DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan: Ülkenin itibarı, hakiki ekonomik gücünden gelir

0

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV canlı yayınında konuştu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kabul edilmeyen istifasıyla ilgili Babacan, “Sorumluluk buharlaştırma operasyonuydu.” değerlendirmesinde bulundu.

Babacan, şöyle devam etti: “Açıkçası üzülüyor insan, böylesi büyük bir ülkeye ayıp oluyor. Ben 2019 Mart seçimlerinden hemen önce istifa mektubu verdiğimi daha yakınlarda kamuoyu duydu. Gerçek istifa böyle olur. Benim sayın Cumhurbaşkanı ile görüşüp de ayrılacağımı ifade etmem, Mayıs ayındadır. Fiilen ayrılmam 8 Temmuz’dur. Samimi istifa böyle olur. Ben istanbul seçimlerini bekledim ve ayrıldım. Çok zor değil bunları yapmak ama yapılmadı. Böylesi istifalar aslında kısa vadede çok popülerite de oluştur. Üstelik kriz çıkarılmış bir hafta sonu, sorumluluk kimin üzerine kaldığı ile ilgili iyi bir buharlaştırma operasyonu yapıldı. İlgi başka yöne çekildi. Peki o hafta sonu yüzbinlerce insan sokağa dökülmüş, kim bilir kaç kişiye virüs bulaşmış o akşam, hızlı ve istişaresiz bir kararla, istifa ediyor. İstifa böyle olmaz. O gün yaşananlar, kaos buharlaştırıldı bir istifa operasyonuyla. Sorumluluk ortada kaldı ve konu öyle kayıtlara geçti.”

“Devlet vatandaşından bağış toplamaz. Gerekirse kendi harcama kalemlerinden tasarrufta bulunabilir.” diyen Babacan, şunları söyledi: “İtibardan tasarruf olmaz dendi. Ekonomi iyiyken böyle denebilir. Ama kriz döneminde bu ifade kullanılmaz. Ülkenin itibarı, ülkenin hakiki ekonomik gücünden gelir. En önemli problem gelirsizlik ve milyonlarca vatandaşın bir anda işini kaybetmesi. İkincisi işsizlik çünkü işini kaybeden insanlar sonrasında hemen iş bulamıyor.

Rezerv para üreten ülkeler sıkıntıdaki ülkelere destek vermek istiyor ancak bu paranın gerçekten ülkenin ihtiyacı olan kesimlerine mi yoksa bir takım grupların eline mi geçeceğinden endişe ediyor. Türkiye’de Merkez Bankası bağımsız değil. Bağımsız Merkez Bankaları günlük siyasi akımlardan etkilenmezler. Bizde bu uzun süredir olmadığı için çok müdahale edildiği için Merkez Bankasının oyun alanı dar.

Türkiye’de özel bankalar artık kendi hissedarları tarafından yönetilemiyor. Devlet elindeki denetleme gücünü bankaları yönetmekte kullanıyor. Ortak bir Türkiye hedefi ile bir araya geldik. Bunun için yola çıktık. Biz, doğruların mücadelesini vermek için bu siyasi hareketi başlattık.

Krizi fırsata çevirelim mantığıyla destekler verilirken iktidarın adı kullanılıyor. Bizim kültürümüzde böyle bir şey yok. Sağ elin verdiğini sol el görmez bizim kültürümüzde. Varlık Fonu konusu 2012’lerde gündeme geldi. Ben bakanlığım döneminde buna izin vermedim. Varlık Fonu bütçesi fazla olan ülkelerde olur. Türkiye bütçe açığı ve cari açığı olup da Varlık Fonu kuran tek ülke. Varlık Fonu, her türlü kontrol ve denetimden uzak bir fon. Ülkenin devlet başkanı aynı zamanda Varlık Fonu’nun başkanı. Kim denetleyebilir ki burayı… Bu yapılar çok sorunlu yapılardır.

