Dinde doğu batı farkı

0

Dinde Doğu Batı arasındaki temel fark; aksi bilinse de bu, Doğu‘nun dinde olaylara akılcı ve Batı‘nın da ruhani yaklaşmasıyla ilgili bir farktır. 

Biliyorum, sizde Batı‘nın dinde olaylara akılcı yaklaştığını ve Batı‘nın aksine Doğu‘nun dinde olaylara ruhani yaklaştığını biliyordunuz. 

Dünya dinleri konusunda uzun bir yolculuğa çıkmadan önce şahsen bende böyle biliyordum. Çünkü Batı‘nın bilimsel anlamda Doğu‘nun önünde olması bana da yeter bir kanıt gibi geliyordu.

Ancak olayın içine girince durumun hiç de öyle olmadığını gördüm.

Neden? Derseniz:

Öncelikle Doğu‘nun tüm okült kültlerinde konsantrasyon esastır ve konsantrasyon düşüncenin odaklanması yoluyla en yüksek amaca ulaşmayı amaçladığı için aklı öncelemekte, aklı kalbin önüne geçirmektedir. Batı ise dinde bunun tersi, iyi ve ahlaklı insan olmayı öncelediği için dini ahlaki esaslar üzerinden almaktadır.  

Ve sanırım bundan olsa gerek ki, bastırılmış duygularının yorgunu olan Batı ahlaksız,

Doğu da akılsızdır!

İroniyi bir kenara bırakırsak şöyle diyebiliriz;

Doğu iyilik, erdem ve yüce gerçeğe akıl yoluyla, yani iradenin davranışları düzenlemesi yoluyla ulaşmaya çalışırken, Batı tevekküle, yani kalbin sesine kulak vererek ulaşmaya çalışmaktadır.

Hangi yol en doğrusudur diye hemen bir sonuca gitmeyeceğim ve bana kulak verirseniz, siz de hemen akıl veya kalp diye bir sonuca gitmeyin derim. Çünkü iki tarafta da sayısız cemaat ve tarikat var ve dönüşümde kimi aklın saflaştırılmasını öncellerken, kimi de kalbin saflaştırılmasını öncelemektedir.

Bu iki özellikle ilgisi olmayanları ise lütfen geride bırakın, çünkü yüce dönüşüm veya aklın saflaştırılmasıyla ilgisi olmayanların amacı muhtemelen bu dünyanın tutkularıdır. Maalesef iki tarafta da böyle rotasız, daha doğrusu rotaları kendi bencil emelleri olan çokça cemaat ve tarikat mevuttur.

Gelelim Batı ülkelerinde kalbin egemenliği ile Doğu ülkelerinde aklın egemenliği konusuna: 

Öncellikle şunu söylemeliyim ki, ruhani yola girenin amacı beşerî duyguların düzenlenmesi, arındırılması ve güçlendirilmesi esasına dayanır. Bu amaca esas ifade Doğu ve Batı da kendisini farklı şekillerde gösterse de esası aklın veya nefsin kontrolünün bu zeminde güçlendirilmesi ve dengelenmesi esasına dayanır. Kontrol şartı netice verdiğinde Batılı bunu saf kalbin düzene girdiğini şeklinde alırken, Doğulu, teskin olmaz iradenin düzene girdiğini söyler. 

İrade mi, nefis mi diye sizi bir seçim yapmaya davet etmeyeceğim, çünkü irade olmadan seçme olmaz, nefis olmadan ilerleme şartı.  

Ama size şunu söyleyebilirim: Doğu ve Batı‘nın bu yolculuğu farklı şekillerde ifade bulsa da yol kısmen tek ve bir gibi görünmektedir.

Tabi bütün olarak bir değil, küçük ayrıntılar var ve pek çok şey aslında ayrıntılarda gizlidir. 

Neden? Derseniz. 

Öncelikle kültürler farklı olmasa algıda farklılıklar olmaz veya tersi, algıda farklılıklar olmasa kültürlerde farklılıklar olmaz.

