“Derin Devlet”, “Deep State” gerçekte kim?

26


“Derin Devlet” sözü bir çok ülkede, üzerinde en çok spekülasyon yapılan kavram, sanırım. 

5-6 yıl öncesine kadar, birisinin şüpheli hareketleri, ulaşabildiği yerlerin-çözebildiği işlerin profilinin yüksekliği, “hayrola derin devlet mi?” sorusu ile karşılaşmasına neden olurdu.

Şimdilerde filmleri bile yapılır oldu.

Kosova’da bu meseleye işaret eden enteresan bir olayla karşılaşmıştım. Bu olay, gazeteci olarak bana, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı konusunda ciddi bir ders oldu. Standart parametrelerle ve standart dışı parametrelerle bakmak, “double check” adet oldu bende.

Kosova’nın bağımsızlığını kazanması ve bağımsız devlet olarak inşası sürecinde; “Arnavut milliyetçiliği” tek parametre olarak belirlenmiş, Arnavut tarihi, kültürü, gelenekleri, İslam’a bakışı, Osmanlı tarihine bakışı, Türkiye’ye bakışı, bu süreçte yeniden tanımlanmıştı. Arnavut’un dini “Arnavut olmaktır” denecek ölçüde, tek parametre “nasyonalite” idi. Bağımsızlığa giden yol ve yeni devletin inşasındaki bütün kurumsal yapılar, bu temel ölçüye göre yetiştirilmiş insana ve bu çerçevede oluşturulmuş ideolojilere-fikirlere dayandırılıyordu.

Yugoslavya devletinden, uluslararası bir “uzlaşı projesi” olarak kurulduğundan beri, “Vatikan” rahatsızdı aslında. İki nedeni vardı bunun: Birincisi “dinsiz devlet” kavramına karşıydı Vatikan; ikincisi ise, “Katolikler” Balkanlardaki “hinterlandını” kaybetmekten rahatsızdı.

Vatikan bu durumu ters yüz etmek için, yıllarca, sabırla çalıştı. Yugoslavya devleti varlığını sürdürürken, Arnavutlar için; alternatif eğitim kurumları kurulması, yeni kitapların hazırlanması, dağ-mağara ve bodrum okullarında illegal eğitim kurumlarının oluşturulması ve bu fikre uygun yeni nesillerin yetiştirilmesi, işte bu çalışmalar sonucu gerçekleştirildi. 

Dini saf dışı bırakan Arnavut milliyetçiliği, Arnavutların yeni tarihi, Arnavutların İslam’a yeni bakışı, Arnavutların bütün kültür normları bu plan çerçevesinde değiştirildi. Geleceğin Kosova güç merkezleri bu çerçevede şekillendirildi. “Arnavut’un derisini kazısan altından haç çıkar” güzellemesi de, bir yandan bütün dimağlara nakşediliyordu.

Reklam

Bu sürecin yıldızı, şüphesiz Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) idi. Kosova Katolik icmasının iddiasına göre, Vatikan UÇK’yı da savaşa hazırlamıştı.

Siyasetin ve sivil toplumun güçlü aktörleri de “Arnavut milliyetçiliği” etrafında şekillendiriliyordu. Bu konuda en ileri siyasi hareket “Kendin Karar Ver-Vetevendosje Hareketi” ve onun genç lideri Albin Kurti idi. Albin Kurti, Kosova ölçeğinde bir “Arnavut milliyetçiliği” ile yetinmiyor; aynı zamanda Arnavutluk’la birleşmeyi, Makedonya Arnavutları ile güçlü beraberliği düşünen bir fikri de öngörüyordu. Geleceğin başbakanı gözüyle bakılan Albin Kurti, Vatikan’ın bütün kurgularına uyuyor gözüküyordu. Arnavut milliyetçiliğinin “kalesi” oydu. Senaryo belli, “esas oğlan” belliydi. Görüntü buydu.

