Çile havanı

0

Çile hafakanların basması, şirazeden çıkma ve deliye dönmek değildir.

Çile her söze ve her davranışa karşı dayanma gücüdür. Yüreğe batan oku peykana zarar vermeden çekip almaktır.

Öze vurulan darbeden az bir zarar ile kurtulabilme gayretidir çile.

Sabır çilenin ikizidir.

Sabır, ne zaman nereden geleceği belli olmayan bela yağmuruna karşı daima gufran şemsiyesini açabilmenin adıdır.

Yüreğe, duygulara ve kalbe vurulan sıkıntı prangaların tevekkülün lazer ışığına tutmaktır bir noktada çile. Çaresizliği azmin ve ümidin eritici ikliminde yok etmektir.

Çile havanında dövülmeyen ruhlar hamdır, kabadır.

İnce ve narin yürekliler, çile imbiğinden geçmiş kişiler içinden çıkar. Yufka kalpliler, hayatın bütün ıstıraplarını tatmış fakat asla intikam peşine düşmemiş dayanıklı insanlardır.

Ey sevda yolcusu, sen her gün bir darbe yiyorsun. Her gün ayrı bir ıstırap seline düşüyorsun. Hayat fırtınası önünde kuru bir yaprak gibi savruluyorsun. Bir küçük lezzet tatsan on sille yiyeceksin hayattan. Yalan dünyanın geçici zevkleri, pörsüyen lezzetleri, eskiyen hazları, solan mahbupları senin yüreğine elemin en dehşetlisini bırakıp gidecek bir gün.

Gidenlerden hiç mi ibret almıyorsun?

Sen en mutlu olduğun dakikalarda bile içini saran hüzünle iki büklüm olduğunu bir gün anlayacaksın. Bekle, bir ateşli figan koparmanın arifesinde bulunduğunun farkına varacaksın. Ama iş işten geçmiş olacak.

Demek ki her fani, huzurla birlikte içinde kaybetme acısını da beraber taşır. Her fena meyvesi özünde zehirli çekirdekler gizler. Bu huzursuzluk, sevinç, elem, lezzet, zehir, panzehir, hak ve hakikate yüzünü tam çevirinceye kadar devam eder.

Bir parmak şafak balı dudağına sürsen zifiri karanlıkların elemleri, acıları içine salıverir ruhunu bir gün. Kaosları yaşatır zikzaklarda. Ümitsizliği yaşatır zindanlarda.

Ey sevda yolcusu, unutma;

Kazmayı nefis ve ego dağına vurmadan sevgiliye giden yollar açılmaz.

Çile havanında dövülmeden ruhun kıvamını bulamaz.

Çöl cehennemine girmeden huzur Leylasına erilemez.

İmanın kutlu ufuklarında kanat çırpmadan Kafdağı’nın Zümrüdüanka’sı olamaz.

Diğerkâm olunmadan bağış sultanının kıymetli bilinemez.

Ekmeği tuza banıp yemeden cennet yemeklerinin kıymeti idrak edilemez.

Abus çehreliler, cehennem yüzlülerden nefret çizgisine gelmeden ay yüzlülerin kadri kıymeti takdir edilemez.

Çile havanın dövülmeye gel ey yolcu!

Ezilip, un ufak edilip, süzülüp, saflaşmaya gel bu çile havanından. Bu dünya bir okul. Kâinat bir kitap. Hayat bir sıra. Ömür bir derslik vakittir. Ruh öğrenci ve çile öğretmendir bu mektepte.

Bu sıralardan geçmeyenler özün gözünü Hakk’a asla çeviremezler.

Kör kalırlar; göremezler gerçeği.

Sağırdırlar, duyamazlar öz senfoniyi, gerçek sesi.

Duygusuz olurlar, hissedemezler nevbaharı.

Korkak olurlar ve atamazlar kendilerini ümit bestesinin okyanusuna. Fersiz, ışıksız, nursuz ve umutsuz kalır kalpleri, yürekleri ve dahi sözleri…

Ey çilenin havanda kıvranan ruhum!

Döv, egomu bir ömür boyu. Ta kıvamını buluncaya kadar. Ta hamlık onu bir kara kâbus gibi terk edip gidinceye kadar. Pişir onu bu darbelerin kıvılcımıyla. Vurduğun darbelerin ateşiyle pişir ruhumu.

Döv ruhumu, Yakup sabrının sırrına erinceye kadar.

Döv bedenimi, Yusuf hamlesinin tevekkülünün aydınlık ufkuna varınca değin.

Döv nefsimi, Eyüp imanının bam teline dokununcaya dek.

İbrahim vefasının alevlerde bile sönmeyeceği, Nemrut çilesinden kurtuluncaya dek döv ruhumu ey çile!

Döv, döv ki cehennem tokmağı inmesin başına. Zebani balyozu inmesin sinene.

Şimdiden döv ki olgunlaşsın ruhum, nefsim. Şimdiden vur ki bir an önce hak Dost’a, Ezeli Sevgili’ye ulaşsın ruhum…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here