Demokratik(!) Holiganizmden, “Demokrasi İttifakı”na…

0

Bir önceki yazım “Bilimselliğin Siyasete Katacakları!“ başlığı ile toplumun seçim sandıklarına giderken etki altında olduğu algıların, alışkanlıkların ve baskıların değiştirilmesine yönelik beklentilerimi dile getirmekten ibaretti.

On iki yıldır kaleme aldığım yazılarımın çoğunluğunda olduğu gibi, görünen ve gösterilen, söylenen ve söyletilen, yazılan ve yazdırılan kadar, dar bir yaşama hapis olunmanın anlamsızlığını kendimce dile getirme gayretlerinde oldum.

Bazen tutarsız ve dönek gibi suçlamalara maruz kalınsa da, “mutlak” doğru ve desteğin anlamsız bir saplantı haline gelmesine de yine kendimce karşı gelmeye gayret ettim…

Bazen hepimizin çevremizdekilerle yaptığı siyasal sohbetlerde ve düşünce paylaşımlarında bile, adeta “holigan” sporsever(!) ile bilinçli sporsever arasındaki fark kadar tercih farkı, aslında siyasal tercih farkları halbuki!

Ama sonuçları çok daha acımasız.. adaletsiz.. vicdansız ve sınırsız olabiliyor…

“Sporda holiganizm” ile “siyasette holiganizm” arasında uçurum var! 

“Siyasette holiganizm”, toplum idaresine sahip olacakların belirlenmesi sürecinde yanlış(!) tercihlerle, siyasal, demokratik, kültürel, sosyal ve yaşamsal körlüklere neden olabiliyor…

Doğru söylemler, eylemler, birliktelikler ve ittifaklar, bir bakıyorsunuz siyasi holiganizmin sonunu(!) da getirebiliyor.

Reklam

Örneğin CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi için kaleme aldığı yazısını okuduğumda, duygu ve düşüncelerimle örtüşen farklı anlatımla bir demokratik düzen çabasını görüyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu bir anlamda siyasal tercihlerin nasıl da değişim gösterebilir olduğunu ve “siyasal holiganizm”in son bulabileceğini örnekleriyle hatırlatıyor.

“Çeyrek yüzyıllık yerel iktidar” tercihlerini değiştiren bir Ankara ve İstanbul gibi metropollerin, “adalet yürüyüşü” güzergahındaki Bolu ve İzmit Belediye Başkanlıklarının da kazanılarak “Millet İttifakı”nın başarısını demokratik başarı olarak özellikle her fırsatta belirtmesi, başarıyı sahiplenmeyerek sadece CHP’ye mal etmemesine yönelik ısrarlı duyarlılığı..

“Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk” devletini güçlendirmeye yönelik hedefleri..

Daha güçlü bir “Parlamenter Demokrasi” ile kapsayıcı bir “Yeni Anayasa” vaatleri..

Önümüzdeki seçim dönemlerindeki “Millet İttifakı” söyleminin daha güçlü bir “Demokrasi İttifakı”na dönüştürüleceğine dair inanç ve ısrarlı söylemler, bakalım ülkemizin siyasal sistemine nasıl katkılar sunacak…!  

Aşağıdaki şahsen vurgulanması gerektiğini düşündüğüm cümleler, sayın Kılıçdaroğlu’na ait olsa da, demokrasi ittifakının da vaatleri, beyanları ve düşünceleri olmasını diliyorum.   

**

Reklam

“Cumhuriyeti Demokrasiyle Taçlandıracağız!

Mustafa Kemal Atatürk, CHP’nin temellerine tereddütsüz demokrasiyi yerleştirdi; yaşamı boyunca da demokrasiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaşacağı nihai hedef olarak savundu. “Hâkimiyet bilakaydu şart milletindir” ilkesine duyduğu inançtan ömrü boyunca vazgeçmedi.

Üreten ve hakça bölüşen bir Türkiye’yi, özgürlükler konusunda ödünsüzlüğü, kuvvetler ayrılığını, denetimi, örgütlenme hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, liyakati, şeffaflığı, laikliği, eğitimde bilimselliği ve demokratik değerleri savunuyoruz. 

Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi kararları, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, 20 Ocak 1921 ve 20 Nisan 1924 anayasaları “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi çerçevesinde oluşmuş tarihsel dönemeçlerdir. 

