Dinle ilgili herkes konuşabilir, bu çok normal

2

Dinler, geçmişten bugüne hep ilgi alanı oldu. Bugün de aslında ilgi alanı ama çoğu zaman tartışma çıkaracak noktaya getiren bir hayat argümanı gibi de. Sadece bugün mü, hayır eskiden de tartışma çıkarıyordu, toplumlarda kavgalar çıkıyor ve devletler savaşıyorlardı.

Kısacası dinler herkesin ilgisini çekiyor.

Ateisti, Agnostiği, Deisti bile dinlerle ilgileniyor ve dinler hakkında konuşmaktan belki de zevk alıyorlar. Bu konudaki düşünce mantığı aslında yanlış. Toplumdaki insanlar onların neden dinle ilgilendiklerini sorgularlar.

Neden?

Aslında çok normal. Dinle ilgilenmişler ve sonrasında bir karar vermişler. İnanmıyorum ya da inanıyorum demişler. Ya da Agnostik ve Deist olmuşlar. İlgilenmeseler, nasıl o durumda olduklarını anlamış olabilirler ki.

Bazı inançlı dindarları da bu durum rahatsız ediyor. ‘Madem Ateistsin neden benim dinimle ilgileniyorsun?’ gibi sığ cümlelerle saldırı yapıyorlar.
Öncelikle din senin dinin değil.

İkincisi Ateist olması bu kişinin dinlerle ilgilenmeyeceği anlamına gelmiyor.

Üçüncüsü de Ateistin dinle ilgilenmesinden neden rahatsız oluyorsunuz?

Hmm rahatsızlık.

Evet, rahatsızlar.

‘De ki: Ben dini sadece Allah’a has kılarak ibadet etmekle emrolundum’ (Zümer suresi, 11)

Dini Allah’a yani Yaratıcıya has kılarak ibadetle emrolunan kişi ateist değil, sensin. Dini sadece Yaratıcıya has kılma tabiri önemli.

Din, senin kendine has kılacağın bir meta değil. Dindarların içinden çıkamadıkları paradoks da bu. İnandıkları dinlerin sahibi olduklarını sanıyorlar. Bir dine inanıyorsa sanki o din o kişiye aitmiş gibi sanılıyor.

Din senin değil.

Sen inandığın için o dine giriyorsun.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed İslam’ı tebliğ etmeye başladığı zamandan itibaren aynı problemi yaşayanlar oldu.

Dini kendinin metası, eşyası sanan Müslümanlar dini eğip bükerek bozmaya çalıştılar. Hadisler uydurdular. Başka milletlere savaşma aracı olarak dinleri kullandılar. Toplumları sömürme ve yönetme aracı olarak da dini kullandılar. Din, halkı yönetmeye çıkan yolda en önemli bir dönüm noktası oldu.
Bütün bunların sebebi inanan insanların dini kendilerinin sanmaları.

Müslüman halk İslam’ı kendinin sandı.

Müslüman yöneticiler de İslam’ı kendilerinin sandılar.

Bu iki grup aynı şekilde düşündükleri için İslam sömürü aleti olarak bu kadar kullanıldı ve eğer üzerine düşünmezsek de kullanılmaya devam edilecek.

Dini kendine has kılan Müslümanlar, dini kendine has kılan Müslüman yöneticilere ses çıkarmadılar çünkü onlar da aynı şekilde düşünüyorlardı. Belki bugün de aynı durumu görüyoruz ve yaşıyoruz.

Ayasofya’da Atatürk’e hakaret eden şahıs da dini kendine has kılarak fütursuzca konuşabildi.

Her inanan dindar dini kendine has kılmayı alışkın haline getirdi ve getiriyor.

Zaten dini kendilerine has kılan inananlar olmasalar hepsinin din anlayışı çok farklı olurdu. Din dendiğinde daha mütevazı ve ölçülü davranırlardı. Tasavvuf ehlinin din anlayışının aslı da budur.

Dini kendilerine has kılmak değil, dini Yaratıcıya has kılmak. Bundan dolayıdır ki, onlar daha affedici ve kucaklayıcı olmuşlardı.

Hallac-ı Mansur ‘Enel Hakk’ derken de dini Yaratıcıya has kılmış ve kendini o Yaratıcıda bulmuştu ama Müslümanlar onun kendini Yaratıcının yerine koyduğunu sandılar. Neden mi? Dini kendilerine has kılmayı bildikleri için onun da dini kendine has kıldığını sandılar.

Din, dinleri gönderen Yaratıcınındır. Dinler Yaratıcıya has kılınır.

İnananların sandığı gibi dinler insanların tapulu malı ya da sömürü aracı olacak bir meta değiller.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikBindallı
Sonraki İçerikPara milli atletlerden 4 madalya..
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

2 YORUMLAR

  1. “ Dinle ilgilenmişler ve sonrasında bir karar vermişler. İnanmıyorum ya da inanıyorum demişler. Ya da Agnostik ve Deist olmuşlar. İlgilenmeseler, nasıl o durumda olduklarını anlamış olabilirler ki.” İşte yazının kırılma anı burası bence. Tebrik ederim. Çok güzel değerlendirmeler. Özellikle bir kesimin kesinlikle okuyup çözümlemesi gereken bir konu.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here