Çin İşkencesi

0

“Eşleri toplama kampına ya da cezaevine gönderilen Doğu Türkistanlı kadınlar, evlerini kontrole gelen Çinli ‘görevli’ erkeklerle düzenli olarak aynı yatağı paylaşmaya zorlanıyor.”

RFA Uygur servisinin haberine göre çoğunluğu Han Çinli erkeklerden oluşan ve sayıları 1 milyonu aşan görevliler, düzenli olarak aileleri ziyaret ediyor, ayda en az 8 gün bu evlerde sabahlıyor. İnsan hakları örgütleri, ailelerin, ziyaretlere rıza gösterip göstermediğine bakılmadığını belirtiyor.

ÇKP Sincan Uygur Özerk Bölgesi Komitesi’nin resmi yayın organı “Sincan Günlüğü” gazetesinin haberine göre, geçen yılın 11 ayında toplam 1 milyon 120 bin resmi görevli bölgedeki her etnik kökenden 1 milyon 690 bin ailenin evlerinde kaldı. 

Çin işkencesi uzayıp gidiyor. 

İnsanoğlunun varlığından bu yana işkence var. Özellikle ortaçağlardaki ve Çin’deki işkence teknikleri tüyler ürperticiydi. Günümüzde bu işkence yöntemleri Uygur Türklerine uygulanıyor. 

Avrupa’nın gözü önünde Bosna’daki savaşta Sırplar tarafından insanlar acımasızca katledilmişti. Şimdi de yine dünyanın gözü önünde Çin tarafından ‘asimilasyon’ adı altında Uygur Türklerine yapılıyor. 

Yine kimseden işkenceye karşı duruş yok. Ses vermesi gerekenler sus pus, seyirci.

Uygur Türkleri sahipsiz.

Konuya ilişkin 31 Ağustos 2019 tarihli yazımızda, Dışişleri Bakanlığı’nın göndereceğini açıkladığı “10 kişilik heyeti” Uygur Türkleri için gönderip göndermediğini sormuştuk. Aradan geçen 85 günlük süre zarfında maalesef bu soruya bir cevap alamadık. Basın yayın organlarında da bir habere rastlamadım. 

Türkiye’nin aksine ABD başta olmak üzere Avrupa ülkelerinden Uygur Türklerine yapılan baskı ve zulüm için daha çok ses çıkıyor. Zulümler, sosyal medya üzerinden servis edilen görüntü ve fotoğraflarla canlı tutulmaya çalışılsa da istenen netice bir türlü alınmıyor. 

Çin, bildiğini okumaya devam ediyor.

Uygur Türklerine yönelik “eğitim kampı” politikası kapsamında Müslüman çocukları ailelerinden özellikle ayırdığı ortaya çıkan Çin hükümetiyle ilgili Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 30 Temmuz 2019 tarihinde şunları ifade etmişti:

“Bizim beklentimiz tek Çin çatısı altında Uygur kardeşlerimizin huzur ve barış içinde yaşamalarıdır. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında Çin Devlet Başkanı, Türkiye’den bölgeye bir heyet göndermemizi teklif etmişti. Daha sonra 24 Temmuz’da Çin Büyükelçiliği Bakanlığımıza gelerek bu daveti resmi bir şekilde iletti. Bu davete Cumhurbaşkanımız prensip olarak olumlu yanıt vermişti. Şimdi o bölgeye Çin’in daveti üzerine değişik kurumlardan oluşan yaklaşık 10 kişilik bir heyetimizi göndereceğiz ve oradaki durumu arkadaşlarımız yerinde görecekler.”

Bakanın bu açıklamasının üzerinden tam 115 gün geçmesine rağmen bu 10 kişilik heyetin akıbeti hakkında herhangi bir bilgilendirme yapılmadı.

Gönderildi mi, gönderilmedi mi?

Gönderildiyse heyet incelemeden nasıl bir sonuç veya rapor çıkardı?

Ortaya atılan iddialar gerçek mi yoksa hayal ürünü mü?

Özellikle Uygur Türklerine yönelik yapıldığı görüntülerle de sabit olan ve Birleşmiş Milletler raporlarına giren işkencelerin izine rastlanıldı mı?

Biz bu ve buna benzer sorular soruyoruz ancak yine cevap alamayacağımızı biliyoruz.

Dışişleri Bakanlığı cevap vermese de bir köşe yazarından Türkiye-Çin Dostluk Derneği’nin organizasyonu ve Çin hükümetinin daveti ile bir grup gazetecinin Çin’e gittiğini öğreniyoruz.

Yazarın ifadelerine göre Türkiye’den Sincan bölgesinde inceleme yapmak üzere gidecek heyet de Türk Dışişleri Bakanlığı düzeyinde takılıp kalmış.

Yazarımız, gezip gördüğü yerler hakkında güzel cümleler kurmayı da ihmal etmemiş. Her şey yolunda görünüyor. Okuyunca nedense Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin gezisinde söylediği “Sincan Bölgesi istismar ediliyor.” ifadesi aklıma düştü.   

Birleşmiş Milletler’in “Toplama Kampı” dediği Çin’in ise “Mesleki Eğitim Merkezleri” olarak adlandırdığı yerlere daha önce de BBC girmişti.

Anlatılanları duyunca, sosyal medyadaki paylaşımları da görünce insan, “Arada bu kadar fark olur mu?” diye soramadan geçemiyor.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, 17 Temmuz 2019 tarihli açıklamasında zulüm karşısında dünyanın sessizliğini dikkat çekici ifadelerle özetlemişti.

“Çin’de yaşananlar, dünya vicdanına bir meydan okumadır ve bunun devam etmesine izin veremeyiz” diyen Pelosi, birçok ülkenin Çin ile olan ekonomik çıkarları doğrultusunda bölgedeki Müslüman azınlıklara uygulanan kötü muameleye ses çıkarmadığına dikkat çekerek ülke liderlerinin bir fark oluşturabilmesi için dini özgürlüklere yaklaşımlarında tutarlı olmaları gerektiğini vurgulamıştı.

Pelosi, “Çin’deki insan hakları ve dini özgürlük ihlallerine ses çıkartmadıkça, dünya üzerindeki başka herhangi bir yer hakkında konuşmak için tüm ahlaki yetkilerimizi kaybediyoruz” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşananlara karşı Türkiye başta olmak üzere tüm dünya devletlerinin tepki göstermesi gerekiyor. Alıkonan Uygurlu sayısının 1 milyonun üzerinde olduğu belirtiliyor. 

Gerçekte Uygur Türklerine yönelik toplama kamplarında Çin devleti tarafından nelerin yapıldığının ortaya çıkarılması gerekiyor. Bunun yolu ise Türkiye’nin öncülüğünde uluslararası bir araştırma komisyonunun kurulmasından geçiyor. 

Bunu yapmak en başta hepimizin üzerine düşen insani bir sorumluluktur.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here