Davutoğlu’ndan Man Adası sorusu..

0

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. “Ekonomi yönetiminde cehalet diz boyu diyen.” diyen Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce gündeme taşıdığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğluna, kardeşine ve özel kalem müdürüne ait Man adasındaki şirkete 15 milyon dolar gönderilmesi hakkında şöyle konuştu:

“Bunların yedikleri, giydikleri, içtikleri, banka hesapları, okudukları okullar; hepsi yurt dışında hepsi yabancı. Onların tuzu kuru tabii. Ama kalkıp kahve muhabbeti düzeyinde ithalat ve ihracat analizleri yaparlar.Bu ekonomi yönetimi ne yazık ki liyakatsizliği ve ciddiyetsizliğiyle Türk iktisat tarihine geçecektir. Bu liyakatsiz yönetim, bayramın birinci günü sabahı, yangından mal kaçırır gibi döviz işlemleri için banka ve sigorta muameleleri vergisi oranını yüzde 1 gibi çok yüksek bir seviyeye çıkardı.

Böyle yüksek oranlı işlem vergileri herkesi ‘arka yollara’ yönlendirir. İşlemlerin kayıt dışına çıkmasına yol açar. Bunlar bir yana, kambiyo vergisini getirenlerin ‘Zenginlerin elindeki döviz… vatandaşın elindeki döviz’ şeklinde ayırması vatandaşa açık bir tehdittir. Bu açıkça kahve düzeyindeki iktisat bilgisiyle yapılabilecek bir saçmalamadır.

Bugünkü ekonomi yönetiminde cehalet diz boyudur. Demokratik bir ülkenin bakanının hem demokrasiden hem de demokrasi-yatırım ilişkisinden bu kadar uzak olması ancak nepotizmle, yani akraba kayırmacılığı ile mümkündür. O da bizim ülkemizin son yıllardaki en ağır salgınıdır. Birileri de kalkıp ‘İnsanlar Türkiye’ye güvenip paralarını Türk bankalarında ve kayıt içinde tutacaklarına Man Adası veya Malta gibi yurt dışı vergi cennetlerindeki gizli hesaplarda mı tutsaydı?’ diye sorarsa ne cevap vereceksiniz?

Bugün, Türkiye’de bir ekonomik kriz yaşadığımız için siyasal kriz yaşamıyoruz. Tam tersine, bir siyasal kriz, hukuk krizi, adalet krizi ve en önemlisi yönetim krizi yaşadığımız için ekonomik kriz yaşıyoruz. Hukukun keyfileştiği, adaletin olmadığı, özgürlüklerin baskı altına alındığı ve demokrasinin işlemediği ülkelerde ekonomik ve sosyal krizler de mukadder oluyor.

Normalleşme ancak siyasetin normalleşmesi olursa değerlidir. Normalleşme ekonominin yolsuzluklardan kurtulmasıdır. Normalleşme ötekileştirilmenin bitirilmesidir. Normalleşme sabah akşam birilerinin hain ilan edilmesine son verilmesidir. Normalleşme medyanın tamamına yakınının papağan gibi aynı sloganları tekrarlamamasıdır. Normalleşme bir tek insanımızın bile devletine dair aidiyet sorunu yaşamamasıdır. Normalleşme tam demokratik bir hukuk devletinin inşa edilmesidir.

Artık iktidar demokrasi deyince ortağıyla beraber açılışını yaptığı bir adanın inşaatlarını anlamaktadır. Demokrasi müzelik bir mesele değil, yaşayan canlı toplumlarla alakalı bir hadisedir. Hukuk devleti deyince adaletin a’sını bile unutmuş adalet sarayları inşaatlarını anlamaktadır. Ekonomi ve refah deyince yolsuzluk düzeninin, belli sınıfların çıkarlarının, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı ilişkilerinin devamını anlamaktadır. Kalkınma deyince kamu kaynakları dışında neredeyse hiçbir ciddi iş yapamamış bir grup iş adamını anlamaktadır. Hatırlayın Korona krizinin tam ortasında, millet can derdindeyken bile bu iktidar bir grup müteahhittin derdine düşmedi mi?

Tüccarların, esnafların ve alnının teriyle kazananların bildiği bir söz vardır. Derler ki: ‘Bir şey bedava ise çok pahalı demektir.’ Bu devletin neredeyse bütün işlerini verdiği bir müteahhittin yapacağı bedava hastaneye ihtiyacı yoktur. Olmamalıdır. Yıllarca kamu kaynaklarıyla büyüyenlerin lütuflarıyla değil milletimizin vergileriyle hastanelerimiz yapılmalıdır. Bu şeffaflıktan uzak ilişki tarzı tam demokratik hukuk devletlerinde değil ancak hukukun ayaklar altına alındığı, rüşvetin ve suiistimalin diz boyu olduğu ülkelerde olur.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here