Son seçimde beklenen oldu ve Albin Kuti’nin Vetevendosje hareketi birinci oldu. Başbakan olması bekleniyor, en azından koalisyonun büyük ortağı olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Seçim sürecinde Albin Kurti kendisinden pek umulmayan birkaç cümle sarf etmişti, “İslam bir tehdit değildir, ekstremistlerle ve İslamofobi ile mücadele edeceğim, başörtülüler devlette çalışabilir.” Bu cümleler, sıradan bir cümle gibi geldi bir çoğuna, ancak bu cümlelere çok dikkatle bakanlar da vardı. Vatikan’ın senaryosunu bozan bu cümleler, bir yere not edilmiş olmalıydı. Parti karıştı. Albin Kurti’nin partisindeki 31 vekilden 11’i istifa ettirildi, başkent Priştine’nin belediye başkanı Albin Kurti’den ayrıldı. Albin’in halktan aldığı oylar, masabaşı oyunuyla “hiç” mertebesine indirilmişti. Sonra Kosova savaşının bütün “UÇK” komutanlarının partileri bir araya getirilerek yeni hükümet komutanlara kurduruldu.

Bu olay beni çok düşündürdü. Albin kimin ayağına basmış, hangi yanlışı yapmıştı? Kosova’da esas güç kimdi, Kosova’nın rolü ne olarak belirlenmişti? Albin bilmeden hangi oyunu bozmaya kalkmıştı? Kosova derin devleti mi devredeydi? Albin’in partisini parça parça eden, “UÇK” komutanlarının partilerini bir araya getirip hükümeti kurdurtan ve asla yıktırtmayan kimdi? Kosova derin devletini Vatikan mı kurgulamıştı? Kosova’nın kırmızı çizgisi “İslamiyet” olarak mı belirlenmişti? Kosova’nın yüzü Vatikan’a mı dönük olmalıydı?

Kafam karma karışık olmuş, cevabını bulamadığım sorular beynimde fırtınalar yaratmıştı.

Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de mesele daha da kompleks gözüküyor.

Derin devlet kavramı Türkiye’de de çok etkili biliyorum. Kavramın oradaki izlerine de bakmaya çalıştım. Yalnız 3-4 yıldır, derin devlet kavramını pek kimsenin kullanmadığının da farkındayım. Bu derin devletin etkisizleştirildiği, ya da Türkiye’de defteri kapattığı anlamı mı taşır? Sanmam.

Önce, Türkiye’de bu konuyla ilgili önemli figürlerin “derin devlet” tanımlarına bakalım.

Reklam

Süleyman Demirel’in derin devlet tanımı, yıl 2005: “Derin devlet devletin kendisidir. Askerdir derin devlet. Cumhuriyet’i kuran askerler, kurulu nizamın yıkılmasından daima korku duyar”. “Devleti yıkılma sınırına getirmediğiniz sürece, derin devlet hareket halinde değildir”. 

Demirel’in tanımına bakarsak; cumhuriyeti kuranların, ki onlar askerler, belirlediği bir devlet yapısı var ve ordu bunun koruyucusu ve kollayıcısı. “Görünene” itibar etseniz, Demirel’in “derin devlet askerdir” tanımı doğru. TC Devletini, CHP’yi kuran onlar. 1960-1971-1980-1997 darbelerini yapan, siyasete çeki düzen veren onlar. Askerler “dediğini yaptırabilecek” en önemli silahlı güç, bu doğru ve bundan ötesi bir anlam yüklemek, aşırı zorlama.

Demirel’in tanımlamasını güçlendiren, 2000-2003 yıllarında (AKP’ye darbe yapma çalışmalarının yapıldığı yıllar), Türkiye’de görev yapan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’un 2003 tarihli kriptosu. “Şahin generaller, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e her an muhtıra verebilir ve istifasını isteyebilirler”. “Şahin generaller: Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılınç” diyordu. Tanıdınız mı bu isimleri?

Kimdi bu ekip? “Muhafazakar-dindar bir partiyi iktidarda görmekten tüyleri diken diken olanlar”, Erbakan’ı iktidardan uçurdukları gibi, AK P’yi de “uçurmayı” planlayanlar. Sonra?

