Davutoğlu: Mesele özel hayatın gizliliği değil kendi çelişkilerinin üstünün örtülmesidir

0

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, haftalık videolu basın açıklamasında gündemi değerlendirdi. “Bunların en başarılı aşı politikası birbirlerini aşılamak oldu.” diyen Davutoğlu, şunları söyledi:

“AK Parti MKYK’yı aşıla. Daire başkanından başlayıp bütün alakalı alakasız memurları aşıla. Yandaşı, eşi, dostu, müteahhidi aşıla. Bakın bunların içinde bir tek aşılanmayan kalmadı. Aralarındaki iletişim ve yönetişim kriziyle birlikte, var olan ekonomik gücü de yok ettiler. Sadece aşıyı değil, bütün bir salgın ve kapanma siyasetlerini ele yüze bulaştırdı bunlar.

Nisan ayında TÜFE yüzde 1.68 artarken, yıllık enflasyon yüzde 17.14’e çıktı. Bu son 23 ayın zirvesidir. Yurtiçi ÜFE ise aylık yüzde 4.34 artarken yıllık üretici enflasyonu da yüzde 35.17’ye yükseldi. Bu da son 29 ayın zirvesidir. Son rakamlarla TÜFE ile ÜFE arasındaki fark 18 puan ile 30 ayın zirvesindedir. Bu artan maliyetlerle enflasyondaki yükselme trendinin devam edeceğinin işaretidir.

Geçtiğimiz hafta bir kaos daha yaşandı memlekette. Kendi bakanlığı tarafından ‘tehlikeli’ diye fişlendiğini öğrendiğimiz bakan gitti; çek nedir, senet nedir, ödeme nedir bilmeyen bir bakan geldi. Tek özelliği kaçıp giden Hazine Maliye Bakanı’nın gölgesi olması. Cumhurbaşkanı Erdoğan kamuoyu baskısı dolayısıyla damadını tekrar sistem içine sokamayınca bu kez onun gölgesini kabineye aldı. Böylece kamuoyunun önüne çıkamayan kaçak bakan talimatlarını gölgesi üzerinden ilgili kurumlara ve kişilere iletebilsin.  Böylece yeni bir kavram daha kazanmış olduk: Kayıt dışı bakan!

ÇEK DÜZENLEMESİNE TEPKİ

Banka yönetim kuruluna eski güreşçi atayan bir iktidarın, çek konusundaki düzenlemeyi de eski bir futbolcuya yaptırması, hükümet kadrolarının içine düştüğü acizliği ve bundan sonra ekonomide yaşanacakları fazlasıyla belli ediyor. Bugüne kadar tek beceremedikleri şey, finansal sistemin ödeme zincirini kırmaktı, onu da başardılar. Devletin alacaklarını ertelemek yerine milletin çeklerini ertelediler. Çekini tahsil edip maaş, vergi ödeyecek olan kara kara düşünsün; çekini ödeyemeyecekler de 1 ay uykusuz kalsın, ne gam. Hep söyledik; ‘süreç yönetimi yok, sürekli noktasal kararlar var’ diye. Bu hem ekonomik hem de hukuksal bir skandalıdır.

Emniyet Genel Müdürlüğü bu genelgede; görevleri sırasında polislerin ve olay yerindeki vatandaşların video ve fotoğraflarının çekilmesini ve seslerinin kaydedilmesini, özel hayatın gizliliğini ve kişisel verilerin korunmasını ihlal olarak değerlendirmiştir. Üstelik, emniyet güçlerine bunların engellenmesine dönük verilen talimat da gayrı kanunidir. Birincisi; toplumsal olaylara müdahalede polisin faaliyet alanı özel hayat niteliğinde değildir. Özel hayat ifadesi, evlerimiz gibi özel mekanlarla ilgilidir. Umuma açık alanlarda, kamunun haber alma hakkı engellenemez, ses ve fotoğraf kaydı da özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmaz. Yargıtay içtihatlarına göre de emniyetin iddiasının aksine, bu tarz ses ve görüntü kayıtları hukuka uygun delil niteliği kazanmaktadır. Üstelik sadece polislerin ölçüsüz müdahalelerindeki yaralama ve öldürme suçlarının işlemesi halinde delil olmaları bir yana, tersinden de polislerin kendilerini savunmaları açısından da bu ses ve görüntüler önemlidir.

İKTİDARA UYARI

Mesele özel hayatın gizliliği de ve kişisel verilerin korunması da değildir. Mesele kendi çelişkilerinin üstünün örtülmesidir. Mesela bu yasakla bakan yakınlarının ayrıcalıkları ile stadyumlar kapanma döneminde bile lebalep dolarken camide itikaf yapanlara yönelik biber gazı kullanılmasının görüntülerini kamuoyu bilgisine sunmak da suç haline gelmiştir. Bu vesileyle bir kez daha uyarıyoruz ki; Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hukuka aykırı olan ve polislerin ölçüsüz müdahalede bulunmasını kolaylaştırma riskleri taşıyan bu genelgesi derhal iptal edilmelidir. Değilse, ülke otoriterleşmede bambaşka bir seviyeye taşınacaktır.

Bugün 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü. Otoriter rejimler en çok basın özgürlüğünden korkar, çünkü özgür basın kamu adına denetim ve şeffaflık demektir. Türkiye’nin Sınır Tanımayan Gazeteciler kuruluşunun yıllık basın özgürlüğü sıralamasında 154. sıraya kadar gerilemesi, Gazetecileri Koruma Komitesi’nin son raporuna göre Çin’den sonra en fazla gazetecinin hapiste olduğu ikinci ülke olması ülkeyi yönetenlerin basın özgürlüğünden ne kadar korktuğunun yansımasıdır. Herkes bilmelidir ki ‘Anayasal hak olan basın özgürlüğü genelgelerle kısıtlanamaz, baskılarla yok edilemez.’ Sansür ve otosansür arasına sıkışmış olan basın emekçilerinin basın özgürlüğü gününü hakkıyla kutlayabileceği günler yakındır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here