- Ekmek bulamıyorsanız Medine hurmalı manda yoğurdu yiyin - 30 Mart 2022
- CHP’li Jale Nur Süllü ile 6 soruda gündem ve CHP II - 20 Mart 2022
- CHP’li Jale Nur Süllü ile 6 soruda gündem ve CHP I - 15 Mart 2022
Merhaba Ocak Medya okurları. Geçtiğimiz günlerde CHP Milletvekili Jale Nur Süllü ile bir araya gelmiş, gündemi ve CHP’yi konuşmuş, kendisinin ve partisinin gündeme dair fikirlerini yazmıştım. Yazımın bu ikinci bölümünde ekonomik kriz ve akaryakıta birbiri ardına yapılan zamları, CHP iktidara gelirse bu konuda izleyeceği yol haritası, kadına şiddet ve yanı başımızdaki savaş hakkında neler söylediğini yazacağım.
Ekonomik kriz? CHP iktidara gelirse bu konuda izleyeceği yol haritası nedir?
Mevcut merkezi yönetimin yıllardır izlediği uzağı göremeyen, günü kurtarmaya yönelik, kamu kaynaklarını halkın geneli yararına kullanmak yerine belli kesimlere rant sağlayıcı dağıtması, bütçeyi geniş halk kesimleri yerine mutlu bir azınlık yararına kullanma tercihi, üretim yerine tüketim ve beton ekonomisini öncelemesi, her alanda dışa bağımlı kılma, özelleştirmelerle kamu kaynaklarını tüketmesi ve liyakatsiz atamalarla kriz geliyorum diye diye geldi. Tefecilere, faiz lobilerine ödenen dövizler, izlenen yanlış kur ve faiz politikalarındaki inat, hesabı verilemeyen 128 milyar dolar, kısacası yanlış politikalar silsilesi ile kriz büyüdü. Tabi krizde en önemli etkenlerden biri de demokrasi iklimi ve adaletteki yozlaşma oldu. Suriye politikası da dahil izlenen yanlış dış politika, mülteciler ve sarsılan güvenin etkisi büyük oldu. Ekonominin en kırılgan olduğu dönemde yaşanan küresel salgındaki yanlış yönetimin ve yaşanan Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile kriz derinleşti.
Her şeyden önce ülkemizde demokrasinin yeniden inşa edilmesi ile kaybolan güven ve itibarın yeniden tesis edilmesi gerekiyor. En önemlisi de hukukun üstünlüğü, ve yargı bağımsızlığını sağlayacak “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme” geçiş ile her şeyin tek bir kişinin iki dudağı arasında olduğu, ülkemize maliyeti ağır olan sistemin sonlandırılması gerekiyor.
Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı başta olmak üzere tüm bakanlık ve kurumların başına liyakat sahibi kişiler atanacaki
Stratejik Planlama Teşkilatı kurulacak ve yönetimde şeffaflık sağlanacak
Biliyorsunuz Stratejik Planlama Teşkilatı’nın kurulması gerektiğini söylüyoruz. Günlük politikaların bırakılıp her şeyin bir plan çerçevesinde yapılarak, yönetimde şeffaflık sağlanacak. Kamu kaynaklarının yandaşlara ve rant projelerine aktarılması yerine, üretime ve halkın yararına kullanılmasına öncelik verilecek. Ziraat Bankası’nın tarımı yani çiftçiyi, Halk Bankası’nın esnafı desteklemesi gibi. Bütçe kaynakları, dar gelirli ve dezavantajlı kesimlerin rahatlatılmasında kullanılarak, vatandaşın rahat bir nefes alması gerçekleştirilecek. Genel Başkanımızın çok önem verdiği her aileye gelir girmesini sağlayacak olan “Aile Destekleri Sigortası” hayata geçirilecek.
Gelir garantili projeler kamuya devredilecek
Kamu Özel İşbirliği Projelerinde dövizle belirlenen tarifeler ve gelir garantileri, ivedilikle Türk Lirası’na çevrilerek gerekirse hukuk çerçevesinde, söz konusu projelerin işletme haklarının kamuya devredilmesi gerçekleştirilecek. Kamu İhale Yasası değişikliği ile ihalelerde, güven tesis edilerek siyasetin etkisinden kurtarılması sağlanacak. Bütçe disiplinini sağlayan mali çapalar yeniden güçlendirilecek. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurulup, Sayıştay denetimi uluslararası standartlara ve kaliteye çıkarılarak denetlenebilir olacak.