Bülent Ecevit ise, 2005’de; “Türkiye’de bir derin devlet olayı var. Derin devlet kontrgerilladır. Ama herkesin derin devleti farklıdır”, “1974 yılında Genelkurmay Başkanı örtülüden para istedi, yüklü bir miktar. Ne için diye sordum. Özel Harp Dairesi için dedi. Daha önce bu dairenin parası Amerikalılar tarafından verilirmiş” diyor ve derin devleti “kontrgerilla” olarak açıklıyordu.

Tayyip Erdoğan 2007’de: “Derin devletin varlığına katılmıyorum diye bir şey yok. Katılmıyorum olur mu, neden (derin devlet) olmasın. Türkiye Cumhuriyeti döneminde başlamış bir şey de değil. Ta Osmanlı’dan. Bu gelenekten gelen bir şey zaten. Ama bunu minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak gerek” diyerek, derin devleti “İttihat Terakki’ye ve Teşkilât-ı Mahsusa’ya”, yani Osmanlı’nın yıkılması şartlarını hazırladığına inandığı, siyasal oluşuma ve onun devlet inşasına kadar götürüyordu. Bu “dindarların” genel kanısıydı.

Necmettin Erbakan; “Ergenekon davası, TSK’da ABD karşıtlarının tasfiyesidir” diyerek, derin devlet kavramına, Erdoğan’dan çok farklı bir anlam yüklüyordu. Neden?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan; “Bizden yukarıda öyle bir örgüt var ki, her şeyi o tezgâhlıyor, biz uyguluyoruz” diyordu.  Kayacan bir üst akıla işaret ediyordu.

CHP genel başkan yardımcısı Özgür Özel; “Türkiye’de bir başka mekanizma, bir başka dinamik var, hepsini birden yönetiyor. Bir başka mekanizma devreye giriyor ve birbirine en ağır hakaret edenleri birbirine dost, ahbap yapabiliyor, birden çok partiyi kontrol eder bir şekilde Türkiye siyaseti üzerinde (derin devletin) bir vesayet kurduğuna ben şahsen inanıyorum” diyordu.

Solcuların yorumu; “Türkiye’de bir derin devlet var ama bu Amerikan derin devletinin uzantısı”. “Dindarlar ve milliyetçiler de bu Amerikancı derin devletinin yerli işbirlikçileri”. “Komünizm ile mücadele için NATO Gladio’yu kurmuş, Türkiye’de ise 1952 yılında Kontrgerilla teşkilatlandırılmış”. Doğu Perinçek’in yol arkadaşı, emekli Tümamiral Soner Polat, “dünyada NATO Gladyosu’nu yenen, tasfiye eden ilk ve tek ülke Türkiye’dir ve bunu Erdoğan başarmıştır” diyor.

Eski istihbaratçı Mahir Kaynak da, derin devleti “ülkenin geleceğini planlayan ve bunu gerçekleştirmek için politikalar üreten bir akıl” olarak nitelemiş.

Arşivleri karıştırsak daha çok tanımlama bulabiliriz, öyle gözüküyor. Derin devlet konusunda yapılan tanımlar, herkesin görebildiği parçalar ve karşılaştıkları olaylar ile sınırlı. Solun tanımı farklı, sağın tanımı farklı, dindarınki daha farklı. Tanım farklılığı derin devletin çok çeşitli enstrümanlara sahip olması ve çok cephede hareket edebilmesi ile ilgili. Ordu, siyaset, istihbarat, finans, sivil toplum, fikir hareketleri, din, terör örgütleri vb. içerisinde, derin devlet var. Derin devletin içerisinde olmadığı hiçbir yapı yok.

