COVID ile Mücadelede Dikkat Çeken Durumlar: Garip Durumlar da Yok Değil!

0

“Devletler efsaneler ile kurulur, ama akıl ile yönetilir!”

Filozof Prof. Ahmet Arslan hocadan duyduğum bu söz ile bugünkü yazıma başlıyorum, çünkü son bir yıldır dünya genelinde devlet erklerinin öyle kararlarına şahit olduk ki, akıl nerede, bilim nerede anlamış değilim doğrusu.

Örneğin, Brezilya’da sağlık otoriteleri Çin aşısını geniş çaplı olarak test ederken ve dünya oradan çıkacak sonuçlara kitlenmişken, ülkenin başbakanı Çin aşısını kullanmamak ve hatta başarısız gösterebilmek için elinden geleni yapıyordu; politikanın kirli dünyası sanırım. Şu sıralarda Hong Kong’dan gelen haberler de benzer bir siyasi tavrı yansıtır vaziyette. Ülkedeki siyasetçiler top yekûn Çin aşısını tercih ederken, Çin’den tam bağımsızlık isteyen halkın çoğu, Pfizer/ Biontech aşısı için sıraya giriyor!

Rusya’nın ürettiği aşı için klinik çalışmaları yapacağı ülke bulmakta sıkıntı çektiği bildirildiği sıralarda, başta Almanya olmak üzere, Avrupa Birliği’nde aşı kampanyasına başlamakta neden bu kadar gecikildiği sorgulanıyordu.

Düşünsenize, dünya genelinde hem en başarılı hem de ilk üretilecek aşı kendi ülke sınırları içinde üretilecek- kendi akademik dünyana ait insanlar tarafından-, ama ona rağmen o aşıdan en son sen yararlanacaksın!

Ülkemizde olsa kıyamet kopardı herhalde. Sahi, kimya devi Almanya’ya ne olmuştu da, ülkesinde üretilen bir aşıya kendi ilaç firmaları değil de, büyük abi, Amerika’nın bir firması sahip olabilmişti? Üstelik ABD’nin o dönemki başkanı resmen tüm aşılara ipotek koyacak ve kıta Avrupa’sından dişe dokunur tek bir ses bile çıkamayacaktı!

Kısa bir bilgi verip geçeyim komplo teorilerine sebep vermeden: Biontech ve Pfizer arasında ortak aşı çalışması yapımına yönelik iş birliği kararı, bundan tam 3 sene öncesinde verilmiş. Bildiğimiz grip virüsüne (influenza) karşı mRNA aşısı geliştirmek üzere anlaşılmış 2018 yılında.

Anlayacağınız, pandemi başlayınca da, alt yapısı her açıdan hazır olan işbirliği, birden dünyanın tek COVID-19 aşı üreticisi konumuna evrilivermiş! Göz ardı edilmemesi gereken diğer nokta ise, Alman hükümetine bilimsel danışma sağlayan isimlerde mRNA aşı teknolojisinin şu ana kadar yaygın kullanımı olmadığı için geri planda değerlendirilmesi gerektiği ve aşıların da üç aşağı beş yukarı aynı zaman diliminde ortaya çıkacağı beklentisi hâkim imiş! Bu nedenle Alman hükümeti, benim anladığım kadarıyla yanlış ata oynamış! Dünyanın lideri konumunu kimseye bırakmamak için yıllardır mücadele eden Amerika ise, aynı anda birden çok ata, yüklü miktarda yatırım yapınca, durum elbette farklı olmuş! Sermayenin gücü de diyebilirsiniz…

İsrail’in veya BAE’nin bu denli bol miktarda aşıya, kısa sürede nasıl ulaşabildiğini ise sizlere bırakıyorum. Bizim coğrafyamızda üç aşağı beş yukarı herkesin benzer bir cevap vereceğini bildiğim için daha fazla bu konuda oyalanmaya gerek duymadım…

Gelelim aşıların yararlarına!

Ülkemizde sanki diğer ülkelere göre aşılama yarışında biraz geride kalındığına dair bir izlenim olmakla birlikte, ülke nüfusuna göre aşılama başarısında Almanya (%19), Brezilya (%11) ile üst sırlarda yer alıyor ülkemiz (%15). Ülkemizde çoğunlukla kullanılan Çin aşısının bile, günlük pratikte işleri olumlu yönde değiştirdiği gelen haberler arasında. Maalesef son dönemdeki tedbirleri elden bırakma, hatta toplu halde sınırlamaların ötesine geçme durumları yaşanmış olsa dahi, aşılama yapılan özellikle yaşlılarda şiddetli hastalık geçirme sıklığının çok düştüğü bildirilmekte. Yaşlı olup da yoğun bakım ihtiyacı olan kişilerin sıklıkla ya aşılanmadığı veya tek doz aşı aldığı görülmektedir. Uğradığı mutasyon sonrası yayılımı son derece hızlanan virüs ortaya çıkmadan esas hassas grubun aşılanmış olması (yaşlı ve sağlık personeli), bu dönemin felakete dönmesini engelleyen en iyi unsuru sanırım. Yoksa şu sıralar gençleri birer birer yoğun bakıma yatıran bu varyant, enfekte ettiği yaşlı kişilerde nasıl bir duruma yol açardı düşünmek bile istemiyorum. Mutasyona uğramadan önce bile neredeyse COVID-19’a yakalanan her iki veya üç yaşlıdan birisi ölmekte idi!

