Devleti yönetmenin zorluğu

0

Devlet idaresi tarih boyunca hep zor olmuştur.

Devleti yönetenler mi bunu ‘zor’ olarak göstermişlerdi yoksa gerçekten de ‘zor’ muydu?

İnsan aslında her dönemde aynı insan. Bu cümlemi her daim ifade ediyorum çünkü teknoloji ne kadar ilerlese de sosyal yapılar ne kadar farklı olsa insanın arzuları, hırsları, korkuları ve doğal hali her dönemde benzerlikler göstermekte.

Eski Yunan’da da, Eski Mısır’da da, Eski İslam medeniyetlerinde de ve bugün de insan hep aynı insan ve bundan dolayı insanların oluşturduğu toplumları yönetmek hem çok kolay hem de çok zor.

Kolaylık ve zorluk insanların eğitim seviyeleri ve birbirlerine olan saygılarıyla orantılı.

İnsanların meydana getirdiği toplumu yöneten devlet aygıtı da elindeki imkanlar sebebiyle yönetme noktasında kolaylıklar yaşıyor ama farklı grupları birleştiren bir çatı kurum olduğu için de bu farklı grupların aykırılıkları sebebiyle zorluklar yaşanıyor.

Bugüne baktığımızda devletler yasalarla insanları istedikleri kategorilere hapsedebilmekteler.

En güncel olay olan pandemide bile durumu en yoğun haliyle yaşıyoruz. Avrupa’da, ABD’de ve diğer coğrafyalardaki devletler çıkardıkları yasalarla milyonlarca insanı evlerine kapatabildiler.

Devleti yönetmenin zorluğu farklı grupları memnun etmeye çalışma arzusunda kaynaklanmakta. Ülkemizi ele alalım. Karadeniz’i, Ege’yi, Doğu Anadolu’yu, Balkan’ı, Gürcü’yü, Arap’ı ve diğer etnesitelerin oluştukları grupları memnun edebilmek için devlet büyük gayret sarf eder.

Bir de bunlara Sağcısını, Solcusunu, Doğudan olanı, Batıdan olanı, Rus Yanlısını, ABD taraftarını da eklersek iş iyiden iyiye çıkmaza girer. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmek zorlaşır çünkü devlet HUKUK dediğimiz asıl temele göre değil memnuniyetlere göre şekil almaya çalışır.

Aslında devleti yönetmek zor değildir eğer tabi devletin temeli hukuka dayanırsa.

Devleti yönetmenin başka bir zorluğu da devleti yönetenlerin keyfi uygulamalarıdır. Devletin en başından aşağıdaki görevlilere kadar herkesin israf ve lüks düşkünlüğü varsa toplum da bundan etkilenir ve aynı tarz davranışları benimser. Toplumu oluşturan insanlar ekonomik sorunlar yaşıyorlarsa işte o zaman sorunlar katlanarak büyür ve toplumsal buhran meydana gelir.

Devleti yönetenler tevazu, müsrif olmama ve azla yetinme gibi özelliklere önem verirlerse, bunun çok doğal sonucu da diğer kademede olanların da aynı şekilde davranmalarıdır. Devleti yöneten diğer kişiler de bu tutuma uymak zorundadırlar çünkü devleti yöneten en tepedekiler ‘örnek’ teşkil ederler.

Devleti yönetenler keyfi davranışlarda bulunmak istediklerinde söyledikleri cümle her zaman aynıdır: ’Devleti yönetmek çok zor bir konudur’.

Eğer yöneticiler bunu sürekli olarak dile getiriyorlarsa bilin ki yöneticilerin hırsları iyiden iyiye artmış ve iş devleti yönetmekten çıkarak ‘devletin kendisi benim’ demeye varmıştır.

Hukukun temel alındığı devlet anlayışında kimse ama hiç kimse ‘devletin kendisi’ olduğunu iddia edemez.

Kendisini ‘devlet’ olarak görenler hukuka saygılı olmadıkları gibi israf ve lüks düşkünlüğü noktasında da sınırları aşmış olanlardır.

Devleti yönetenleri bu şekilde gören diğer bütün devlet çalışanları da kendilerini ‘devlet’ olarak görürler ve onlar da lüks ve israf en tepe noktasına çıkar.

Devleti yöneten kişi ve kişiler halkına lüks ve israfa meyletmemeleri gerektiğini ifade ederlerken kendileri lüksün envai çeşidini yaşarlar. Halk bu uçurumu gördüğü zaman da devlet algısı zedelenir ve devletin inandırıcılığı ortadan kalkar. Tıpkı sigara içen babanın çocuğuna ‘sigara içme’ demesi gibi.

Acıdır ki bugün yaşadığımız bundan farklı bir durum değil.

Devleti yönetenler birçok yerden maaşlar alıp ve hatta aldıkları maaşların vergilerini bile ödemezlerken vatandaşlara dönüp ‘tutumlu olmaktan ve yokluklara karşı sabretmekten’ bahsediyorlar.

Devleti yönetenlerdeki bu acziyet sebebiyle de legal ve illegal mafyatik yapılar daha görünür olmuş ve hatta karşılıklı tehditler savurur duruma gelmişler.

Ülkede yaşayan insanlar da ‘filler tepinirken ayakları altında ezilmemek’ için suskunluğu tercih ederek sabırla bugünlerin geçmesini dilemekteler.

Sabır,

Sabır,

Ve gene sabır çekiyorlar.

Sabır, hedeflenen bir nokta varsa önemlidir, günlerin boşa geçmesi için değil.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikSosyal medya şöhretinin mecburiyetleri
Sonraki İçerikAskerlerden ikinci bildiri.. İç savaş çıkacak ve ordu düzeni sağlayacak
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here