Davutoğlu’nun Gelecek Partisi

0

AK Parti’den istifa etmek zorunda bırakılan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, sonunda “Gelecek Partisi”ni kurdu. Kurmakla kalmadı, parti programını da kamuoyu ile paylaştı.

Her zaman olduğu gibi Ne söylendiğine değil kimin söylediğine bakan bir millet” olarak, bu geleneğimizden yine şaşmadık. Partinin isminden ve sembolünden tutun da Davutoğlu’nun geçmişine varana kadar epey tarihi yolculuk yaptık.

Gelecek, aslında hepimiz için ortak bir değer. 

Neden mi? 

Çünkü her insan geleceğine çalışır. Birleştirici isimdir gelecek. Bugün yaşadığımız sıkıntıların, sancının gerekçesi de aslında gelecektir. Mutlu, umutlu bir gelecek için çalışırız. 

“Bizim bir geleceğimiz var” sloganıyla konuşan Davutoğlu’nun her söylemine, başbakanlığındaki eylem ve söylemleriyle karşılık verildi. Ortaya çıkan Türkiye fotoğrafında, Davutoğlu’nun da payının olduğu ve bir öz eleştiri yapması gerektiği savunuldu. Evet, Davutoğlu, kamuoyu önünde olmasa dahi kendi iç muhasebesini yapmalıdır. Bugünkü fotoğrafta elbette Davutoğlu’nun da payı vardır.

Söylesek de söylemesek de zaten insanı, geçmişi takip eder. Bundan kurtuluş yok. Davutoğlu’nun şu ifadeleri aslında bunu özetler mahiyette:

“Arkadaşlarımızla birlikte tarihin ve milletimizin önündeyiz. Bütün baskılara ve oluşturulmaya çalışılan korku atmosferine rağmen ülkemize müreffeh bir gelecek çizmek için bir araya geldik.” 

Reklam

Davutoğlu, kimine göre herkese mavi bocuk dağıttı.

Gerçekten öyle mi?

Parti programına bakıldığında Davutoğlu’nun vaat ettiği konuların çoğunda AK Parti ile ayrıştığını görüyoruz. Yeni bir demokrasi çerçevesi çiziyor. Olması gerekeni söylüyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yerine Parlamenter Sistemi savunan Davutoğlu, vaat ettikleriyle aslında 17 yıldır iktidarda bulunan AK Parti’nin yapamadıklarını veya yapmak istemediklerini, yapmada direndiklerini sıraladı. 

Parti programına bakıldığında çoğunlukla herkesin özlem duyduğu, kulağa hoş gelen vaatler bulunuyor.

Biliyorum ki iktidar destekçileri bu cümleye itiraz edecekler. Ancak Sayın Davutoğlu’nun bahsettiği hukuk, adalet, insan hakları, temel hak ve özgürlükler, eğitim, Kürt sorunu, Alevi meselesi, ekonomi, toplumsal barış gibi daha sayamadığımız onlarca başlıkta bir arpa boyu dahi yol alınamadı.

Hatta bırakın ilerlemeyi AK Parti’nin 2010’lara kadar aldığı mesafenin dahi çok çok gerisine gidildi. Bugün yüz binlerce insan adalet beklentisi içerisinde feryat ediyor. Ortak bir adalet duygumuz yoktur.

“Herkesin adaleti kendine” anlayışıyla devam ediyoruz.

Reklam

Unutmayın ki gelişmişlik yollarla, köprülerle, hava alanlarıyla ölçülmüyor. Adaletle, demokrasiyle, insan haklarıyla, temel hak ve özgürlüklerle, ekonomik gelişmişliklerle ölçülüyor.

İktidar destekçileri, özgür medya organlarından Davutoğlu’nu, geçmişiyle eleştirmeye devam edeceklerdir. Ancak ben Davutoğlu’nun geçmişinden çok gösterdiği cesaretine odaklanılması gerektiğine inanıyorum.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın izlediği politikalara tek bir söz dahi edemeyenlerin, karşılarına Davutoğlu çıktığında nasıl birer ‘Aslan Parçası’ kesildiklerini hayretle izliyoruz.

Erdoğan’ın “Termik Santrallere filtre takılması” zorunluluğunu erteleyen maddeyi veto etmesinin ardından yaşadığımız teşekkür trafiğini bilmem anlatmaya gerek var mıdır?

İşte böylesine bir dönemde, AK Parti’de genel başkanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış birinin güçlü lider Erdoğan’a bayrak açıp yeni parti kurması, cesaret ödülüne aday gösterilecek bir davranıştır.

Söylediklerini gerçekleştirme ortamı bulamasa dahi Sayın Davutoğlu, en azından nelerin yapılması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Türkiye’nin önüne yol haritası koydu.

Elbette AK Parti’nin, Davutoğlu’ndan ilham alıp bu yol haritasını gerçekleştireceğini beklemiyoruz. Öyle bir dünya olsa o zaman Ali Babacan’ın partisi ve Davutoğlu’nun partisine ne gerek var?

Türk toplumu, 17 yıldır ötekileştiren, düşmanlaştıran ve geren siyasi politikalardan yoruldu. Artık sakinleşmeye, düşünmeye, kendimizi dinlemeye, birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Bu nedenle Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nun partilerini çok önemsiyorum. Çünkü iki lider de en azından konuşmalarında hiç olmazsa yüksek gerilim hattında seyretmiyorlar.

Davutoğlu, açıklamasında, “Susmaya değil konuşmaya, şikâyet etmeye değil çözüm üretmeye, bağırmaya değil sakince ve muhabbetle hitap etmeye, surat asmaya değil tebessüm etmeye geliyoruz. Gün bizi ayıran politikaları değil, bizi birleştiren ilkeleri konuşma günüdür” diyor.

Umarım bu söylediklerinizi, ola ki bir gün iktidar koltuğuna oturursanız unutmazsınız. Sizden önce de nice siyasi parti liderleri, iktidara gelmek için bu söylemleri kullanmıştı da sonrasında dönüp arkalarına dahi bakmamışlardı.

Bunların canlı tanıklarıyız biz.

Davutoğlu’nun şu sözüyle yazımıza nokta koyalım: “Toplumsal düzen ve devlet, öfke ile değil, hakkaniyet temelinin üzerine oturtulmuş adalet terazisiyle hareket ettiği zaman ayakta kalabilir.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here