Diyanet, sosyal medyaya değil sosyal faciaya baksın

1

İki meslek grubu Türkiye’nin en ücra köşesine varana kadar görev yapıyor.

Bir elmanın iki yarısı gibi.

Öğretmenler ve imamlar.

Toplumun parlayan yıldızları olması gereken.

Benim görüşüm her zaman şudur:

Eğer bu iki meslek grubu, kendini iyi yetiştirip görevlerini hakkıyla yerine getirmiş olsalardı Türkiye’nin bugün süper bir devlet olmaması için hiçbir neden yoktu.

Çünkü en ücra noktadaki insanlarla bu kişiler irtibat kuruyor.

Bir nevi onlar için dünyaya açılan kapı.

İlim, bilim, din ve ahlak gibi konular bu meslek gruplarının eğitim alanına giriyor.

Ama üzülerek belirtmeliyim ki toplum, bu iki meslek grubunda çalışanlardan yeterli faydayı göremedi.

Görmek bir yana her zaman tartışmaların odak noktasında yer aldılar.

Elbette topyeküncülük yapmak istemem.

Hakkıyla işlerini yapanlar baş göz üstüne, müstesna.

Ülkemizde eğitim ve din, toplumsal tartışmaların ön sıralarında bulunuyor.

Doğal olarak en çok bu görevi yapanlar yıpranıyor, yıpratılıyor.

Maalesef, bunların eğitilmesinden sorumlu kurumlar ise bir türlü istenen başarıyı gösteremiyor.

Onlar da bu tartışmanın değirmenine sürekli su taşımakla meşguller.

İşte son bir örnek!..

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, sosyal medyanın kullanımıyla ilgili hukuki düzenleme istedi:

“Sanal ve dijital dünyadan taşarak gerçek hayatı etkisi altına alan bu durum, dinin fert ve toplum düzleminde hedeflediği ahlaki ilke, değer ve erdemlerden uzaklaşmaya sebebiyet verebilmektedir. Bu itibarla, sosyal medyanın kullanımıyla alakalı hukuki çerçeveyi belirleyecek yasal bir mekanizmanın ihdası ve güçlü bir bilincin inşası, ötelenemez bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.”

Siyasetle din iç içe geçince tartışma da mecrasından kayıverdi.

Siyasal iktidarın, kendi düzenine göre değişikliğe gitmek istediği bir konuda gereksiz bir çıkış, bizi bambaşka bir dünyaya taşıyor.

Oysa Diyanet İşleri Başkanlığının görevi bu olmamalı.

Toplumun derdiyle dertlenmeli.

Yanan ateşe benzin değil su taşımalıdır.

Mâide Suresi 8. Ayette şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

Sayın Başkan, sosyal medya için “Dinin fert ve toplum düzleminde hedeflediği ahlaki ilke, değer ve erdemlerden uzaklaşmaya sebebiyet verebilmektedir” diyor ya;

Oysa atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.

Toplumun din ile irtibatı günbegün kesiliyor.

Gençler arasında deizm, ateizm yaygınlaşıyor.

Toplum adalete hasret.

Sosyal facialar başımızdan aştı.

Bu gelişmeler karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı ne gibi tedbirler alıyor?

Cezaevine girme riski olan ağır kanser hastası Ayşe Özdoğan, aylardır derdini sosyal medyadan yetkililere duyurmaya çalışıyor.

75 yaşında alzheimer baba, hasta bir anne ve bir çocuk.

Yaklaşık 5 yıldır tutuklu bir eş.

Kanserle mücadele etmeye çalışan Ayşe Özdoğan:

“Ben anneyim, eşim, evladım, hastayım. Ben yaşamak istiyorum. Cezaevine gittiğimde cezaevinin hali ortada. Cezaevinde hasta halimle ben şu an kendimi 9 yıllık cezam onanmış değil de idam cezam onanmış gibi hissediyorum. Sadece insan olarak değerlendirilsin, sesime ses olmalarını, destek olmalarını rica ediyorum.”

Bu sese Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş kulak verir mi?

Cezaevlerinde tedavi edilmeyi bekleyen onlarca hasta tutuklu ve mahkûm, kendilerinin ilgi alanına girer mi?

Tam 6 yıldır sosyal ölüme terk edilen KHK’lıların feryatlarını Erbaş duyar mı?

Bir türlü haber alınamayan kayıplar hakkında bir şeyler söyler mi?

Eşi ve iki oğlu öldürülen Emine Şenyaşar’ın adalet nöbetine katılır mı?

Cezaevlerinde anneleriyle kalmak zorunda olan yüzlerce çocuk ve bebek.

İçeri atılan hamile kadınlar.

Sayın Başkan ne olacak bu işlerin hali?

Bu acı tablolar için de bir hukuki düzenleme talebiniz olur mu?

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here