Bu tarihsel dönemeçleri birlikte ele aldığımızda ulu önder Atatürk’ün “Halkçılık” düşüncesi, “Özgürlükçü bir siyasi parlamenter demokrasiye” er ya da geç ulaşma isteğinin/hedefinin kaynağıdır. 

Atatürk’ün genç Türkiye Cumhuriyeti’ni çok partili siyasi hayata geçirme çabaları, milletin egemenlik hakkına duyduğu inançtan güç almaktaydı. 

II. Cumhurbaşkanımız ve ulu önderimiz Mustafa Kemal’in yol arkadaşı İsmet İnönü de “Halkçılık ile Demokrasi” arasındaki anlamlı ilişkiye bağlı bir isim olarak eşsiz sorumluluklar üstlendi.

Bilineceği üzere, çok partili siyasi hayata İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde geçildi ve CHP’nin 1950 seçimlerini Demokrat Parti’ye karşı kaybetmesini, bizzat İnönü’nün kendisi “Bu bir yenilgi değil, benim en büyük zaferimdir” sözleriyle değerlendirdi.

III. Genel Başkan Bülent Ecevit “Ortanın Solu” adlı eserinde, “Ortanın solundakiler halkçıdırlar. Geniş halk topluluklarının yararını, dar zümrelerin çıkarlarına üstün tutarlar” diyerek CHP’nin o günü ile geçmişi arasındaki ilişkiyi kayda geçirir… 

Türkiye’nin temel problemlerini, “Demokrasi, eğitim, dış politika, ekonomi ve toplumsal barış” başlıkları altında sıralıyoruz. 

Şüphesiz “demokrasi” sorunu, diğer sorunları da kapsayan bir önem arz ediyor. 

Çünkü Türkiye’nin diğer dört temel problemini, demokrasi sorununu ortadan kaldırmaksızın çözebilmenizin bir yolu bulunmamaktadır.

Kendini “halkın gerçek temsilcisi” olarak sunan, karşıtlarını “milli irade düşmanı” olarak gösteren, asgari bir demokratik tartışma ortamına dahi tahammül edemeyen, kutuplaştırıcı ve eski uzlaşmazlıkları besleyen bir dili tercih eden, temel hak ve özgürlüklerin kullanım hakkını kendisi için tehdit gören bir yönetim anlayışı… 

Kendini denetletmemek için gerekli olan tüm hukuki değişimleri yapan, liyakati ve şeffaflığı ortadan kaldırmış, medyada teksesliliği savunan, tüm muhalif sesleri susturmayı hak gören, yargı bağımsızlığını yok etmiş, güçler ayrılığını ortadan kaldırmış, ülkenin tüm zenginliklerini / gelirini “Saray iktidarı” ve ona bağlı küçük bir zümreye peşkeş çeken “otoriter / tek adam” rejimi…

Hal böyleyken mevcut iktidarın yarattığı “demokrasi sorunu” çözülmeden, diğer dört temel sorunun çözülebileceğini düşünmek yanlış olur. 

Hedef Güçlü Parlamenter Demokrasi

Üreten ve hakça bölüşen bir Türkiye’yi, özgürlükler konusunda ödünsüzlüğü, kuvvetler ayrılığını, denetimi, örgütlenme hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, liyakati, şeffaflığı, laikliği, eğitimde bilimselliği ve demokratik değerleri, komşularımızla barış içinde yaşamayı, kimsenin dini, inancı, etnik kimliği ve yaşam tarzı nedeniyle ötekileştirilmemesini savunuyoruz… 

Yargı bağımsızlığını ve 12 Eylül – 12 Mart yasal / düzenlemelerinden kurtarılmış (yani darbe hukukundan arınmış) güçlü bir parlamenter demokrasiyi hedefliyoruz… 

Hiç şüphesiz önümüzdeki dönem, Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağımız bir dönem olacaktır. 

Biz bu yeni dönemde “demokrasi, ekonomi, eğitim, toplumsal barış ve dış politika” alanlarındaki sorunların “Millet İttifakı”nın iktidarında çözülebileceğinin altını çiziyoruz. 

Demokratların birlikteliğinin iktidarında, tüm darbe kalıntılarının temizlendiği demokratik bir anayasayı yaşama geçireceğiz; Cumhuriyetimiz demokrasiyle taçlandırılmış olacak. 

Atatürk’ün kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti için yüzüncü yıl hedefimiz budur.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here