Diplomasiyi Sevmek

3

Günümüz dünyasında diplomasi halen önemini koruyor. İletişimin kolaylaştığı, devlet başkanlarının birbirleriyle artık doğrudan görüntülü/görüntüsüz arama ve toplantı yapma olanaklarının bulunduğu zamanımızda, diplomasinin modası geçmiş eski bir yöntem olduğunu düşünenler maalesef aramızda mevcut. Fakültede diplomasi konusunda verilen ilk derslerde Sir Ernest M. Satow’un “Diplomatik Uygulama Rehberi”[1] kitabı diplomasiyi ve araçlarını, yöntemlerini tanımlayan, önümüzde ufuklar açmış bir referans kitabı idi. Hala daha bu özelliğini koruyan ve güncellenen temel bir kitap olduğunu düşünürüm.

Önce Ulusal Güvenlik Danışmanı sonra da A.B.D.Dışişleri Bakanı olan Harvard Üniversitesi Profesörü Henry Kissenger’ın 992 sayfalık “Diplomasi”[2] kitabı, verdiği örnek olaylarla her diplomatın ve uluslararası ilişkilerle ilgilenenlerin okuması gerekli bir kitaptır. Kissenger’ın  kitabında verdiği örnekler çok çarpıcı. Kitap bölüm bölüm olarak da okunabiliyor. Siyasal Bilgiler Fakültesi (A.Ü. S.B.F.) mezunu ve 40 yıl Dışişleri Bakanlığında her kademede çalışmış bir diplomat olarak her sorunun ikili veya çok taraflı düzeyde görüşülerek halledileceğine ve görüşme kanallarının daima açık tutulmasının yararlarına sıkça tanıklık ettim. Çok sevdiğim ve Londra Büyükelçiliğinde yanında üç yıl çalıştığım rahmetli Büyükelçi Rahmi Gümrükçüoğlu, mesleğimin çok başında bir İkinci Katip iken tüm Müşavir ve diplomatların katıldıkları haftalık misyon toplantılarında “Odasına kapanan diplomatların ne kendilerine ne de ülkesine yararlı olamayacağını” ifade ederdi. Onun bu sözlerini, 2005’de, Ankara’daki İngiliz Büyükelçiğinde oturmalı bir akşam yemeğinde arkadaşım diplomat Dominic Clissold tarafından yanına oturtulduğum Büyükelçi Peter Wesmacott’un masanın üstünde tutttuğu ve bir randevu talebine cevap vermek için açtığı randevu defterini görünce hatırladım. Büyükelçi Wesmacott’un ertesi günkü randevuları arasında İstanbul’a uçuş, TÜSİAD’ı ziyaret, şimdi ortadan kaldırılan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu DEİK’de öğle yemeği, ve diğer dolu dolu görüşmeler içeren bir günlük programını görünce görüşmelerin ne kadar önemli olduğunu ve bir büyükelçinin ne kadar çok çalışabileceğini ve etkin olabileceğini düşündüm.

1972’de, Başkan Nixon’ın Çin Halk Cumhuriyetini (ÇHC) ziyaretini sağlayarak ABD ile bu ülke arasındaki 23 yıllık mücadeleyi sona erdiren Kissenger aynı zamanda Vietnam savaşını 1973’de, dehası ile sonlandırarak Nobel  Barış ödülünü almış; İsrail, Mısır ve Suriye arasında uyguladığı yoğun  diplomasi ile “Mekik Diplomasisi” (Shuttle Diplomacy) kavramını uluslararası ilişkilere kazandırmıştır. Kissenger, 2014’de verdiği bir mülakatta, Nixon’ın ziyaretini hazırlamak için  ÇHC’ne önce gizli ziyaretler yaptığını bunun nedeninin sadece Başbakanla görüşerek ziyarete zemin hazırlamak, çok katı kuralları olan Başkan Mao ile görüşmekten kaçınmak olduğunu yoksa ziyaretin suya düşebileceğini anlatmıştır