Zamanın ruhu, solu hareket ettirmeyi gerektiriyorsa, sol enstrümanlar hareket eder, sağın içindekiler, karşıt konumda dahi olsa, esas aktörün işini kolaylaştırıcı şekilde tavır alır. Dindar cephe hareket ettirilmek istenirse, dindar enstrümanlar hareket eder, diğerleri onun işini kolaylaştırır. Dışarıdan bakanlar sadece harekete geçen parçaları görür. Zaman gelir, terör örgütleri azdırılır, zaman gelir, milliyetçi kuvvetler harekete geçirilir. Ülkeyi istikametinde tutmak tek bir unsurun boyunu aşarsa, sol unsurlar dindarlarla, milliyetçiler dindarlarla bir araya da getirilir. Daha da yetmezse, farklı unsurların içindeki derin devletle çalışan yapılar, kendi kurumunu parçalar ve esas mücadeleyi yapan unsuru destekler.

Derin devlet, yerli de değil, milli de değildir. Kendisini kurgulayan “üst aklın mensubiyetini taşır”. Derin devlet, kendi üzerindeki “yabancı” olan “yönetici bir güç-üst akıl” tarafından yapılandırılır. Bu güç, global sistem içinde bir rol verilen ülke için kurgular derin devleti. İşte kurgulanmış derin devlet, ülkeyi “belirlenen istikamette tutmakla görevlendirilir”. Biz bu istikamette tutma oyunlarını, gerçekmiş gibi algılar ve tavırlarımızı belirleriz.

Parçalar inandırılmış fikirlerle hareket ederler. Farklı inançlar, dolaylı tutumla da olsa, aynı hedefe hizmet edebilirler. Fikirlerin etrafında kümelenenlerin, derin devletten asla haberleri olmaz. Ancak fikirlerin arasına öyle bir nüans ilave eder ki üst akıl, farklı fikir grubu fikirlerinin tam zıttı bir hedefe yönelebilecek kıvamda tutulabilir. Bu yöntemle, grup istenilen hedefe yöneltilemezse, parçalanır, etkisizleştirilir, muhalefeti sınırlandırılır.

Parçaların içinde hareket edenler, her zaman kendilerinin en doğruyu yaptığını, en vatansever olduğunu, diğerlerinin de “hainimsi” olduğunu düşünür.

Bu şablonu Türkiye için uygularsak, son yüz yılda meydana gelen olayları nasıl okuyabiliriz?

Osmanlı yıkıldı, petrol ve kritik alanlar paylaşıldı. Tablo buydu. “Etrafıyla ilgilenmeyecek, oyunu bozmayacak ve Kürt meselesini çözemeyecek” bir Türkiye, bu tabloyu tamamlayıcı olarak belirlendi. Türkiye hep bu istikamette tutuldu. Sınırı aşmak isteyenler etkisizleştirildi.

Bakmayın siz binlerce “detay” olaya. Son resim ne? Dışarıda bir milim kımıldayamamış, aksine sıkışmış bir Türkiye, içeride de Kürt meselesini çözememiş bir Türkiye. Diğer yorumlar palavra. Demek üst akıl işini görmüş, kurduğu derin devlet de güzel çalışmış. Solcu, sağcı, dindar, milliyetçi, ocu-bucu, ufak lokmalarla tatmin edilmiş. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmiş.

Halk, aydınlar, siyasi kadrolar ve bürokrasi; geminin gittiği yön konusunda yönlendirici olamadan, sadece geminin gidip-gitmediği, geminin dökülen boyaları, bozulan makinaların tamiri, içindekilerin kılık ve kıyafetleri, gemi içinde kurulacak nizam, gemi bölmeleri arasındaki mücadeleler, gemi içindekilerle ilgili istihbarat, gemi içindekiler için ordu kurulması, gemi içinin dizaynı gibi, neticesiz bir kargaşa içinde enerji tüketmiş. Çabaların hiç biri geminin yönünü belirleyememiş. Hiçbir siyasi hareket ve siyasi lider de kuşatılmışlığı parçalayabilecek, oyunu bozacak bir hikaye yazamamış bu millete. Yazmak isteyene de derin devlet gereğini yapmış. Herkes içerisinde olduğu parçanın hikayesini yazmış, oynamış ve bununla mutlu olmuş. Elbette başarılar da bu parçanın içiyle sınırlı kalmış.

