Din faydasız bir şey mi?

3

Dine inanmayanlar dinin faydasız ve gereksiz olduğunu düşünür, inananlar ise buna “evet” der, ama faydadan ziyade dine yararcı yaklaşır, çünkü bedel öderken karşılığında alacağı ödüllerin hesabı içindedir. Bu arada dinin gerçek amacı ise güme götürülür, insanlara dinin ne olduğu değil, onların dinden ne beklediği ne beklemesi gerektiği ve ne anlaması verilmeye çalışılır.

Bugün verilen din ile gerçek din arasında neredeyse hiçbir bağ yoktur, tümü belirli otoriteler tarafından saptırılmış, gücü ve güç şahsında devlet hükmünü kutsar bir nitelik almıştır.

Her gelen dinin kendisinden önceki dini hükümsüz saymasının nedeni de tam olarak insanlığın bu bozunmuş halinden gelmektedir. Çünkü her gelen din otoriteyle birlikte bir önceki dinin uygulamalarına da baş kaldırmıştır; ama ne yazık gelen din de güç kazanınca ya kendi otoritesini kurup halka kendisi zulüm etmeye başlamıştır ya da herhangi bir otoriteyle anlaşarak hükmüne ram olmayı seçmiştir. Fakat sebeplerin var ettiği o “asil din” insanların yüreklerinde her zaman varlığını korumuş, gelecek yüce birinin o dinin yüce adaletini tesis edeceğine inanmıştır.

Peki, din gerçekten yararsız mıdır?

Bu baştan sona dine nasıl yaklaştığınıza, dine hangi sebepler üzerinden baktığınıza göre değişir. Eğer yukarıda belirlemeye çalıştığımız şekilde devletin hükmüne teslim olmuş din ölçü alınırsa yararsızdır, çünkü onun amacının dinin amacıyla bir ilgisi yoktur; zira tüm amacı egemen hükmün tesisi, insanların otoriteye riayetlerinin sağlaması üzerinedir.

Diğerinin amacı da devletin amacından pek farklı değildir, zira o da dini bencil amaçları üzerinden almakta, bu dünyada ulaşmayı hayal ettiği şeylere diğer dünyada ulaşmayı umduğu için dini uğrunda fedakarlık göstermeye layık görmektedir. Kısaca bağlarsak, iki tarafta dine kendi bencil amaçları yönünde yaklaşmakta, dine ulvi bir sebep için sahip çıkmamakta, kendi bencil sebepleri üzerinden sahip çıkmaktadır. Dini ret edenler ise çoğunlukla gördükleri bu manzarayı ret etmektedirler, çünkü bu halin mantıkla ilişkisini sorgularken yakaladıkları budur. 

Dini pek çok açıdan ele alabilirsiniz, ancak dinin ulvi bir amaca yönelmiş olmasıyla bir tanrıyla inanması ilkesini göz ardı edemezsiniz, çünkü dine o ulvi amacı veren insanın olayları sorgularken bir tanrıya ulaşmış olmasıdır.

Tanrının tekliği insanın kendi tekliği şahsında ifade bulması elbette önemlidir, ancak daha önemlisi insanın bu teklik şahsında daha mükemmel olana yönelmesi, mükemmel olmayı insanın ukdesi haline getirmesidir. İnsanın her şeyde mükemmeli yakalaması ukdesini insana kendi tekliğinde vardığı tanrının bu tekliği vermiştir.

Yani insanın temel mükemmellik referansı tanrıdır. İnsanın -şu şekilde veya bu şekilde- tanrıya ulaşması elbette bir kısım sorgulamanın sonucudur, ama daha önemlisi varlığını mutlak bir töze bağlarken orada bir mükemmellik referansı yakalaması ve hayatını tanzim ederken o mükemmeli referans almasıdır. Hala tüm ideolojik veya politik doktrinlerin temel referansı insan hayatında bu mükemmelliği yakalaması üzerinedir. Bunların farklı söylemlerle ifade edilmesi yalnızca karşıtlıkların getirdiği   farklı söylem biçimleridir, yoksa temelde ukde daha iyisine, daha mükemmel olanına ulaşmaktan başka bir şey değildir.