Hazine garantili projelerin çoğu ülkenin ihtiyacı. İhaleler yapılırken geniş katılımlı olmadı. Daha şeffaf bir süreç işleseydi bu projeler daha ucuza mal edilebilir miydi, bunlar hep soru işareti. Sosyal devlet anlayışı ekonominiz güçlüyse olur. Devletin elinde para yoksa nasıl sosyal politikalardan, eğitimden, sağlıktan bahsedeceksiniz. Ülke topyekûn fakirleşiyor. Zengin ile fakirin arasındaki uçurum artıyor şu anda.

Biz ortaya koyduğumuz programdan, ekibimizden hem de bu ülkeyi gelecekte nasıl görmek istediğimizden çok eminiz. Bundan sonra bize düşen görev; çok çalışmak, dürüst çalışmak. İktidar olduğumuzda hemen yola çıkabilmek, 1 dakika daha vakit kaybetmeden göreve başlamak için hazırlık yapıyoruz.

Ateşi söndürmek için beklenmedik tedbirler alabilirsiniz. Merkez Bankaları bugün bunu yapıyor. Para basabilirsiniz. Bu da mümkün. Ama bu hamleleri yapınca orta ve uzun vadeli programınızın olması, ileriye dönük güvence vermeniz gerekir. Sonrası için telafi planınız yoksa kimse size güvenmez.

Merkez Bankası’nın hataları şu olmuş bu olmuş artık önemli değil. Hata yapınca piyasalar aniden tepki veriyor zaten. Merkez Bankaları eksi faiz ödüyor dünyada. Ancak eksi faiz de çözüm değil. Güven yoksa ne yaparsanız yapın. Güven bir tarafa, diğer enstüramanlar bir tarafa.

Türkiye’de Batı düşmanlığı, yabancı düşmanlığı diyalog kapılarını bile kapattı. Sonra bir bakıyorsunuz Merkez Bankası swap görüşmelerine başlamış. Kiminel batı ülkeleri merkez bankaları ile. Ama Türkiye’nin sorunu 2-3 milyar TL ile çözülmez. Rakamlar bu noktada. Eğer ciddi miktarda kaynak gerekiyorsa, şu anda da gerekiyor öyle küçük kaynaklarla bu iş yapılamaz. Şu anda yangını söndürmek için ne gerekiyorsa yapmak lazım. Dünya tarihinin son yüz yılda karşılaştığı en büyük kriz. Dünya ekonomisi 2008-2009’da yüzde 1 küçüldü. Şimdi ise yüzde 3 küçülmesi bekleniyor. Bu bizim gibi ülkelerin çok daha fazla küçülmesi demektir.

Türkiye’deki özel bankalar, artık kendi hissadarları tarafından yönetilmiyor. Devletin dikte ettiğini yapmak zorunda. Başka bir çıkışları da yok. Son dönemde özel bankalardan genel müdür yardımcısı seviyesinde yüz kişi işten atıldı. Bu insanlar kendi patronlarının kararıyla atılmadı. Farklı talepleri yapmadıkları için işlerine son verildi.

Sistem değişmeden önce de yönetim tarzı merkezileşti. Öyle olmasayda Meclis’ten geçmezdi. Bu Anayasa değişikliği ile resmileşti zaten. İki yıl devam etmiş bir OHAL vardı zaten. Türkiye’nin bu siyasi kadro ile sorunları çözmesi mümkün değil. 83 milyon ülkeyi, tek bir karar merciinden yönetmek, ihtiyaçları görmek mümkün değil. Destekler verilirken sanki iktidar partisinin destekleri algısı oluşturulacak şekilde veriliyor.

Bizim kültürümüzde sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmaz. Kolileri üzerine amblemler falan koyarak olmaz. Kriz var ve bu krizi nasıl siyasi ranta çeviririz düşüncesi var. Burada devletin yapması gereken imkanı olan devreye soksun hep beraber bir kampanya başlatmasıydı. Devlit istismarı önlemek için kural koyar ve denetlemesini yapar. Ama hepsini ben yapayım dersen olmaz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here