Meslek hayatım boyunca özellikle İngiliz diplomatların ve Vatikan’daki din adamı diplomatların ne kadar mükemmel bir görüşmeci olduklarını gördüm. Tabii ülkemizde de büyükelçilik yapan İtalyan Büyükelçi Carlo Marsili de mükemmel bir diplomat olarak anılarımdaki yerini koruyor.İstanbul’da yapılacak bir sonraki Medeniyetler İttifakı toplantısına Vatikan üst düzey katılımını sağlamak ve davet etmek için Vatikan’a gittiğimde deneyimli bir İtalyan din adamı daha önceki toplantılara davet edilmeyip bu toplantıya davet edilmelerinin nedenini kibar bir uslupla sormuştu. Beklemediğim bu soruyu nasıl cevaplayacağımı düşünürken davetin “geç olması hiç olmamasından iyidir” (better late than never) diyerek geçiştirdim. En iyisi üzerini kapatmaktı. Daveti Ankara’nın talimatı ile yapıyorduk. Vatikan ile diplomatik ilişkilerimiz devletten devlete olan ilişkilerdi. Katolik din adamları diplomasi mesleğini edinmek için Vatikan Diplomasi Akademisine sadece davet alarak gidebiliyorlar, başvuramıyorlar. Bu da  din adamlarının rahip olmalarından itibaren yeteneklerinin izlenmesini gerektiriyor. Rahip diplomatlar teoloji bilgilerinin yanısıra dört beş dil bilmeleri, “evrensel kilise” olarak dünya işlerini yakından takip etmeleri, savaş ve diğer uyuşmazlıklara müdahale ederek Mozambik’de olduğu gibi kanlı bir savaşı görüşmeler yoluyla sona erdirmeleri ile biliniyorlar.

Bu nedenle en seçme diplomatlar Vatikan Diplomasi Akademisinden yetişiyor diyebilirim. Komşumuz İran’daki diplomasi geleneği de kuvvetli ve süreklilik gösterir. Kendisiyle de tanıştığım bugünkü Dışişleri Bakanı Cevat Zarifi değerli diplomatlardan.

Diplomasi denince ne anlamak gerekir? Bunun en iyi tanımını yapan Satow’a göre: Diplomasi, bağımsız ülkeler hükümetleri arasındaki resmi ilişkilerin yürütülmesine ilişkin taktik ve aklın, bilginin kullanılmasıdır. İngiliz diplomat ve yazar Sir Harold Nicholson ise diplomasiyi, uluslararası ilişkilerin görüşmeler aracılığı ile yönetimi olarak tanımlar.

Ülkemizde ise iç (Merkez) ve dış teşkilatları (büyükelçilikler daimi temsilcilikler, konsolosluklar) aracılığı ve ikili, çok taraflı diplomasi ile konsolosluk ilişkilerini yürütmekten sorumlu devlet kurumu Dışişleri Bakanlığıdır. Bunun için Türkiye, 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Viyana Sözleşmesi ile 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Viyana Sözleşmesini imzalamış ve onaylamıştır. Osmanlı döneminde Reis-ül Küttaplık denilen Hariciye Nazırlığında ilk büyükelçiler genellikle dil, ilim ve irfan sahibi olmaları nedeniyle azınlıklardandı. Cumhuriyet döneminde çok değerli Dışişleri Bakanları, büyükelçiler yurt dışında ülkemizi temsil etmişler Lozan gibi önemli Antlaşmaları müzakere ederek imzalamışlardır.

İletişimin bu kadar ileri düzeyde olmadığı dönemlerde yani 1970’ler ve 80’lerde  misyonların görevleri o ülkenin gazetelerindeki iç ve dış politikalara ilişkin gelişmeleri çevirip Merkez Teşkilata veya o ülkenin komşularındaki misyonlarımıza göndermekti. Ancak bugün Misyonlar bu konuda daha rahatlar. Çeviriye gerek kalmadan yorum yaparak raporlarını Merkezin yararlanması için gönderebiliyorlar. Bu konular ayrı bir yazı veya kitap teması olabilecek uzunlukta.

Bugün Mısır, Suriye ve İsrail’de Türkiye’nin büyükelçileri bulunmamakta; temsil, başkatip veya ikinci katip düzeylerinde tutulmakta. Büyükelçilerin karşılıklı olarak bulunmaması ancak gerilimin sürdüğü veya savaş halindeki ülkelerde mümkündür. Karşılıklı ilişkilerin bu kadar gerilmemesi ve gelişmelerin içinde yer almamız, söz sahibi olabilmemiz bakımından bu ülkelere deneyimli büyükelçilerimizin atanmaları gerekir.

İkili ve çok taraflı görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine tehdit veya kuvvet kullanımı bazı durumlarda tercih edilen bir seçim olmuştur. Buna en iyi örnek Başbakan rahmetli Bülent Ecevit’in garantörlük anlaşmaları, yoğun barış girişimlerinin sonuç vermemesi üzerine yaptığı Kıbrıs Barış Harekatı örnek olarak verilebilir.