Kuşkusuz dinin pek çok amacı var; ama mükemmelleşmeyi esas alırken insanlık için en önemlisi ahlaki değerlere amaç vermesi, onlara ahlaki değerlerini neye göre tanzim edeceklerini göstermesidir. Diğeri de mükemmeli arayan insanın amacına ulvi bir nitelik katması, her sorgulamada neyi referans alacağını ona göstermesidir.

Bugün mükemmellik adına ne varsa onu insana dinin bu özelliği vermiştir. Bu dinin dünyevi kimliğidir; ama bu kimliği ona uhrevi kimliği vermiştir, çünkü esasında dinin uhrevi kimliği insana bu kötülükten arınma ve daha mükemmel olma fikrini vermiştir. Ölümsüzlüğe inanmak dini doğmanın temel ukdelerinden biridir, ama o inancın bu dünyadaki karşılığı daha saf, daha temiz ve kötülüklerden arınmış bir şekilde yaşamaya çalışmaktır. Yani dinin bu özelliği dünyevi amaca hizmetten öte hizmet amacı vermekte, o hizmeti yücelterek asil ve ulvi bir amaç haline getirmektedir.

Ancak karşımızda amacı saptırılmış, daha çok devlet erkine hizmet eder türden dönüştürülmüş, otoriteyi kutsayan, erklerin amacını yüceltme hizmetine koşulmuş bir din soyutlaması var. Bu din sıradan insanların veya ulvi amaçların dini değil, gücün ve gücün şahsında otoritenin hükmünü daim kılmanın bir aracı şeklinde dönüştürülmüş, bir ezen ideolojisi olarak vücut bulmuştur. Daha yalın bir ifadeyle ifade edecek olursak bu din, halkın o mükemmelliği kutsayan dini değil, halkı denetimde tutmak için egemen yapıların dönüştürdüğü ve ruhban takımlarının da kendi dünyevi konforları için o egemenlerden güç aldığı veya gücü paylaştığı ve bu güç ittifakı üzerinden tarafların arzu ettikleri dokunulmazlıkları kazandıkları kirli bir işbirliğinin nüvesidir. 

Bugün dini faydasız görenler -farkında veya değil- genelde dinin bu kirli kimliğine saldırmaktadır ki, bunca kötülükten sonra onlara hak vermemek elde değildir. Yararlı gören sıradan insanlar ise bir bataklığın içinde, olanı görecekleri yerde çektikleri acı ve verdikleri bedellere karşılık öte dünyanın ödüllerini toplamanın derdindedirler.  Oysa öte bir dünya olsa bile bu ödüllerin tüm kıymeti bu dünyaya göredir ve onu birileri tamda sizleri bu dinle uyutmayı başardığı için bu dünyada yaşamaktadır. Görmek istiyorsanız size öte dünyanın nimetlerini anlatan insanların bu dünyadaki hayatlarına bakmanızı tavsiye ederim. Görmek istemiyorsanız, siz uyutulmaktan memnunsunuz, size iyi uykular dilemekten başka bir şey gelmez elimden.

Oysa dinin esasında böylesi üstünkörü bir inanç yoktur, sorgulama vardır ve bu sorgulamanın esasında ise insanın erdikçe yaşamını ahlaki anlamda düzenlemesi, insanlığın ulvi amacını gerçekleştirmesi için kendisine görev çıkarması vardır.

Zira insana bu yönüyle bir tek din görev vermekte, onu bir dava adına fedakarlık göstermeye davet etmektedir. Din bu açıdan insanidir ki, insani olmayanın gerçekte dinle bir ilgisi yoktur, tüm ilgisi uydurulmuş, belirli amaçlara hizmet eder şekilde dönüştürülmüş belirli erklerin dini kendi amaçları yönünde soyutlama şekilleridir. Kaldı ki günün din anlayış ve yaklaşımlarına baktığımızda gördüğümüz bundan ötesi değildir.

Gerçek anlamda din kimin uyguladığına bakmaksızın her tür haksızlığın ve adaletsizliğin karşısındadır, bu haksızlık ve adaletsizliği kendi sebepleri için kullananları ise konumlarına bakmadan onları insanlığın düşmanları olarak addetmektedir. 

Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı gelen her amaç ulvidir, ancak insana bu ulvi amacı veren dindir, insanların bunu farklı ideolojik veya politik tanımlarla ifade etmesi yalnızca amacın farklı kelimelerle ifade edilmesidir; esası insanın insani olan tarafta durması, haksızlık veya adaletsizliğe uğrayanların yanında durma konusunda tavır almaya davet etmesidir. Dinin temel amacı da yararı da olaya bu şekilde yaklaşması, böyle bir yaklaşımı ulvi bir amaç haline getirmeye çalışması ve bu amaç üzerinden insanlığın temel ukdesi olan o insanlık tözünü yakalamaya çalışmasıdır.

Dinin gereksiz ritüellere boğdurulması, boşluk bırakmaz şekilde belirli prensiplere göre dizayn edilmeye çalışılması baştan sona egemen yapıların din üzerinden insanları amaçlarına ram etme amaçlarının bir parçasıdır. Çünkü akli bir izahı olmasa da tekrarın alışkanlık yarattığı ve insanları grup histerisi içinde kendilerini emniyette hissetmeye yol açtığı bilinmektedir. Sıradan bir uydurmanın bile tekrar edildiğinde zamanla kendi inanmış kitlesini yarattığı, onlarda bir iyelik duygusu yaratarak fedakarlık yapmaya ikna ettiği de bilinmektedir. İnsanın kendi yalanına inanması, onu zaman içinde bir hakikat gibi alması nedeni de tam olarak bu tekrarlardan gelmektedir. 

Dinin özü kişisel anlamda çok ibadet ederek, şekli imaj, giyim-kuşam veya ruhban postuna bürünerek cevahiri kurtarmak değildir, zira bu insanlığın ukdesi değil, kişiselleşmiş, yalnızca kendisini kurtarmayı amaç edinmiş bencil egonun bir gösterisidir; çünkü dinin özü kişiselliğe karşıdır, egonun şahsında kibri reddederken yapmaya çalıştığı kişiyi toplumun yararını gözetecek bir hale getirmesidir. Oysa erke veya erk olmaya hizmet eden her güç güçlenme egosundan beslenmekte ve büyüdüğü veya güçlendiği oranda kibrin pençesine düşmektedir. Dinin belki de pratikte en fazla mücadelesini verdiği şey kibre karşı direnmektir. Bugünde hala insanlığın kibirden, haksızlıktan, adaletsizlikten ve ahlaksızlıktan imtina etmesini en fazla din savunmakta, onlarla mücadele etmeyi ulvi bir amaç saymaktadır. Gerçekte hala dinin dışında hiçbir ideoloji veya siyasi ukde bu tür değerleri bu temelde sahiplenmemekte, onları böylesi ulvi bir amaca bağlama yoluna gitmemektedir. Ki zaten dini aradan çıkardığımızda insanlar bu soyut disiplinlerin izahını kendileri yararına gereklerle ilişkisi dışında yapamamaktadırlar. Diğer ideolojilerde yaptıkları ise bir şekilde aracı amaç haline getirme ve yol giderken nereye gittiğini bilmemektir. Elbette dinin gösterdiği yolda sorgulamaya açıktır, ama zaten sorun bu değildir, sorun dinin insanlığa bir amaç vermesi ve insanlık yol giderken onların o amaca bağlı olarak yol gitmelerine teşvik etmesidir.

İnsanlık bugüne kadar bu yolu tecrübe ettiği için kendisini mükemmelleştirmiş, dahası mükemmelleştirme yolunda bir fikir elde etmiştir. Ki dinin insanın mükemmelleşmesi konusunda söyledikleri dışında insanlığın hala insanlığa söyleyecek fazla bir şeyi yoktur. İnsan elbette dini aşabilir, ama bu dinin vaz ettiği mükemmelliği aştığı sürece geçerlidir.

Çoğu insan değerlerin bilimle test edilmesini, onlara gerekler üzerinden hayat verilmesini önermektedir. Bu elbette doğru bir yaklaşımdır, ama zaten geleneklerin çürüttüğü bir kısım muhafazakarı saymazsak kimse bu bilimsel yaklaşımın karşısında değildir. Dahası din de karşı değildir, karşı olan erklerin yönelim verdiği geleneksel dinlerin kendisidir. Ve ne yazık insanların çoğunluğu dinin o evrensel-insani şiarıyla değil, geleneksel çürümüşlüğüyle hareket etmekte, bir alışkanlık olarak dini ritüelleri icra ederken yaptıklarının karşılığını beklemektedir. Oysa insanlığın özü almak değil vermektir, bir insan aldığı oranda değil, verdiği oranda insandır.  

