“Demir Omurgalı Diplomat; İsmet İNÖNÜ ve Lozan”

7

Mudanya Mütarekesi bitmiş, istenilen kazanılmıştır. Ancak bir ulusun, dişiyle – tırnağıyla – varıyla – yokluğuyla kazandığı zafer henüz daha tamamlanmamıştır. Son adımlar vardır gidilmesi gereken, zafer ufuktadır. Ancak yol zorludur, yol itilaf devletleri tarafından tutulmuş ve ilerlemek için çelik gibi bir irade, demirden bir omurga gerekmektedir.

İsmet Paşa, Mustafa Kemal’in daveti üzerine odasına girer;

 “İsmet, İtilaf devletleri Ekim 28’de bizi Barış şartlarını görüşmek için Lozan’a davet ediyorlar.”

“Belli ki savaşta kaydettiklerini masada kazanmak istiyorlar. Ne düşünüyorsunuz?”

“Ben bizi temsilen senin gitmeni istiyorum.”

“Rauf Bey çok hevesliydi bu konuda, ona karşı zor durumda kalmanızı istemem.”

“Hayır, İsmet. Kararım budur. Dış İşleri Bakanı olarak bizi sen temsil edeceksin. Ancak İngilizler İstanbul Hükümetini de konferansa çağırmışlar. Muhtemel bir kargaşa zemini hazırlıyorlar. Önlemlerimizi almamız lazım.” (Hiç beklenilmeden 1 Kasım 1922 “Saltanat” kaldırılmış ve zekice bir hareketle bu antlaşmayı hak eden Türk Ulusu adına TBMM gitmeyi hak kazanmıştır.)

“Haklısınız paşam. Ancak bir maruzatım var. Yıllardır üniformamı hiç çıkartmadım. Ve benim hiç sivil kıyafetim yok.”

Evet, I.İnönü – II.İnönü ve Sakarya Meydan Muhaberelerinin kahramanı, “sadece düşmanı değil yıllardır zafer kazanmamış bir ulusun makus talihini de yenen” bu paşanın bir sivil kıyafeti bile yoktur. Durum ve şartlar buydu. Yıllar sonra kendisine “Sağır İsmet” denilecek, “İki Ayyaştan biri” ilan edilecek bu kahraman, tüm bu çirkinliklerden haberi dahi olmadan bir kez daha ülkesi için adımları atmaya başlayacaktı. Üstelik sivil iskarpinleri bile olmadan…

20 Kasım 1922 günü görüşmelerin başlaması gerekirken, entrikalarda uzman olan itilaf devletleri, direnecek gücü olmayan TBMM Hükümetini oyalamak adına görüşmelere gelmemiş, daha sonra geleceklerini ve gecikme için çok üzgün olduklarını belirten birkaç telgrafla İsmet Paşa ve ekibini oyalamaya başlamıştır. Plan açıktır, açlık ve yokluk içinde mücadele eden Türk Halkına bir parmak bal çalıp, süreyi uzatıp, iç isyanlarla hükümeti zayıflatmak ve beli kırılmış halde masaya oturtmak.

Ancak, İsmet Paşa, tuzağı görür ve o tuzağa basmaz. Hemen bir basın toplantısı düzenler. 18 ülkenin basın mensupları hazır şekilde “ekselanslarının” açıklamasını beklemektedir. İsmet Paşa, Türkçe olarak söze başlar ve tüm dünyaya ders olacak şekilde “Demir gibi bir omurgalı duruş” nasıl olur gösterir; “İngiltere – İtalya – Fransa’nın daveti üzerine bildirdikleri tarihte Lozan’a geldik. Biz buradayız fakat davet eden temsilcilerin ülkeleri ortada yok. Türkiye, büyük savaştan sonra barış yapılmasını bekliyordu ama barış yerine bütün sınırlarından aynı anda hücuma uğradı. İstiklal ve hürriyetimizi yeniden elde edebilmemiz için verdiğimiz bu mücadele bize çok pahalıya mal olmuştur. Büyük şehirlerimiz bugün kül halinde, bir milyondan daha fazla sivil Türk şu an evsiz ve ekmeksiz. Son taarruza kadar asla savaşı başlatan taraf olmadığımızı hatırlatmak isterim. Sonucunu biliyorsunuz, bütünüyle ölmeyi göze almış iki yüz bin kişilik bir orduyu kim durdurabilirdi. Çanakkale ve İstanbul önünde sırf barış yapmak için durduk ve yine barış yapmak için buraya koştuk. Ama bizi barışa davet edenlerin şu an nerede ve ne yaptıklarını bilmiyorum. Tecrübeli diplomatlar bu gecikmenin nelere mal olabileceğini takdir edeceklerdir sanıyorum. Teşekkür ederim.”