Türkiye’de gerçek derin devletin ve üst aklın varlığını belirleyebilmiş olan var mı? Şüpheliyim. Önemli insanların tanımlarını yukarıda okudunuz.

Bugün için bir işaret-şablon var mı derseniz? Size sadece “demokrasi şablonunu kullanın” diyebilirim. Demokrasi şablonu, kimin nerede durduğuna dair önemli ipuçları verir.

26 YORUMLAR

  1. Harika analiz elinize, yüreğinize sağlık . Doğrusu bu analizi yapacak birikimi nasıl sağladığınıza hayret ediyorum.
    Dr. C. Haluk Özalp

    • Merhaba Haluk bey, değerli yorumunuza teşekkür ederim. Nazar deymesin inş. Napolyon ne dememiş “okumak okumak okumak” Hayreti artırmak için gayret edeceğim umarım. Kolay gelsin.

    • Hasan Mesut bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim, ben henüz yolun başında olan genç bir gazeteciyim, eksiklerim elbette kıyamet kadar, okuyucular bunu bağışlayacaktır, diye ümit ediyorum. Sanırım siz olması gereken derin devlet kavramından bahsediyorsunuz. Bu konu bir anlamda gerekli gibi duruyor, ama bunun ekseni kaydığında nereye varacak benim için sorularla dolu bir mesele. genel mefkure ekseni oluşturulamamış toplumlarda, bu tür yapılar diktatörlerin ateşi tutan maşaları olabilir, yasadışılıkta aşırılığa kaçabilir, geleceği dizayn etmesi gereken toplumsal psikolojinin sağlıklı oluşmasına engel olabilir. Kaygılarımı çoğaltabilirim. Ama üzerinde düşünmem ve okumam gerek. Kolay gelsin.

  2. 2002’yle birlikte Türkiye’de çok şey değişti. Parti-cemaat ittifakı derin devletin asker, hukuk, ekonomi, medya…. gibi tüm unsurlarındaki gücünü azimle, sabırla ortadan kaldırdı.

    Bir müddet sonra anlaşıldı ki ortada büyük bir sorun var, yeni derin kim olacak. Bence o günden sonra yaşananlar hep bu süreçle ilgili, temel sorun buydu. Yeni derin kim olacak? Peki kim oldu, cevabı bizatihi yaşanan sürecin içinde gizli, fotoğrafa iyi ve DERİN bakmak gerek.

    Bugünlerde “derin” kelimesinin ete kemiğe bürünmüş hali olarak Bahçeli-Erdoğan ittifakı gösterilse de bence eksik bir bakış açısı. Çünkü günümüzde mutlak güç sahibi olan, ali menfaatleri için kullanılmasında bir sakınca olmayanları itinayla kullanıyor. Kaldı ki kullanılmak için sırasını bekleyenler de cabası….

    Demek ki üst akıl işini görmüş diye başlayan cümleler talihsiz bence. Ülkenin sorunlarını çözülemez hale getiren üst akıl mı yani.

    • Özgür bey merhaba. Çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Yorumunuz beni şaşırttı açıkçası. Enstrümanlar, derin devlet, üst akıl, hepsini bir araya getirebilecek ideologya-fikirler, ve diğerlerine zerk edilmiş parça fikirler. Derin devletin fikirleri, hani aşk şiirleri yazılır da baş harflerine bakınca sevdiği kızın ismi gizlenir, derin devleti oluşturanlar da çok farklı yapıların fikirlerinin içine ana fikrin parçalarını eklerler ve bu onların kritik zamanda farkında bile olmadıkları derin devlete hizmet ettirilirler. Dindar bir yapının devletçi olması, milliyetçilerle buluşmalarına zemin hazırlayabilmesi gibi. Son paragrafınızı okumamış olmayı dilerdim. Elbette çektiğimiz sıkıntılar onların eseridir. Saygılar, kolay gelsin.