Diplomasiyi yürüten kurumlarda gelenekler önemlidir. Bugün İngiliz  Dışişleri Bakanlığı olarak adlandırılan devlet kurumunun adı Dış ve Uluslar Topluluğu  Bürosu (Foreign and Commonwealth Office, FCO) olup  teşkilat yapısını değiştirmek çok zordur. Kurumun çalışması, diğer kuruluşlarla nasıl işbirliği yapacağı belli kurallara bağlanmıştır. Belli başlı devletlerde dış politikada liyakat sahibi diplomatların büyükelçi atanmaları gelenektendir. Zira liyakat ve deneyime büyük önem verilir. Örneğin, Ankara’da bir önceki İngiltere Büyükelçisi Richard Moore 29 Temmuz 2020 itibariyle İngiltere Dış İstihbaratı (MI6) Başkanı olarak atanmıştır. 

Türkiye’de Dışişleri Bakanlığının temel yapısı son dört beş yılda değiştirilmiştir. Siyasi bir atama olan bakanın dışında her zaman  meslekten gelen büyükelçi ünvanlı bir kariyer diplomat müsteşar ve  diğer altı veya yedi büyükelçi  müsteşar yardımcılıkları  görevlerini yürütürlerken bugün bu makamların yerine üç bakan yardımcılığı ihdas edilmiş böylece genel müdürlerle bakan yardımcılıkları arasında hiyerarşik bir boşluk kalmıştır. Üç bakan yardımcısından ikisi kariyer biri ise siyasi atama ile gelen diplomattır. Aradaki geleneksel hiyerarşik yapının “hızlı karar alınmasını teminen” değiştirildiği ifade edilse de  eski hiyerarşik yapı alınacak kararlarda arz-takdim mekanizması ile görüşlerin yukarı yani üst makamlara sunularak karar oluşturulması bakımından önem taşıyordu. Keza bakanlık dışından atanan siyasetçiler ile başka mesleklerden yapılan atamalarla diplomasi birikimi olmayan Bakanlık dışı  büyükelçi sayısı bugün 30’a yaklaşmıştır. Ayrıca Bakanlık tarihinde ilk kez Personel Genel Müdürü ve Bakan Özel Kalem Müdürü Bakanlık dışından atanmıştır.

Diplomasi tarihine adını yazdıran Kissenger’a tekrar gelirsek, aldığı kararları yakın çevresi ile istişare ettikten hemen  sonra uyguladığını, hem gizli hem açık diplomasi  yöntemlerine başvurduğunu kitabında belirten Kissenger, ancak gizli diplomasi uygulamalarının da  bir süre sonra Senato ve Temsilciler Meclisine açıklandığını ifade eder. Ayrıca dış politikada  alınacak kararların kesintisiz ve doğru olarak uygulanmasının kararlılık ve doğruluk gerektirdiğini, ayrıca diğer ülkeler açısından da inandırıcı olma öneminin altını çizer. Bu nedenle de Kissenger Diplomasisi denilen  yöntem, ABD’nin Kissenger dönemindeki başarısının temelini oluşturmuştur.

Bu makalemi son oniki yıldır Kaş’ın karşısındaki İtalyanca adıyla Kastellorizo (Kırmızı Kale) Türkçe ismiyle Meis’de, Yunanca adıyla Megisti, yaz aylarında ziyaret ettiğim, hepsi de Türkiye dostu olan  40 yıldır tanıdığım italyan arkadaşım Ascania Baldasseroni Spadafora,  Yunan Constantina Agapitou Crowley ve Avustralyalı Colin Paul ve annesi Anna’ya adıyorum. Ayrıca Meis’in kışın 100 kişilik halkı İtalyan işgali sırasında ve İkinci Dünya Savaşı sırasında çıkan büyük yangında Türklerden gördükleri yardımları hala daha anlatıyorlar. Müze olarak gezilen camide gösterilen videoda, “Türklerin kayıklarla nasıl yiyecek ve giyecek taşıdıkları” şükranla gösteriliyor.

Doğu Akdenizde yaşadığımız, Meis’in de adı geçen kıta sahanlığı krizi nedeniyle bu dostluklar aklıma geldi. Her yıl yapılan benim de çorbada tuzumun bulunduğu Kaş – Meis Yüzme Yarışını düşündüm.

Atatürk’ün ilke edindiği ve Türk dış politikasının da temelini oluşturan “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” politikasının ne kadar isabetli olduğunu ise meslek hayatım boyunca yaşayarak gördüm. Yeniliklere açık olalım ama geleneklerimizi koruyarak. Hatta sonsöz olarak şunu da söylemek isterim: Diplomasiyi sadece sevmek değil, benimsemek, doğru ve ilkeli diplomasi yapmayı sürdürmek,  uluslararası ilişkilerde istikrarlı  duruşu sergilediği için  siyasi bir başarı sayılır.


[1] Sir Ernest M. Satow, A Guide to Diplomatic Practice, 2 cilt, birinci baskı, Longmans Yayınevi, 1917 .

[2] Henry Kissenger, Diplomacy, ilk baskı, Simon & Schuster Yayınevi, 18 Nisan 1994.