Bilime dönersek, öncelikle şunu söylemeliyim ki bilim yol değildir veya siyasi bir ukde ve veya ideoloji de değildir, yol giderken yolun daha kullanışlı hale getirilmesi için kullanılan bir araçtır; yani herhangi bir ukdeyi veya ideolojiyi amaç edinmiş insanın amacını gerçekleştirmesi aracından başka bir şey değildir. Bilimi ukde yapmak din yapmaktır ki, bu aynı zamanda bilimin amacına aykırıdır, dahası insanın amacına da aykırıdır. Aracın amaçla karıştırılması dediğimiz şeyde aslında tam olarak budur. 

İnsan ne derece bunun farkında?

İzin verirseniz buda başka bir yazının konusu olsun.  

3 YORUMLAR

  1. “Bugün verilen din ile gerçek din arasında neredeyse hiçbir bağ yoktur, tümü belirli otoriteler tarafından saptırılmış, gücü ve güç şahsında devlet hükmünü kutsar bir nitelik almıştır.” Demişsiniz;
    1- Dini kim verir?
    2- Gerçek din nedir?
    3- Madem belirli, saptıran otoriteler kimdir, kimlerdir?
    4- “…gücü ve güç şahsında devlet hükmünü kutsar bir nitelik almıştır.” ne demekse…
    Herkes kendine göre bir tanımlama yapsa bile din, erkeklerin uydurduğu kurallar bütünüdür. Ama hepsi bunları Allah gönderi yalanını da ekledikleri için yalan üzerine kurulmuş palavralardır demek daha doğru olabilir.
    Üç beş yüzyıl ara ile ayrı ayrı peygamberler, ayrı ayrı kitaplar gönderecek kadar şapşal birinden Tanrı olmaz. Sarhoştum aydım, ben bu işten caydım der gibi.
    “Doğaya, canlılara zarar vermeyelim” dört sözcüklü bir cümle. Yerli yersiz bir sürü masallarla süslenmiş adına kutsal sosu eklenmiş kitapların tümünden daha anlamlı daha yararlı. Din hiç bir yaraya merhem olamaz, olmamıştır, olmayacaktır. Dinden geçinen bir sınıf yaratmıştır. Bu merkezli ekonomik hareketlilik yaratmıştır. Ama din adamları dışındakileri sömürmektedir. Geçmişle ilgili anlatıları abartılı, gelecekle ilgili öngörüleri palavradır. İnsanları mutluluk da vermezler. YUVAL NOAH HARARI nin dediği gibi “Bir maymunu, ölümünden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.” İstisnasız tüm dinler bunun aksini söyler.

    • *******
      Yahu, sen ne Yahya Özalmışsın?!
      Meğer gazını Harariden almışsın,
      Geleceği görüp göstermek için,
      Pencerenden hayallere dalmışsın!

      İnsan bazen işte böyle sapar,
      Maymun-iştah bir muza dahi tapar,
      Günü gelir de jeton düştüğünde,
      Paradigması kayar, apar topar!

      İşte o gün Allah selamet versin,
      Bugün bir yalancı peygambersin
      İbreti alem başka şey de verir,
      Oku Kitabı, yarım kalmış dersin!

      Doğaya sahip çıkmak tekelinde mi
      Kendini temize çıkardın, öyle mi ?!
      DiNin sahibi akıl fikir versin Yahya
      Bu poz “bakın dinler kötü” diye mi?
      ….

  2. İnsanı sosyal bir yaratık ve dini de sosyal bu yaratığın sosyal yaratığı ve bununla duygusal bağlantısı, buna takıntısı, bundan fayda çıkarma uğraşı olarak ele almanın dışında bir DiN yok mu İbrahim bey? M. K. Atatürk Paşamızın da yapmağa çalıştığı gibi, laikliğin monte edilmesi amacıyla Din ve Bilimin karşı karşıya ve getirilmesi yanlış(tı). “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” demiş. Bilim ve akılı maneviyatın yerine koymağa çalıştığı nasıl da belli.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here