  3. Adelina Hanımın makalesinin ardından…
    Bugün yayımlanan şu makale okunabilir:
    https://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2019/08/06/sira-nerede
    *
    Sonra…
    Sonrası derin…
    ‘Derin devlet’ vesaire…
    *
    İnsanlığın başlangıcı var…
    İnsanlığın bugünü yani yaşadığımız dönem var…
    İnsanlığın ve devletlerin bir de kıyamete kadar olan varlığı olacak…
    *
    KUR’AN DER Kİ;
    VE MEKERÛ…
    VE MEKERALLAH…
    VELLAHU HAYRU’L-MAKİRÎN…
    *
    Daha fazlasını merak edenlere not:
    Bu Kur’an ayetinin anlamı ve daha fazlası için; http://www.akevler org
    Ve’s-SELAM/BARIŞ…

  4. Harika yazılarla beyin jimnastiği yaptırdığınız için teşekkür ederim.Bu yazılar derin bir birikim sonucu.Kendinizi genç yaşta çok ıyi yetiştirmişsiniz.Sizi yetiştiren anne ve babanızı kutluyorum.Lütfen daha sık yazınız. Rabbim sizi bağışlasın.

    • Merhaba CK. Değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim. Bence yazıya odaklanın. Dualarınız için de ayrıca teşekkür ederim. Kolay gelsin

  5. Doğrular doğrudur eğri olmaz. Bu ülke bizim değil Atalarımızdan bize emaneti çocuklarımıza bırakacağımız bir emanet. Maalesef hiç bir zaman bir olamadık bu emaneti hakkıyla teslim edemedik. Herkes kendince vatansever solcu sağcıdan daha çok vatansever, sağcı solcudan daha çok vatansever, muhafazakar laikten, laik muhafazakardan böyle çoğaltmak mümkün. Herkes vatan için ortak paydada buluşmak yerine kendi düşüncesini dikte etmeye çalışıyor. Kimileri batıya yaklaşınca iyi olur diyor kimileri şangaya yine ortak paydada duramıyoruz. Enerjimizi hep boşa harcıyoruz sonra Amerikadan Rusyadan vs. medet umuyoruz. Bu enerji kendimizde var aslında. Derin devlet konusuna gelincebelki bu yapı varsa bu yapının içindekiler biz olmasak devlet biter diye düşünüyor. İşte sıkıntı burada başlıyor. Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı, Arabı vs. bu ülke için bir olsak sıkıntılar, yapılar vs. çözülür. Bu arada cemaatler ve tarikatlarda kendi gayesine dönmeli. İktidar, para, makam, mevki işlerini bırakıp Rıza-i İlahiye dönmeli. Bu ülkeyi seçilmişlere bırakmalı. Devlet içinde devlet olmaya çalışmamalı. Kendi yapısını değil ülkesini düşünmeli. Unutmamalıyız ki devlet olmadan, cemaat tarikat gurup ben olmaz.

    • Merhaba isg uzmanı. Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Yaşanan karmaşanın doğrudan bizimle alakası var elbette. Ancak hayatlarımıza ve geleceğimize müdahale edildiğini unutmayın. Türkiye’de başörtülü kızların okula gitmesi engellendi, öyle değil mi? Peki ne işe yaradı bu? Toplumu dizayn etmek isteyenler o dönemlerde sol anlayışı kullandılar, bunun için. Yaşadıklarımıza detayda sorgulayarak bakarsak, bizi yönlendiren bir şeyler olduğu da görülür. Kolay gelsin

      • Adelina Hanım derin devlet sonuçtur. Maalesef bu sonucun sebepleri biziz. Ben ortak paydaya yürümeyi hedef kıldım. Ortak paydanın dışında yürüyen (yani ortak payda vatan) zaten kendini düşünüyor demektir. Sebepler dairesinde kader kaleminin yazdığını yaşamıyormuyuz. Derin sığ hepsi RAB’bimizin bize sunduğu sebepler dairesinde cereyan ediyor. Bu dairede yaptıklarımızın sonucuyla da ahiretimizi hazırlıyoruz. Vesselam