Yani farklılıklarda temel her ne ise, kültür ve algılama biçimi de kendisini o şekilde gösterir.

Örnek verecek olursak, buna göre Doğu‘lu dini esasları kullanarak kötülük yapanı akılsızlıkla suçlarken, Batı‘lı kalpsizlik veya vicdansızlıkla suçlamaktadır ve Doğu‘lu akılsızı ceza ehliyetinden muaf görmese de kısmı bir hoşgörüyle karşılarken, Batı‘lı hoş görmemekte, affetmeyi aklından dahi geçirmemektedir.  Çünkü Doğu‘lu bunu bir akılsızlık örneği olarak görüp affederken, Batı‘lı bu suiistimalin bir akıl ürün olduğunu ve bunu yapanın affedilmeyi hak etmediğini düşünmektedir.

Batı akılcılara karşı mı?

Batının, aklını kullanarak insanlığa zarar vermiş ahlaksızlara karşı geçmişten gelen acı bir tanıklığı var. Batı bunu unutamıyor ve doğrusu Batı insanının önemli bir kısmı hala aklın veya akıl yoluyla dinin kötü amaçlarla kullanılabileceğini ve birilerin bu temelde gizil güçlere hükmedebileceğini düşünüyor. Kaldı ki, eskiden Batı’da bu tür gizil güçlerle iş yapmak -özellikle kötü işler- bir meslekti ve insanlar işlerini mahkemelerde değil, bu tür kötü adamların yapacakları büyülerle görmek isterlerdi. Cadılar bu örneğe tam karşılık gelmese de Batılının diğer bir inancı da Cadıların kötülük için var oldukları yönündeydi.

Peki, Doğu’da bu tür mistik güçlerle iş görmek yok muydu? 

Sanırım akılcılığın farkı burada ortaya çıkıyor; çünkü Doğu insanı kötü amaçlı insanların bu kadar saflaşıp yücelemeyeceğini ve kısmen bir ilerleme kaydetse de bunun metapsişik güçlere hükmedebilecek kadar olmayacağını düşünüyor.  Zira Doğu‘luya göre iyi insan olmadan saflaşma, herhangi psişik bir güce hükmedebilir olma söz konusu olamaz, yani insanın psişik bir güce hükmetmesi için o oranda saflaşması ve yüce olması gerekir ki, yüce birinin de kötü olması veya güçlerini böyle sıradan basit işler için kullanması düşünülmüyor.

Belli ki, aslında Doğu’da Batı’da kötülüğün gücüne inanıyor ve Batı bu konuda kötülüğü kolay elde edilebilir bir güç olarak görürken Doğu buna inanmıyor ve Batı tamda bu sebeple kötülüğe fazladan bir cephe daha açarken, Doğu böyle bir cephe açmaya gereği görmüyor.   

Doğu yoksa kötülüğe kayıtsız mı? “

Kuşkusuz hayır. Doğu ortalama bir insanın zihninin sayısız düşüncelerle dolu olduğunu ve zihnin o doluluğu oranında o kişinin zayıf olduğunu düşünüyor. Yani bir anlamda Doğu‘lu, insanın kafasındaki sayısız ve faydasız düşünceleri ekarte etmeden eremeyeceğini ve o sayısız ve gereksiz düşünceyi ekarte edenin ise kötü olma amacını da aştığını, çünkü o düzeye gelenin artık ruhani bir şahsiyet olduğunu düşünüyor. 

Ki kaldı ki, Doğu zaten düşüncenin kendi başına kapsamlı bir güç olduğunu ve zihin arındıkça o gücün ortaya çıktığını düşünüyor. Sanırım Batı burada da Doğu’dan ayrılıyor, zira Batı düşüncenin gücünü yarattığı eserler üzerinden okuyor, Doğu ise saflaşma, yücelme ve mutlaka erme şeklinde okuyor.   

İbrahim Yersiz

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here