Demokratik siyaseti pazarlıklar üzerine kurmayı reddediyoruz..

0

HDP Parti Meclisi, siyasal gelişmeleri değerlendirmek, yeni dönem çalışmaları planlamak amacıyla Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında toplandı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, şunları söyledi: “Herkes ne yapacağımızı merak ediyor. Ne yapacağımız konusunda bizlerin tereddütü yok. Biz Türkiye’ye kalıcı barışı ve halkların ortak eşit yaşamın koşulların kurmak için yoldayız. Her dönemin kendi özgün şartları vardır. Bu şartlara göre program hedefimiz gibi somutlaştırma yükümlülüğümüz vardır. Bu istişarelerde belirlediğimiz ana yolda nasıl yürüyeceğimizi, hangi yöntemlerle hareket edeceğimizi belirlemek için çalışmalar yürüttük. Buralarda da önemli fikirler, öneriler ve eleştiriler aldık. Hepsinin bizim için değeri çok büyüktür.

Doğal olarak aldığımız bu verileri, önerileri sizlerle tartışarak karar vereceğiz. Partimizin en yüksek karar organı olan PM’miz özel bir görev, sorumluluk ve yükümlülük ile karşı karşıya. Dün Kadın Meclisimiz değerli bir toplantı yaptı. Oradan çıkan fikirler bizim yolumuzu güçlü bir şekilde aydınlatıyor. HDP’nin kadın partisi olduğunu söylerken boş bir slogan kullanmış olmuyoruz. Gerçekten kadın partiyiz. Gerçekten de dönüşümün temel dinamiği de kadın mücadelesidir. Kadın Meclisi toplantısında emeği geçen başta Pervin Buldan ve Ayşe Acar Başaran olmak üzere hepinize teşekkürlerimiz iletiyoruz. İyi ki varsınız.

İktidar çöküyor, sistem çözülüyor. İktidar çözülüyor, sistem çöküyor. Bizim bu çözülme ve bu çöküşe karşı bir yol oluşturma sorumluluğumuz var. HDP, halkların ortak iradesinin, ezilenlerin, ötekilerin partisi olarak bu konuda öncü güç rolünü üstlenmek zorundadır. Bu sorumluluk ve bilinçle önümüzdeki dönemde iktidarın çözülmesine karşı alternatif, toplumsal çözülmeye karşı da yeni bir başlangıç hedefi belirledik. Yeni başlangıç ve güçlü alternaitf olmadan sadece bekleyerek sorunları çözemeyeceğizi çok iyi biliyoruz.

İktidar kaybediyor, çözülüyor diye bekleyerek sorunlar kendiliğinden hal olacaktır diye beklemek naifliktir, nailik de apolitik bir tavırdır. Asıl politik tavır demokratik siyasetin özünü oluşturan toplumsal yenilenmeye öncülük etmektir. Toplumsal bir alternatif üretme hedefidir. HDP de siyaseti toplumla birlikte yürütmeyi, hakların ortak iradesine çözümün esas gücünü vermeyi varoluş sebebi yapmış bir parti olarak bu çalışmaların en önünde yer almak mecburiyetindedir.

Seçimler yaklaştıkça bütün sorunların seçimler üzerinden tartışılmasını bir eksiklik olarak görüyoruz. Önümüzdeki seçimlerin çok önemli olduğunun farkındayız. HDP’nin kilit güç olduğunu herkes biliyor ama seçimlere odaklanmış siyasal bir gündemin Türkiye’nin gerçek sorunlarını ıskalama gibi bir riski beraberinde getirdiğini bilmek zorundayız. Seçimlerin önemini kabul etmekle birlikte seçimlere giden süreçte toplumsal mücadele ve yaygın halk örgütlenmesinin vazgeçilmez olduğunu hatırlatmak durumundayız.

Bunun için de siyaset pazarlık üzerine değil müzakereler üzerine kurulmalıdır. Müzakereden kastımız, toplumun bütün kesimleriyle iletişim kurmaktır. Toplumun bu sistemden canı yanan her kesime dokunma ve her kesimin bize dokunması yöntemidir müzakere. Demokratik siyaseti pazarlıklar üzerine kurmayı reddediyoruz. Pazarlık, paylaşım, dar hedeflere yönelme olmadan yürüme tuzağıdır. Oysa müzakere yeni başlangıcın vazgeçilmez şartıdır. Her alanda müzakere, her konuda toplumsal iletişim ve toplumsal kesimlerin birbirine dokunmasını sağlamaktır.

İşte bizim bu dönemde esas yöntemlerimizin başında demokratik siyasete özünü verecek bu yöntemi başarı bir şekilde yürütmek, bu yöntemi öne çıkaracak bir çalışma yürütmek gelmektedir. Öte yandan tartışmalarda belli bir kutuplaşmanın, daha doğrusu ayrışmanın da ortaya çıktığını görüyoruz. Sistemi belli makyajlarla, belli ambalajlarla yenileme arayışı var, düzeni özüne dokunmadan sürdürme girişimleri var.

