die ÖSYM-Prüfungen und wurde an der Theologischen Fakultät der Dokuz Eylül Universität zugelassen. Mit seiner Abschlussarbeit im Fachbereich Theologie mit dem Titel „Allahs Wille und das Problem der Kausalität” schloss er sein Studium im Jahr 2000 mit einiger Verspätung ab. Aufgrund der Auswirkungen des 28. Februar-Prozesses, durch den Absolventen der Theologischen Fakultät keine Lehrstellen erhielten, beschäftigte er sich bis 2002 mit Handel. Im Jahr 2002 begann er ein Masterstudium im Fach Religionsphilosophie an der Theologischen Fakultät der D.E.Ü. Im selben Jahr brach er sein Masterstudium ab und ging nach Deutschland. In Deutschland war er als Ausbilder und Lehrer in verschiedenen Moscheen tätig, die der Diyanet unterstehen. Er studierte Sozialarbeit und Management an der Universität Duisburg-Essen. Von 2007 bis 2011 war er als Direktor des Bildungszentrums der IGMG (Europäische Nationale Sichtweise) in Düsseldorf und als Regionalausbilder tätig. Von 2011 bis 2013 setzte er seine Ausbildung an der Universität Osnabrück im Fachbereich Protestantische Theologie fort. Seit 2016 ist er Kolumnist bei der Zeitung Ocak Medya. Seit 2020 ist er Chefredakteur der Zeitung. Der Autor spricht Deutsch und Englisch. Bislang hat er sieben Bücher veröffentlicht. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam (Beende die Versklavung des Menschen durch den Menschen – Personalisierter Islam), Zeytin Ağacı (Roman) (Der Olivenbaum), Katar istanbul (Katar Istanbul), Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık (Von den Muslimbrüdern zur AKP – Islamismus), Tarihteki Dindar Zalimler (Religiöse Tyrannen in der Geschichte). İbn Sina, İbn Haldun