Ankara’ya telgraflar çekilir, telgraflar gelir. İsmet Paşa’nın bu sert çıkışı birçok yerde yankı yaratır. Ve itilaf devletleri “Karşımızda boynu bükük Osmanlı Diplomatları yok” diye fısıldamaya başlarlar. Ankara’da Mustafa Kemal, tüm orduyu teyakkuza haline getirir. Eksikleri tamamlanmış, zafer kazanmış, moralli ve dinlenmiş bir 230.000 kişilik Türk Ordusu tekrar silah başındadır. Çanakkale ve İstanbul’dur istikamet. “Barışı siz vermezseniz biz alırız.” demektedir Mehmetçik ve TBMM.

O sırada, Vahdettin, kurmaylarından Zeki Paşa ile İngiliz İşgal Kuvvetleri komutanına; “Kendi ve ailesinin emniyetinden şüphe ettiği için İngilizlere sığınmak istediğini” belirtir. Ve bir sabah şafak vakti kaçarak, ülkeyi terk eder.

İsmet Paşa’nın Lozan’daki sert çıkışı, Türk Ordusunun alarm duruma geçmesi, Sovyetler Birliğinin tekrar bir savaş başlaması durumunda resmi ve açıkça TBMM ‘nin yanında olacağını açıklaması ve dünya gündeminde “Savaş Çığırtkanlığı” ile suçlanacak olma ihtimali, itilaf devletlerinde paniğe neden olur. Ve TBMM Hükümet temsilcisini 23 Nisan 1923’te tekrar Lozan’a davet eder. Bu sefer İsmet Paşa trenden indiğinde kendisini Constantin Contrzesco (Romanya Temsilcisi) ve Marki Camille Garroni (İtalya) karşılar. Müzakerenin yapılacağı otele vardıklarında ise otel kapısında Dimitri Kaklamanos (Yunanistan) ve Joseph Pelle (Fransa) “Hoşgeldiniz” der. İbre dönmüştür. Karşılarında kim olduğunu çok net anlamışlardır.

Türk Hükümeti sanılanın aksine masaya omurgası kırılmış bir halde değil tam tersi “Demir gibi Omurgayla” gelmiştir. Ve bu saatten sonra da geri adım atması, attırılması çok zor olacaktır. Türkler bir kez daha ve bir kez daha “makus talihi yenmiş” ve bunu alışkanlık haline getiren İsmet Paşa sayesinde asırlar sonra ilk defa masadan kazançla kalkmaya çok yaklaşmış hatta psikolojik olarak çoktan kazanmıştır.  