Öte yandan yeni başlangıç yapmak. Yani iktidarla birlikte bu tür iktidarları üreten düzenin temel unsurlarını da müzakere edip değiştirme politikası var. İşte biz bu ikinci politikayı değerlendiriyoruz. Yani; yoksulluğun da, inkarın da, savaş politikalarının da, sömürünün de, rantın da, talanın da, doğa katliamının da köklerini içeren bu düzeni değiştirme hedefini önümüze koymadan yeni bir başlangıç yapmamızın mümkün olmayacağını anlatmak istiyoruz. Bütün bunları bir günde değiştiremeyeceğimizin farkındayız. Ancak, bu hedefi yok sayarak, sadece iktidar değişikliğine odaklanmış bir stratejinin de sorunların aynen devam etmesini bir süre sonra daha da kangreleşmiş bir şekilde karşımıza çıkmasına yol açacağını da biliyoruz. O nedenle biz çalışmalarımızı yeni başlangıç ve iktidar değişimiyle birlikte bu iktidar zihniyetinin üretilmesini sağlayan tüm düzen unsurlarını da önümüze mücadele edilecek konular olarak koyarak yürümek zorundayız.

Türkiye’de çöküşün, çözümün, düzenin sürekli kendini yeniden üretme yeteneğinin temelinde savaş politikaları yatıyor. Kürt sorununa yaklaşımda özellikle savaş politiları ve güvenlikçi anlayış, sistemi sürekli ayakta tutacak can suyunu, damarlarına akacak kanı sağlıyor. Halkın kendi evlatlarının kanını kendi yenilenmesinin kaynağı haline getiriyor savaş politikaları. O nedenle bizlerin özellikle Kürt sorununda savaş politikalarına ve güvenlikçi anlayışa karşı çok geniş bir müzakere ve barış bloku oluşturma mecburiyetimiz var. Barış politikaları ve demokratik siyasetin özünü oluşturan müzakere yöntemi olmadan bu zihniyeti değiştiremeyeceğimizi de bir kez daha birbirimize hatırlatmakta fayda var. Savaşa karşı barış ama barış sadece basit bir slogan değil. Kalıcı barış, ancak Kürt sorununun demokratik çözümüyle mümkündür, kalıcı barış ancak savaş aygıtının çeteler üreten devleti mafyalaştıran bütün yaklaşımları sorgulayarak sağlamak. Aksi takdirde yapılacak barış konuşmalarının da altı dolu olmayacaktır, sloganın ötesine geçmeyecektir.

Barış sadece iktidarların inisiyatifiyle gerçekleşebilecek bir durum değildir. Zaten barışın kendisi bir süreçtir. Barışın kalıcı olmasını sağlayacak olan şey de toplumsal mücadeledir. Yani, barışı isteyen toplumsal güçlerin alabildiğine genişlemesi, güçlenmesi ve kararlı mücadelemiz. Barış aşağıdan yukarıya doğru inşa edilecek ve sürekli yeniden savunulacak bir süreç olarak görülmelidir. Kürt sorununda barışa da böyle yaklaşıyoruz. Elbette çatışmalı bir geçmişe de 37 yılı aşan ağır bir çatışmalı süreci de içeren böyle bir boyutu olan Kürt sorununun barışa ulaşmak için aktörleri ve muhataplarının da devrede olması gerekiyor. Toplumsal bir zemin, güçlü bir toplumsal mücadele, barış mücadelesi ve aynı zamanda sorununun muhatapları ile diyalog ve müzakere. Bizim bu dönemde barışı inşa etme noktasında herkese görev düşüyor dememizin altında yatan gerekçe budur. Ama unutmayalım, barışın gerçek garantisi güçlü bir toplumsal barış bilinci ve iradesidir. Bunu sağlayabilirsek kalıcı barışa giden yolu da sonuna kadar açmış oluruz.

Bu iktidar rantçı ve talancıdır. Bu iktidar yalan üzerine bir sistem kurmuştur, bu iktidar savaş politikalarıyla varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bizim bu iktidara karşı önerimiz, her alanda başta sağlık, eğitim, ulaştırma gibi bütün temel hizmet alanlarında kamu yararını esas alan bir programı hayata geçirmek için mücadeleyi yükseltmektir. Biz buna devletçi restorasyona karşı halkçı yönetimin inşası diyoruz. Halkçı yönetimi inşa edecek olanlar da siyaseti halk için yapanlardır, siyasette halkın çıkarını ve yararını ve toplumun bütün kesimlerinin geleceğini esas alan anlayıştır.

Bizlerin siyasette herhangi bir rant, mevki beklentisi yoktur, olamaz. Bu kadar temiz kalmış, özü halka hizmet ve bu ülkeye demokrasi, barış getirmek olan bir partinin en fazla sakınması gereken tuzaklardan biri de sistemin yarattığı siyasi mekanizmanın çürümüşlüğünü gözden kaçırmamaktır. Yani, bizlerin de sistem içi siyasette yaşanan yozlaşmaların bize bulaşmasına karşı her kademede uyanık olmak zorundayız. Her kademede güvencelerimizi birlikte aramak ve hayata geçirmek zorundayız. Aksi takdirde sistemin yenilenmesinde öncü güç değil, maalesef etkisiz unsur olmak gibi bir durumla karşı karşıya kalırız. Yozlaşmaya, siyasi çürümeye, toplumsal çözülmeye karşı bizim halkla birlikte, halkın içinde halk için siyaset anlayışından bir milim taviz vermememiz gerekiyor.

