Dinle kandırılan insanların iman etme sorunları

0

Sert gelebilecek bir tanımlama: ‘Dinle kandırılmak’. 

Dinle kandırılıyor muyuz diyenler olacak ve hatta suçlamaya varacak tepkilerde bulunacaklar. Bu sorudan daha da öncesi var: Din, insanları kandırır mı? 

Bunun cevabı, insanların bakış açıları ile ilgilidir. Konumuzla bağlantılı olan iman etmeye dahil olan bir soru. Böyle olduğunu düşünenler, inanmazlar; düşünmeyenler de inanırlar. Ama bu soruyu düşünürler ve sonra karar verirler. Zaten inanma (iman etme) da böylece başlamış olur. 

Din, sembollerle zenginleştirilmiş, eski dinleri anlatan ve konu bütünlüğü bulunan ilahi bir iletidir. Acaba böyle değil midir? 

Obje olarak ele alınan din, insanın karşısında bulunan bir gerçekliktir. Ona sorular yöneltir ve sonuca ulaşırız: Tasdik (iman), reddetme (inanmama). 

Dinle kandırılma ise, ikinci aşama olan bir konudur. 

Dinle kandırma/kandırılma nasıl oluyor? 

İnsanlar, inanca/inanmaya meyilli olan varlıklardır. Aşkın olanı arama ve O’na bağlanma, insanın içinde olan bir ihtiyaçtır. İnanmıyorum diyenlerin bile aşkın olarak kabul ettikleri kavramlar, sistemler ve objeler vardır. Bu yüzden insan, arayış içindedir. Bu insanlara dinler, inanılacak konular hazır oldukları için cazip gelirler. 

Reklam

Arayış içinde olmayan, içinde doğup-büyüdüğü toplumda hazır olarak bir dini bulmuş olanlar da, sorgulamadan o dinin içinde olduklarını kabul ederler. 

Bu ön kabullerinden dolayı da, okuyup-araştırma yapma ihtiyacı hissetmezler. 

İçlerindeki inanma ihtiyacı onları mistik olana yönlendirir. İslam’da mistik olanın cisimleşmesi de, İslami gibi görülen giyim tarzı ve sakal-sarıktır. 

Bu giyimi gören insan, otomatik olarak o mistik havaya giriş yapar ve her verileni DİN olarak kabullenir. Din bir bakıma, mistik giyimi ile dini anlatan kişide cisimleşmiş olur. 

Günümüzde dini anlatanlar, insanlara basite indirgenmiş bir şekilde sunum yaparlar: ‘Ceza için cehennem, mükafat için cennet’. Bu söylem, insanlar tarafından benimsenir ve kabul edilir. Bunda kapitalizmin etkisi de vardır. Menfaatlenme, cenneti kazanma hırsı; ceza, korku ve cehennemden kaçış. Bu din söylemiyle şekillenen zihinler için sadece cennet-cehennem vardır. 

İslam’dan önceki bozulmuş dinlerde olan çıkmaz böylece İslam’da da südur etmiş olur. 

Kısaca özetleyelim. 

İnsanın inanma ihtiyacı, 

Reklam

Bu ihtiyacı iyi gözlemleyen piyasa insanları, 

Mistik olana yönelme, 

Bu isteği/ihtiyacı iyi gözlemleyen piyasa insanları, 

Korku: cehennem; mükafaat: cennet denklemiyle kurulan din, 

Bu isteği/ihtiyacı oluşturan ve yönlendiren piyasa insanları,

İşte bu piyasa insanları DİN’le insanları kandırırlar. Cehennemle korkutup, cennet vaadiyle onların dini duygularını tatmin etmelerini sağlarlar. 

Tam da burada şu soruyu yöneltebiliriz: 

Bu insanlar nasıl ve hangi düzlemde İMAN ediyorlar? 

Biraz daha sert soru soralım: Bu düzlemde dindar olduğunu söyleyenler ve bunu insanların yüzlerine vuranlar İMAN etmişler midir? 

Etmişler ise, neye iman etmektedirler? 

Kendini ve kainatı düşünüp-tefekkür etmeden, kainatın nasıl yaratıldığını incelemeden, daha önceki peygamberleri ve dinleri ayrıntılı şekilde irdelemeden, sadece cennet-cehennem düzleminde bina edilen bir dine bağlı olarak İMAN’ı değerlendiremedikleri için iman etme sorunundan bahsediyorum. 

Bu konu çok önemlidir. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde de bu vardır. 

Allah’a/Rabb’e/Yaratıcı’ya iman eden kişi için mutmain olmuş bir kalp ve teslimiyet söz konusudur. 

Bu mümin kişilerde, kapitalist yaklaşımlarla yoğurulmuş cennnet tamahkarlığı yoktur ve olamaz. 

Acaba bugün kendini dindar/Müslüman kabul eden kişiler, cennet-cehennem düşünmeden mi iman ederler, yoksa onları dayanak alarak mı?

Sevgi ve Bilgiyle kalın

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here