Sanılan orta sınıf eğitimsizlik sebebiyle, Lozan’da On iki adalar kaybedilmemiştir. On iki ada, çok önceleri 1913 Londra ve 1913 Atina Antlaşmalarıyla Osmanlı Hükümeti tarafından kaybedilmiştir. Bilakis Lozan’da o kaybedildiği sanılan ve ahmakça iddia edilen on iki adada; İsmet Paşa sayesinde, “Silahsızlanma Maddesi” koyularak Yunan Silah tehdidini, Yunan anakarasına kadar uzaklaştırılmıştır. Türkiye – Suriye sınırı, Ankara Antlaşması ile kabul edilmiştir. Türk – Yunan sınırı, Mudanya’da verilen kararla netleşmiştir. Kapitülasyonlar tamamen kaldırılmıştır. Azınlıkların (Müslüman Olmayan) Osmanlı Devletince tanınmış olan tüm özel hakları ellerinden alınmış, hepsi TC vatandaşı kabul edilmiş ve farklı hiçbir muameleye maruz kalmayacakları, farklı hakları olmayacakları kanuna bağlanmıştır. İtilaf Devletleri talep ettikleri “Savaş Tazminatından” vazgeçirilmiştir. Bunun yanında Yunanistan’da 4 milyon altın talep edilmiş, kabul edilmemiş bunun yerine Yunanistan, Karaağaç bölgesini TBMM’ne vermiştir. Osmanlı İmparatorluğundan kalan borçlar, o sırada Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan devletlerarasında paylaştırılması kabul ettirilmiş Türkiye’ye kalan borç taksitlendirilmiştir. Boğazlardan savaş gemisi ve askeri yük gemilerinin geçişi yasaklanmış, başkanı Türk olan uluslararası bir heyetin denetimine bırakılmıştır. Aynı boğazlarda Türk askerinin de bulunması yasaklanmış ancak bu madde 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Yabancı Okulların eğitimlerine Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığının oluşturacağı kurallar dahilinde devam etmesi sağlanmıştır. Dünya Ortodoks Hıristiyanların ruhani lideri konumunda olan Patrikhanenin, Osmanlı Devleti zamanındaki bütün ayrıcalıklarına son verilmiş, sadece dini işleri yerine getirmek şartıyla İstanbul’da kalmasına müsaade edilmiştir.

Bilindiği sanılan ve nereden çıktığı belli olmayan saçma sapan bir cahilce bilgi dahilinde olan, “Lozan 100.Yılında son bulacaktır” gibi bir şey söz konusu değildir. Lozan’da asla süre, bitiş tarihi gibi bir madde yoktur. Gizli maddeler yoktur. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ilgili bir şer yoktur.

5 bölüm ve 143 maddeden oluşmuş bu antlaşma; ( Verilen linkte Lozan Barış Antlaşmasının tüm maddeleri vardır. Dikkatle incelemenizi öneririm. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/3-Lozan13-357.pdf  ) “Dış İşleri Bakanı İsmet İnönü başkanlığında, Dr. Ziya Nur bey ve Hasan Saka’nın” dik duruşları ve muazzam diplomatik ataklarıyla kazanılmış; “Türkiye Cumhuriyetinin Resmi Tapu Senedidir” – “Bağımsızlığımızın kazanıldığının imza edilmesidir” – “Bir Ulus olarak hürriyetimizin senedidir.”

Ancak biz bugün 24 Temmuz gününü, milletçe bu üç “Demir Omurgalı Diplomat” yerine popüler kültürün ve burjuva çılgınlığının zirve yaptığı Aşk-ı Memnu dizisindeki Bihter Ziyagil’in ölümünü daha önemsiyor durumdayız. Bunu sağlayanların ellerine sağlık… Başardılar, mutlu olsunlar.

Ruhları Şad Olsun. Tabii ki Bihter Ziyagil’in değil…

7 YORUMLAR

    • Yazımda vermek istediğim; Lozan’da İnönü hatalı değil bilakis harikalar yarattığıydı. Keza; İnönü’nün de her insanda olduğu gibi hataları oldu. Bu bambaşka bir konu.

      Teşekkür ederim.

  1. Haklısınız paşam. Ancak bir maruzatım var. Yıllardır üniformamı hiç çıkartmadım. Ve benim hiç sivil kıyafetim yok.”
    Her fotoğraf karesinde Atatürk’ün gayet şık birbirinden güzel sivil kıyafetleri varken İsmet Paşamızın bir tane bile sivil kıyafeti olmaması hiç inandırıcı değil. Savaş elbetteki zorluk yokluk içerisinde kazanılmış. İsmet paşayı yüceltmek için böyle aslı astarı olmayan yazıya hiç gerek yok.
    Savaşı asıl kazanan ayağına çarık çorap bulamayan şehit askerimiz ve de her savaştan Allah’ın izniyle Muzaffer olan şanlı Mustafa Kemal Pasamiz. Bence doğruları söylemeye cesareti yok İsmet Paşamızın.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here