Darbeler ve Fareler (1)

1

“Cihânı baş aşağı seyrediş bir hoş temâşa imiş”

Namık Kemal

Darbeleri ve darbecileri biraz da farelere benzetiyorum. Sinsi, çirkin, mikrop, lağımlarda yaşayan…

Madem idareyi, sivilleri beğenmiyorsunuz, kurun bir parti, çıkın halkın karşısına, varsa bir marifetiniz halk sizi seçsin, istediğiniz icraatı yapın. Ama yok. Onlar fareler gibi sinsice bekleyecek, ilk fırsatta saldırıp tüm güzellikleri yok edecekler. Kendi fare krallıklarını hâkim kılacaklar.

Bugün kendi kendimize sormalı, hep sormalıyız:

Düşüncelerimizin, yaşama tarzımızın kaynağı nedir?

Düşünce ve yaşama biçimlerimizi neye ve kime göre belirliyoruz?

Düşünce ve yaşama biçimlerimizi biz mi belirliyoruz; yoksa medya, siyaset, toplumsal baskılar, geleneklerimiz, bize empoze edilen kültürler mi belirliyor?

Reklam

Tolstoy Günlükler’inde “Ya Allah’a göre düşünür ve yaşarsın, ya da Çar, toplum, gelenek, ırkçılık, kültür vs. ye göre. Allah’a göre düşünüp, O’na göre yaşamazsan başka neye göre yaşarsan yaşa, hiçbir önemi yok. Hepsi aynı” diyor.

Bugün her zamandan çok iki elimizin arasına başımızı alarak, doğru İslamiyet için önce düşünce biçimlerimizi, alışkanlıklarımızı, kültürümüzü, geleneklerimizi,  “iman hakikatleri ve İslam ahlakı” ile yeniden gözden geçirmeliyiz.

Bizim her konuda, her alanda referanslarımız nelerdir? 

Bir gruba, cemaate mensup olmak, doğru yanlış her söylenilene mutlak itaat etmek mi demektir?

Bir tarikate, cemaate mensup olmak bütün iradeni şeyhine, önde gelenlerin eline mi vermek demektir?

Nerde kaldı şu ölçüsü;

“Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz.  Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.” (BSN, Münazarat)

İnsanlar genellikle alışkanlıklarıyla, yaşadıkları bölgenin kültürüyle düşünürler. Genel ve yaygın olana eğilim duyarlar. Güvenli ve doğru olan, biraz da genel ve yaygın olandır sanılır. Cemaat taassubunun en temel karakteristiği yaygın olandan, yerleşmiş ve güvenli olandan, her daim olagelenden yana seçimler yapmakla eştir. Grup  taassubu, doğru ve hak olanı korumanın adı değil, bilakis genel ve yaygın olanı korumanın, bir tür garanticiliğin adıdır artık bugün.

Reklam

Biz düşüncelerimiz ve yaşama şeklimiz konusunda kesinlikle risk almaktan korkan insanlarız. Hayatı hep aynı yerden, aynı noktadan, hareket etmeden, pozisyon değiştirmeden seyretmeyi daha güvenli görüyoruz. Olanı sırf olduğu ve tekrar edip durduğu için onaylayıp duruyoruz. Onay sayısının artması bize haz ve haklılığımızın ispatı gibi görünüyor. Böylelikle herkes gibi olup herkesleşip, sürüleşiyoruz.

Acaba dünyanın, insanların, toplumun duruşu karşısında ben kendimi neye ve kime göre konumlandırıyorum? Hayatta hâkim olan zihniyetler benim düşünce şeklimi, yaşama biçimimi ne kadar etkiliyor? Mesela toplumumuzun hâkim unsurları olan ırkçılığın, devletçiliğin, kapitalizmin, dünyeviliğin, cemaatçiliğin benim dünyamdaki yansımaları nelerdir? Yoksa biz Müslümanlar da bunların esiri, kölesi mi olmuşuz? 

Veya Francıs Fukuyama’nın söylediği gibi “Tarih Bitti” mi?

Putları yıkan, dönemin tüm otoritesine, krallarına meydan okuyan Hz. İbrahim’in milletinden (millet-i İbrahim), Hz. Muhammed’in ümmetinden olmak; bugün putlaştırılan her türlü düşünce, yaşama biçimleri ve ideolojilerin  hâkim olduğu bu şartlanmışlıklardan ve büyük görünen küçüklerin empozelerine meydan okumaktan geçer.

Bu hayattaki önceliklerimizi iyi belirlemeliyiz: Dünya mı, ahiret mi?

“Biz dini severiz. Dünyayı da yine din için severiz.” Dünya işlerimize de Kur’an, Hadis, Sünnet vs. (arzi değil, vahyi) ile bakmalıyız. Bu bize yapılan empozelere, peşin peşin kabullere, öğretilenlere, alışkanlıklarımıza, her daim olagelene tersinden, aykırı, farklı bakış açılarıyla mümkün. Pozisyon ve perspektif değiştirmekle mümkün. Dünyaya, olaylara, insanlara  tersinden bakmak belki de düşüncelerimizi özgür kılmanın tek yoludur. Çünkü doğru diye kabul ettiğimiz pekçok şey aslında eğri olabilmektedir.

Bize sorulardan önce cevaplar öğretildi hep. 

Darbeler ve fareler soru sormazlar.  

Oysa ben soruları cevaplardan daha çok önemsiyorum.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here