Dar kapı

1

Doğum sancısız olur mu?

Emek vermeden, bedel ödemeden, alın teri dökmeden başarı elde edilir mi?

Başarı belki elde edilebilir ama en düşük seviyede ve sağlıksız bir başarı.

Çile çekmeyen yürek, ağrı duymayan gönül, acı çekmeyen vicdan ve azap duymayan kalp ne kadar olgun olur?

Demek ki, insan evladının çektiği ıstıraplar onun hamlık seviyesini düşürür ve erme noktasına yakınlaştırır.

Andre Gide, Dar Kapı adlı eserinde; bütün her şeyi zahirde karanlığa ve ümitsizliğe gömülmüş kişiyi alıp ondan yepyeni bir insan çıkartmak gayretinin en güzel bir örneğidir.

Çile çekerek, aheste aheste sonuca doğru yürümenin canlı örneğidir Dar Kapı.

Hedefe doğru sabırla ve hoşgörüyle ilerlemenin adıdır Dar Kapı.

Dar Kapı’dan geçip ilerlemek için sadece engin bir ruh ve maharetli bir yürek gerekir. Tıpkı bir kuşun iki kanadı gibi…

Dar Kapı’dan geçip ilerlemek için öylesine bir vicdan olmalı ki, acıma hislerinin sonsuza ulaşan kollarıyla en derinde kıvranan bir zavallıyı tutup, oradan çekip, sultanlık makamına erdirmek için gayret gösterecek.

Dar Kapı’dan geçip ilerlemek için öylesine bir sevgi ve hoşgörü ile örülmüş yürek olmalı ki, açılımı bütün insanlığı kucaklayacak ama lafta değil; gayrette ve fiiliyatta da bunu ispat edecek.

Andre Gide

Andre Gide’nin Dar Kapı’sında sanki eğri büğrü, çok sert bir mermerden bir heykel yontar gibi kaos içinden çekip çıkardığı genç kızı bir leydi haline getiren yaşlı bir zat, sonunda onarıp şekillendirdiği bu kıza aşık olur.

Bütün ıstıraplara dayanıp eline fetih bayrağını geçirdikten sonra onu burçlara dikme ve madalyayı alma şansını başkasına verebiliyorsan işte gerçek kahraman sensin. Diğeri bencillik okyanusunda boğulmaktan öte bir şey değildir.

Bir dava eri ve bir sevda yolcusu, dönüp arkaya bakmaz, bakmamalı. En büyük hamleyi yaptığı an bile geriye çekilmesi için kaderden bir tokat yerse asla isyan bayrağı çekmez. Kadere lanet okumaz.

Kıskançlık, haset ve egoizm kadar insanı küçülten, kalp ve ruhu zehirleyip yokluğa savuran ikinci bir düşman yoktur.

Azıcık kendimize acıyorsak, nefsimize zulmedilmesine rıza gösteremiyorsak bu zehirli iğnenin bağrımıza saplanmasına engel olalım…

Kendimizi ene ve ego canavarına yem etmeyelim.

Yorulmadan iyilik yapalım. Hakikatin çilesini çekelim. Ter ve gözyaşıyla çile harcını karmalıyız. Ve bu harçla dava sarayını yükseltmeliyiz.

Ey nefsim!

Sen de çok kez aynı tuzağın içine çekiliyorsun. Bazen kendini bir şey zannetme hastalığına tutuluyorsun. Tutulma, zira yok yıkılıp viran olursun. Kendini büyük görme. Bir de ümitsizliğe düşüp yokluğa karışma.

Dostum gel!

Beraberce bu girdaptan çıkmanın yollarını deneyelim. Herkesi kendimizden aziz, her varlığı kendimizden faziletli görelim. Çevresinde insan göremeyen insanlıktan çıkar.

Evet, çile çekmek güzel şey ama çevreye saygılı olup bu çileleri onların hayatına bağlayıp zaferi başkalarına, fethi geriden gelenlere bırakmak daha güzeldir. Bu da insana saygıyla, çevreye sunulan sevgiyle olur.

Andre Gide’nin Dar Kapı’sındaki konu akışını bir yere kadar kabul ediyor fakat elde ettiği başarıyı kullanma ve kendine mal etme yanlışlığını asla kabul etmiyoruz.

Hayatı böylesine bir dar kapı haline getirenlere bin nefrin, bin esef…

İnsanlığın oradan geçit bulup zafere yürümelerine bir kâbus gibi yol vermeyen dar kafalara, dar görüşlere, dar gönüllere ‘Allah ıslah etsin’ demekten başka elimizden ne gelir?

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here