HDP, sadece kimlik ve kültür asimilasyonuna değil, siyasal asimilasyona karşı da mücadele ediyor. Siyasal asimilasyondan da kastımız iki tanedir. Birincisi, bizim Kürt halkı olmak üzere iradesini temsil ettiğimiz bütün toplumsal kesimleri özne olmaktan çıkarma arayışıdır. Yani; siyasi asimilasyon en başta Kürt halkı olmak üzere HDP’nin varlığını oluşturan halkların ortak iradesini en güçlü özne haline getirmemiz gerekiyor siyasi asimilasyona karşı. Siyasi asimilasyon Kürt halkını özne olmaktan çıkarmayı hedefliyor ve halkların ortak iradesini etkisizleştirmeye çalışıyor.

İkincisi de örgütsel asimilasyondur. Bunun da sistem politikalarının, sistem siyaseti zihniyetinin bizleri çürütmesine karşı uyanık olmakla önlenebileceği ortadadır. Bizim için Kürt sorununda demokratik çözüm esastır. Bunu her seferinde söyleyeceğiz ve bunun için elimizden gelen her şeyi sonuna kadar HDP olarak yapacağız. Bu konuda en ufak bir tereddütümüz yok. Demokratik çözümün hedefi eşit, ortak yaşamdır. Demokrasi, aynı zamanda halkın sahiplenmesi ve katılımıyla ayakta kalacak bir sistemdir. O nedenle biz demokrasiyi sadece merkezi yönetimin yapılanmasıyla sınırlı bir sistem ya da program olarak görmüyoruz. Demokrasi gerçek anlamda işleyecekse, güçlü bir demokrasi olacaksa bu ancak yerele dayanarak sağlanabilir. Yani; yerel demokrasi gerçek demokrasinin vazgeçilmezidir. Kayyım rejimi yerel demokrasiyi yerle bir etmenin sembolüdür. En ağır, en pervasız uygulamasıdır. Bizim Kürt illerinde belediyelerimize kayyım atanmasının en önemli hedefi, tam da iradesiz bir kitleyi sisteme mahkum etme amacıdır. Yani Kürt halkının iradesiz bir şekilde bu sisteme teslim olmasını sağlamaktır.

Oysa Kürt halkı iradesine sahip çıktığı ölçüde Türkiye demokrasisinin de güçlenmesinin mümkün kılacağını her fırsatta göstermiştir. Bu iradeye sahip çıkmaya devam ediyoruz halkımızla birlikte ve demokrasiyi ancak yerelden başlayarak kurarsak ülkenin tümünde gerçek bir demokrasiyi sağlayabileceğimizi de biliyoruz. Yerel demokrasi demokratikleşmenin ve Kürt sorununda demokratik çözümün anahtarıdır. Bunu, pek çok başka örnekle de anlatmamız mümkündür. Ama yaşanan tecrübeleri hepimiz biliyoruz. O nedenle sadece şehirlerimize atanan kayyım meselesinden ibaret bir konu olmadığını bir kez daha hatırlatayım.

Son alarak anketlere baktığımızda, HDP bütün baskılara, kapatma davası, Kobanî Kumpas Davası gibi operasyonlara, yoldaşlarımıza yönelik saldırılar ve gözaltılara karşı örgütümüz ayakta durmaktadır. Örgütlerimizde bütün baskılara rağmen en zor şartlarda kapısını açık tutmaktadır. Ben Şırnak’ta Karalar örneğini vermiştim.HDP’yi en iyi anlatan örneklerden biriydi. Bir aile evini HDP ilçe binası olarak kullanıyor ve 10 yıldır karı-koca bu mücadelenin içindedir. Parti kapatma davasının bize bir etkisi olmayacağını, bizi yolumuzdan saptırmayacağnı bir kez daha vurgulamak için bu örneği verdim.

Dar gelirliler arasında açık ara hızla yükselen bir partidir. Yeni emekçilerin ve yoksulların partisi olduğunu göstermektedir. Gençler arasında hızla yükselen bir partidir, geleceğin, ufkun ve umudun partisidir. Şimdi bize düşen görev, emekçilerin, yoksulların, Kürt halkı başta olmak üzere ezilen halkların bu teveccühünü ve güvenini ileri taşımaktır. Onlara layık olmaktır. PM’mizin bugün bu konuda çok hayati tarihi bir tartışma yürüteceğini biliyorum, toplantının başarılı geçeceğinden hiç şüphe duymuyorum, bu vesile ile tekrar bütün parti emekçilerimize halkımıza teşükkürlerimi sunuyorum. Yolumuz açıktır, kimsenin bundan şüphesi olmasın. Selamımız, sevgimiz bütün halklara ve emekçileredir. Serkeftin. Başarı bizim olacaktır, mutlaka kazanacağız.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here