Önceki İçerikErmeni Olmaktan Yoruldum!
Sonraki İçerikOkulların yüzde 43’ünde el yıkama imkanı yok..
Deniz Kılıçer
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

3 YORUMLAR

  1. Diplomasi ve demokrasi = Dünyadaki en büyük iki yalan.

    Kral çıplak hikayesini okumadıysanız okuyun. Osmanlı diplomasi bilmeidği için mi ege adalarını elinde tutamamış yahut Türkiye cumhuriyeti diplomatları diplomasi bilmediği için mi ege adalarını geri alamamış ? Beceriksizlik değil imkan yetmemesinden alamamışlar. 12 adaların dışında kalanlar için böyle söylenebilir ama nihayetinde gücümüz buna yetmişti o zamanlar. Kissinger den örnek veriyorsunuz, kissinger o yıllardaki Türkiyeyi temsil ediyor olsunda görün bakalım o diplomasiyi becerebilecekmiydi. Elbette arkasında Amerikan devletini büyüp para sahiplerini ve amerikan derin devletini temsil ediyordu. Diplomatik oyunlarını karşı taraf görmezden gelip numaranızı yuttuğunda siz başarılı olmuş olursunuz. Zaten başka şansınız yoktur. Keza Ecevit örneği. Diplomasi başarısız olmuşmuş.. Zaten harekat öncesi diplomasinin başarı şansı yoktu ki ? Harekat başarılı olunca bakın rumlar karşısında diplomasimiz ne kadar başarlı olarak kendi bölgelerinde kalmaya mecbur ettik. o günden bu güne Türk bölgesine saldırıyorlar mı ? Hayır başarlı diplomasi böyle olur. Fransanın dünyada diplomatik başarısı nedir örneği mesela ? Afrikadar sömürge yahut barış gücü yollamadığı ülkede bir başarısından sözedebilirmisiniz ? Mesela İRAN evet çok başarılı insanları yıllaryılı sefaletle yaşıyor bu mudur başarı örneği ? Üstelik hatrı sayılır petrol ve gaz rezervlerine rağmen. İçeride başarılı olabilirler ama dışarıda da hiç bir başarısınız görmedik. Elinde onca petrol ve gaz rezervi olmasın bakalım ne kadar başarılı oluyor. Gelelim bizim yarınımıza savunma sanayimiz başarısını arttırdıkca yerli üretimimiz (skeri ve sivil) başarısını arttırdıkca bizim diplomatlarımızın başarısı da artacaktır merak etmeyin.

    • Şerif bey! Kavga ile kalkan zararla ve yok olma ile oturur.
      Osmanlı durmadan saldırdı! Bunu yaparken DİN adına yaptiğını gerekçe gösterdi! Oysaki İslamda saldırı yok SAVUNMA var.
      Osmanlı! Savaşlar nedeni ile Müslümanlar’a birgün dahi rahat yüzü göstermedi.
      Osmanli! Teknoloji, ve çağı yakalamak yerine kılıç kullanma ve kafa kesme eğitimi verdi. Yazacak çok hataları var fakat bu kadarı yeterli.
      Türkiye , osmanlıdan bu tarafa hep geriledi hiç ilerlemedi ve dış devletlerden’de tek bir dostu edinemedi.
      Peki dost edinememe’nın sebebi sizce ne olduğunu bilmede, bence sıradan uyutulmuş halkın ta kendusi.
      Çünkü! Doğrular bu halkın gururuna dokunduğu için.
      İslam adına yapiyorum diyiyorlar islamı yasakladığını yapiyorlar.
      Gelmiş geçmış Padişahladan kaç tanesi Türk ve Müslüman kızla evlenmiş?
      Osmanlı başkentine kadar işgal ettirmiş.

      Şu an Türkiye batmış hem içerde hem dışarda cebelenip duruyor! Yöneticiler, Havuz,troller ordusu ve tarftarları, güllük gülistanlik gösteriyor.

      En sadık dost sizi öven değıl hatalarınızı söyliyendır…

  2. Deniz Hanım! Yazınızı okudum istifade ettim. Teşekkür ederim. Din adamlarının diplomasi stratejilerini bildiğinizi en azından onlarla az da olsa ikili ilişkilerde bulunduğunuzu yazmışsınız. Benim sorum şu, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın kullandığı dilin “köylü dili” olduğunu herkes biliyor. Bu hususta örnek bir “dini diplomasi” dili ile ilgili yazı yazsanız yol gösterici olabilir.
    İkincisi; Diplomasi bağlamında yumuşak gücün önemi ile ilgili meslek hayatınızdan bazı örnekler vererek bir yazı yazsanız istifadeli olur.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here