Ülkesindeki aşılama oranını %40’lara kadar yükselten ABD’de, CDC (Amerika Hastalıkları Önleme Merkezi) son güncel durumu daha bir iki gün önce açıkladı. Aşıladığı 75 milyon kişiden, sadece 75’inin COVID-19’a bağlı hastalık nedeniyle vefat ettiği bildirildi. Son günlerde salgının en canlı dönemindeki enfekte birey sayılarını tekrar yakalayan ABD’de, ölüm oranları giderek düşüyor. Yukarıda belirttiğim tablo, durumu çok güzel özetliyor aslında. Eğer aşılamada geride kalmış olsa idi, şu anda günlük 600’lere kadar gerileyen ölüm oranları, bu hastalık kapma hızında herhalde günlük 2500- 3000’lerden daha aşağı olmazdı. Yani, aşılama sayesinde her gün 2000 vatandaşını ölmekten koruyor ABD!

ABD’nin en büyük sıkıntısı, dezavantajlı konumdaki insanlar. Örneğin, ABD genelinde hapishanelerdeki COVID-19 enfeksiyon oranlarının, genel halka göre 3 kat daha fazla olduğunu duyurdu New York Times gazetesi.

mRNA aşılarının (Pfizer/ Biontech ve Moderna) gerçek hayatta ne kadar başarılı olduklarının ilk sonuçları da elbette İsrail’den geldi. Erişkin halkının neredeyse tamamını aşılayan İsrail’de, aşı sayesinde COVID-19’ bağlı gerçekleşecek her 10 hastaneye yatıştan 9’nun engellendiği bildirildi.

Ağustos 2020 tarihli bir veriye göre, ülkemizde 11 adet aşı çalışması yapıldığı, Dünya Sağlık Örgütü listelerinde yer almış.

Ocak Medya’da da haberleştiği üzere, bu günlerde ilk insan deneyi (Faz 1) çalışmaları bir aşımız için başlamış bulunmakta. Ülkemizin güzide araştırma merkezleri/ üniversitelerinin bu konuda bir yarış halinde bulunması ise takdire şayan bir durum doğrusu. Kulağımı tırmalayan tek haber ise, sayın Sanayi Bakanının bu aşılardan birisi için Faz 1 seviyesine denek olarak gönüllü olduğu idi. Faz 1 çalışma demek, hayvan deneylerinde herhangi bir sorun görülmeyen aşı demektir. Yani, bir insanda ilk defa uygulanıyor! Elbette, hayvan deneylerinden elde edilmiş veriler ışığında doz ve uygulama yöntemi belirleniyor. Ancak yine de unutulmamalıdır ki, insanda ilk defa deneniyor. Bir PR çalışması olduğu aşikar olan tablo, ülkemiz bilimi açısından son derece kötü de noktalanabilir(di)! Nitekim bu tür insan deneyi çalışmalarını onlarca yıldır yapan İngiltere’de bile, 2006 yılında, uygulanan bir ilaç sonrası 6 sağlıklı erişkinin organlarını kaybetme noktasına geldiği, uzun süreli yoğun bakım tedavisi sonrasında ciddi hasarlı bir şekilde normal hayatlarına (!) dönebildiklerinin altını çizmeden geçemeyeceğim!

Hiç kimseye uzaktan biraz daha dişinizi sıkın diyemeyeceğim; ama şunu da bilin ki, ufukta ışık belirdi. Bilim insanlarının geceli gündüzlü çalışmaları sayesinde çıkış yolunun uzak olmadığı artık anlaşıldı. Neredeyse her aileden bir veya birkaç kişinin kaybedildiği bu süreci hep birlikte en kısa sürede sonlandırabilmek dileğiyle! Belki de kendi özümüzü bulma yolculuğunda aradığımız es olabilir bu karantina süreci.

Sağlıcakla kalın…

NOT: Yazı çok uzadığı için değinemediğim nokta ise özellikle DNA bazlı aşılardaki (Astra Zeneca ve Johnson and Johnson) damar içi pıhtılaşmaya eğilim yaptığı gerçeği. Özellikle risk grubundaki bireylere bu aşıların yapılmaması önerisi ile yola devam edilecek gibi görünüyor. Yoksa bu salgından hiçbirimiz ne ruhsal, ne de fiziki yara almadan çıkmayacağız gibi…       

Kaynaklar:

https://biontech.de/sites/default/files/2019-08/20180816_BioNTech-Signs-Collaboration-Agreement-with-Pfizer.pdf

https://ourworldindata.org/grapher/share-people-vaccinated-covid

https://www.cdc.gov/media/releases/2021/p0329-COVID-19-Vaccines.html

https://www.bmj.com/content/372/bmj.n567

https://www.nytimes.com/live/2021/04/10/world/covid-vaccine-coronavirus-cases

https://tr.euronews.com/2020/08/10/dso-listesinde-turkiye-den-kac-covid-19-as-aday-var

https://www.bbc.co.uk/news/health-22556736#:~:text=But%20one%20disastrous%20drug%20trial,TGN1412%20in%20a%20clinical%20trial

Önceki İçerikKıştan bahara
Sonraki İçerikTelevizyon
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here