Ekonomide yeşil dönüşüm…
İklim krizinin azaltım ve uyum süreçlerinin gereği yapılacak. İhracatımızın %42’sini gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon mekanizmasının da gerekliliği olarak, ekonomide yeşil dönüşüm, döngüsel ekonomi, digital dönüşüm konusunda yeni iş olanakları ve finansal kaynakları geliştirilecek.
Dışa bağımlı tarım, gıda ve enerji politikalarına son verilecek
Gıda da enerji de arz güvenliğini sağlanarak temiz gıda, ucuz ve temiz enerjiye ulaşım sağlanacak. Dışa bağımlı tarım, gıda enerji politikalarına son vererek kendi kendine yeten ülke konumunu sağlayacak politikalara öncelik verilecek. Gençlerin sağlık çalışanlarının yurt dışına gitmesine yol açan ücret adaletsizliği, çalışma ve güvenlik şartları hızla iyileştirilecek. İş barışı gerçekleştirilecek.
Yanı başımızda devam eden bir savaş var bu konuda ne söylemek istersiniz?
İnsani boyutunun dışında, aynı denizi paylaştığımız Ukrayna ve Rusya ile süregelen ekonomik ilişkilerimiz ve dışa bağımlı hale getirilen ekonomimiz nedeniyle ülkemize bu savaşın maliyetinin çok ağır olacağı da görünüyor. Turizm gelirlerimiz etkilenecek. Mevcut yönetimin bir yanda tarım, gıda, enerji ile etkilenecek sektörlerin konusunda acil önlemler alması, diğer yanda bu konudaki siyaseti iç siyasete malzeme yapmayı bırakıp, ateşkes ve savaşa son verme yönünde acilen incelikli bir diplomasiyi harekete geçirmesi gerekir. Ancak, dış ilişkilerdeki yalpalanmalar ve Dış İşleri Bakanlığı’nın yaptığı liyakatsiz atamalarla hassas bir diplomasinin yürütülmesi zor görünüyor. Nitekim, Antalya buluşmasından da ne yazık ki bir sonuç çıkmadı.
Bizim anlayışımız her zaman olduğu gibi, savaş konusunda da ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi, “Yurtta Barış Cihanda Barış” tır.
Mecliste Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda da görevli bir kadın vekil olarak hükümetin kadın politikalarını nasıl buluyorsunuz?

Kadınların ömürlük mücadelesi içinde yer alan, iş yaşamında ve siyasette karar mekanizmalarında yeterince yer alamamasının, kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin hepsinin kökeninde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatmaktadır. Dolayısıyla, kadınların yaşadığı sorunlardan söz ederken mevcut yönetimin toplumsal cinsiyet eşitliğine bakış açısı, görmezden gelinemez. Toplumsal cinsiyet eşitliği tamlamasını kullanmaktan kaçınarak eşitsizliğin yaradılıştan olduğunu söyleyen, kadını bir birey olarak görmeyip, sürekli iyi eş, iyi anne, aile düzleminde konumlandıran anlayışın, 20 yıldır kadına yönelik tüm dinamikleri şekillendirmesi kaçınılmazdır. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin artmasında bu anlayışın etkisi olduğunu görmezden gelemeyiz. Artışın, mevcut yönetimin ekonomik, sosyal, psikolojik yönde yol açtığı tahribat kaynaklı olduğu, toplumdaki kaotik yapının, geleceği güvende görememenin, şiddetin artmasında rolü olduğunu da söylemeliyiz. Ayrıca kullanılan ayrıştırıcı, aşağılayıcı dilinin, nefret söylemlerinin eşitsizliği yaygınlaştırıcı etkisi vardır. Kadınlar için, büyük bir kazanım olan İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir erkeğin kararı ile çekilme girişiminin de yok hükmünde olduğunu da söylemeliyim. Bu girişimi saray rejiminin, din konusunda, milliyetçilik konusunda ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı söylemlerine kadın konusunda da başvurması olarak görüyorum.
Kendi bekasını sürdürmek için, başvurduğu tabanını konsolide etme çabası özellikle de son günlerde kadın mücadelesine yönelik söylemler, kadınların sesini kısmaya yönelik Sedef Kabaş ile simgeleşen tutuklama kararı ile kendini göstermektedir. Kısacası, mevcut yönetimin anlayışını, kadınların güçlenmesinden korkan ve toplumsal cinsiyet eşitliği kabul etmeyen, egemenliğini kaybetmek istemeyen erkeklerin sesi olarak görüyor ve asla onaylamıyoruz.