        • farklı bakıyoruz, maalesef. ayrıca benim analizlerim kul nizamı içinde, kulca yorumlara dayanmakta. RAB’bin düzeni de onun ilimleri dairesinde oluşturduğu bir düzen ve biz onun içinde hareket ediyoruz, sebeplere riayet ederek. Kolay gelsin

      • Adelina hanım, ‘toplumu dizayn etmek isteyenler o dönemlerde sol anlayışı kullandılar..’
        sözünüzden yola çıkarak, çok yetenekli değerlendirmelerinizde sol dünyaya ait eksikliğiniz olduğunu düşündüm. Türkiye’de sol, 1980’lere gelinirken (atıyorum) 77 fraksiyondan az değildi. 90’lar ve 2000’lerde, başörtüsü konusu birçok sol yapı açısından gündem dışı, önemsiz bir konu idi. Bu açıklamalarım, ukalalıktan öte, fiili olarak sol dünyanın pratiği içinde yer almış biri olarak ifade ediyorum. Lütfen katkı olarak değerlendirin.

        • Merhaba ik korkmaz bey, teşhisiniz doğru, sol daha az okuduğum alan. benim işaret etmek istediğim, şimdiki chp’nin kemalist kanadı diyebiliriz, 28 şubat sürecinin yaşanan talihsizlikleri, yani sosyal olayları adı üzerinde sosyolojik sürece bırakmak yerine askeri mantıkla yasaklama zihniyetini kast ettim. Saygılar kolay gelsin

    • 1999-2019 Yılları arasında özellikle Sayın Bahçelinin yönetimindeki MHP’ye bakın, liderinin başlangıçta AKP’yi düşman ilan edip (önceleri gizli gizli şimdilerde) açık destek verdiği anlaşılacaktır.
      Bu da ancak o dediğiniz Derin Devlet ile açıklanabilir!
      Yunus Emre; Bir ben vardır bende
      Beni benden içeri demiş ya
      Bir Devlet vardır bizde
      Derinden de derin Devlet!
      Not: Sayın Cumhurbaşkanımızın (Bayram değil, Seyran değil) DEVLET’i evinde ziyaret etmesine ne demeli!
      Ne derin manalar vardır ama ilginçtir, kimse doğru dürüst bu konuda bir yazı yaz-a-madı!

      • Volkan bey merhaba, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Benim gazeteci olarak değerlendirmem, Bahçeli’nin de enstrümanlardan biri olduğu yönünde. Erdoğan’ın Bahçeli’nin evine gidip, fotoğraf vermeleri, Bahçeli’nin konumunun güçlü olduğuna dair kamuya ve anlaması gerekenlere açık bir mesaj niteliği taşır,sanırım. Gizli bir şey yapsalardı, zaten gizli yaparlardı. İYİ P’nin kongresi ve içerisinde cereyan eden olaylar nedeniyle bu destek göze soka soka verilmiş olabilir. İYİ P ve MHP’den biri siyaseten silinecek, bu çekişmede Erdoğan’ın Bahçeliye güçlü bir destek görüntüsü vermesi gerekiyormuş anlaşılan.

  6. “Demokrasi şablonu kullanın ”

    Bugün ülkede demokrasinin gerilemesine neden olan adımları atıp ve göz önünde yer alan siyasilerin, derin devletin kontrolünde olduğu ya da derin devletle ortaklaşa çalıştığı ya da zaten kendileri bizzat derin devleti oluşturduğu sonucuna varıyoruz.

    Devletin ali menfaatlerinden ziyade dar bir grubun çıkarlarına yönelik çalışıyorlar. Dış dünya ile olan ilişkileri de kendi konumlarını korumak amacıyla iki tarafın da kazançlı çıkacağı ilişkilere dayanıyor. Win-Win.

