Depremlere/Zelzelelere Dini Bakış Açımız

1

Elazığ’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. 

Milletimize geçmiş olsun dileklerimizle; duamız: Rabbimiz üzerinde oturduğumuz  topraklarımızı, vatanımızı bundan sonra, yerden gelebilecek depremlerden, gökten gelebilecek afetlerden muhafaza buyursun. Amin.

Deprem ve Zelzele

Sözlükte “bir şeyi hareket ettirmek, şiddetle sarsmak, vurmak” anlamındaki “zelzele”, “yer içindeki fay kırıkları üzerinde biriken enerjinin âniden boşalması sonucu meydana gelen yer değiştirme hareketinin yol açtığı, karmaşık, elastikî dalga hareketleri” şeklinde tanımlanır.  Türkçe’de zelzelenin yerine daha çok “deprem” kelimesi kullanılır. 

Kur’an’da bir âyette zelzele, beş âyette aynı kökten kelimeler bulunur. Zelzele, bu âyetlerin ikisinde kıyametin kopması esnasındaki yer sarsıntısını (el-Hac 22/1; ez-Zilzâl 99/1-2), üçünde önceki ümmetlerle (el-Bakara 2/214) Hz. Peygamber’in ve sahâbenin (el-Ahzâb 33/11-12) dinleri uğruna çektiği zorlukları ifade eder. 

Deprem ve Zelzelenin Mahiyeti

Rabbimiz göğe bir düzen ve mizan koymuş, (Rahman,55/7) bunun neticesinde rüzgarların nasıl eseceği, yağmurun ve karın nasıl yağacağı, gökteki yıldızların, gezegenlerin nasıl hareket edeceği hep bir ölçüye bağlandığı gibi, aynı şekilde yeryüzünün (karaların ve denizlerinin) yaratılmasında ve hareketlerinde de aynı işleyiş devam etmektedir.

Yerkürenin çekirdeğinin eriyik bir maden ve ısısının 4.300-6.300 C olması, bunun sonucunda basınç ve manyetik alanların oluşması, yerkürenin üst tabakasını oluşturan manto katı olduğu halde daha derinlerde sıvı magmanın olması ve bu magmanın etrafının kalın taş bloklar (levhalar) tarafından sarılması sonucu, bu yapıların sürekli hareketli ve birbiriyle etkileşim içinde olması ve bir birini sıkıştırması, karaların birbirinin üstüne çıkması veya altına girmesi sonucu oluşan depremler, tabiattaki ölçü ve dengenin bir sonucudur.

Reklam

Deprem, yağmur, sel, rüzgar,  fırtına, yanardağ patlamaları, tsunami vb. bâzı tabiat hâdiseleri belli bir periyoda bağlı olmayan “âdetullâh” veya “sünnetullah” denilen Allah’ın yeryüzünde koyduğu kanunların tecellîleridir. 

Kainatta zerreden küreye kadar her şey bu ilahi kanunlar dahilinde hareket etmektedir.

Deprem ve Zelzelelere İslami  bakış açımız nedir?

İnsanlığa düşen, tabiat kanunlarına savaş açıp onları zaptu rap altına almaya çalışmak değil, onlarla uyumlu olmak ve bu tabiat olaylarına karşı tedbirli davranmaktır.

Yağışlı bir havada başımıza şemsiye tutmak, karlı ve soğuk bir kış gününde, kalın ve sıkı giyinmek ne ise; yeryüzünün yaratıldığından bu yana devam edegelen depremler için tedbir almak, yaşadığımız mekanları sağlamlaştırmak da odur. Deprem ve zelzeleler hep var,  ancak biz şiddetli olanlarını duyuyoruz.

Evet deprem ve zelzele Allah’ın kainata koyduğu ölçülü bir işleyişin neticesidir.  

Ancak tabiat kanunlarının ifratı/çoğunun ve tefriti/azının, zararlı tesirleri de vardır. Mesela; yağmursuzluk, kuraklık; çok yağmur yağmasından dolayı sel ve su baskınları yaşanır.

Fırtına-kasırga, hortum, tipi-dolu ve yüksek derecede deprem ve zelzeleler de  böyledir.

Reklam

İşte başımıza gelebilecek deprem ve zelzeleler karşısında bizlere düşen öncelikli görev, tedbir almaktır (Nisa,4/71-102), (Yusuf,12/50).

Manevi olarak da bu dünyada bir misafir olduğumuzu,  kendi kuvvetimizin bir sınırı olduğunu bilmek ve tabiatın işleyişi (ilahi kanunlar) karşısında aczimizin  farkına vararak  ibret almaktır (Bakara,2/164), (Yusuf,12/105).

Deprem ve zelzeleleri; Kur’anda haber verilen ve helak olan kavimleri esas alıp, ilahi bir ceza olduğunu ön plana çıkararak yapılacak değerlendirmeler; doğru ve isabetli bir değerlendirme değildir. Kaderiyeci bir anlayışın ifadesidir. İnsanlara verilen iradeyi devre dışı bırakmaktır.

Halbuki ziraatçıların sebzelerini korumak için sera yaptıkları gibi, yağmurda ıslanmamak için şemsiye tuttuğumuz gibi, başımıza gelebilecek deprem ve zelzelelere karşı da tedbirler almalıyız.

Deprem ve zelzelelerin öncesinde, deprem anında ve sorasında nasıl davranacağımızı görevlilerden öğrenmeli ve bu konular hakkında bilgilenmeliyiz.

Yaşadığımız mekanları depreme dayanıklı şartlarda inşa etmeliyiz. Daha güvenli, emniyetli yaşanılır ve planlı şehirler kurmalıyız. Bu aynı zamanda fiili bir duadır.

Peygamber  efendimizin (s.a.v)’in; “Deveni sağlam kazığa bağla, sonra tevekkül et” anlayışı ile hareket etmeliyiz.

Merhum Ahmet Mete Işıkara’nın, “Deprem öldürmez, bina öldürür” sözünü unutmamalıyız.

Milletimizin başı sağolsun, geçmiş olsun!

 Vesselam.

Kaynak:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, ‘Zelzele’ mad.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here