    Ocak medya’daki diğer yazar hasan mesut önder’in “milli derin devlet ” yazısı ise demokrasi kültürüne uymayan tek adamlık rejimlerine uygun bir öneri. Niyeti güzel olabilir ancak zateb demokrasinin tam olarak tesis edildiği, asker, iş adamı vs, herkesin görevini tam olarak yaptığı durumlarda söylediği mekanizmayı gerek kalamaycaktır. İyi niyetle atılan adamlar daha sonra fazişan sonuçlara neden olabilir. Onun yerine iyi bir eğitimle harmanlanmış, demokrasinin özüyle yetişen nesiller inşa edip, şeffaf bir yönetim diliyorum.

    • Merhaba genç bir okur, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Tam da belirttiğiniz gibi. Çare; bireyi ve kararlarını ön plana çıkarabilecek, iyi yetişmiş, eğitimli, özgür, dialoğa açık, dünya medeniyetlerini tanıyan nesiller, elbette kendi kültürünü hepsinden iyi bilsin ama insan olduğunu unutmasın. Yönetim de tam ve katılımcı demokrasi. Şeffaf devlet, hesap veren devlet. Gizli kapaklı bütün işler ve mekanizmalar gün gelir şahsi hegomonya aracı, baskı aracı olur. mafyokrasi olur. sistemler kişiler için kurulmaz, toplumun kendi devinimini yaşayarak uygun ve dingin bir modelin ortaya çıkması gerek, bu müdahalesizliği gerektirir. başlangıçta toplum zarar edebilir ama bir müddet sonra kurumsal yapılar, toplumun karakterine göre şekillenir ve kalıcı olur. adalet-hak-hakkaniyet-değerler sadece buna hizmet etmelidir. milliyetçi duygularımız bizi adaletten ve mazlumun yanında olmaktan uzaklaştırmamalı. saygılarımla kolay gelsin

      • cevap için teşekkür ederim, söylediklerinize yüzde yüz ve gönülden katılıyorum.

        Yazılarınızı daha sık görmek isteriz.

        Meslek hayatınızda başarılar.

        Saygılarımla.

  7. Yaşam kolayca komple teorileriyle açıklanır.. sadece komple teorileri yetmez tabi kehanetler, ütopyalar ve cennetlerde vardır.. çünkü fikirler kadar umutlarımız da var.. İşin işin zoru beşeriyetin yapısından çıkan medeniyetin İNSANİYETİ nasıl inşa ettiğini anlamak.. ancak olanaksız değil.
    Totaliter ve otoriter bir ideoloji haline gelen müslümanlık.. buna tepki olan çıkan masonluk.. buna tepki olan çıkan marksizm.. giderek birbirine benzemeye başladılar ve bu yüzden artık asıl işlevleri insanı insandan uzaklaştırmaya dönüşüyor.

    Bunlar bizi doğaya giderek yabancılaştıran ideolojinin olanaklarından yararlanarak toplumlara ve uluslara müdahele etmeleri daha da kolaylaştı.. sonuçta insanın inşası.. dillerin ve dinlerin.. bilimin ve hukukun.. paradigmanın ve dogmanın standart ve patent tez ve anti tezleriyle doğal ve normal yolunda ilerliyor mu yoksa ilerlemiyor mu.. ve biz bu ilerleyişe DERİN DEVLET adını veriyor muyuz vermiyor muyuz.. bunda kuşkuluyum.

    Müslümanlar insan haklarını ve hürriyetlerini saygın hale getirdiler lakin köleliği kaldıramadılar.. bunu Amerikada masonlar başardılar.. yeni bir kölelik ve esaret olan işçiliği ve ecirliği Marksistler kaldırmayı denediler ama bunu başaran kapitalizmi vahşi durumdan çıkaran yine masonlar oldu.

    Şu da var ki “kölelik ve esirlik ve işçilik ve ecirlik” yasa dışı olarak mevcut.. ve patronları da legaliteye çekmekte şimdilik oldukça zor.. Eğer bilgi toplumu ve hukuk devleti belirmeye başladıkça insanlık ülküsü.. daha meşru laiklik (hürriyet) ve daha kaliteli demokrasi (meşveret) ile başarılabilir.. böylece komplo teorilerine prim verilmez hale gelir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here